Quo Vadis Europa? Brexit Sonrası AB İçin Muhtemel 5 Gelecek
Mart ayına AB’nin geleceği için oldukça kritik bir gelişme ile girdik. Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, AB’nin Brexit sonrası izleyeceği yöne dair muhtemel senaryoları ortaya koyan beyaz kitabı 1 Mart 2017 tarihinde kamuoyuna açıkladı. Avrupa’nın Geleceğine Dair Beyaz Kitap’ın sunulması, zamanlama açısından da kritikti. Bu ay, AB açısından oldukça önemli iki gelişme bekleniyor: 25 Mart’ta, AB liderleri AB’nin temellerini atan Roma Antlaşması’nın 60’ıncı yıldönümü vesilesiyle Roma’da bir araya gelerek AB’nin geleceğine yönelik gözden geçirme sürecini başlatacak. Mart sonuna kadar ise Britanya, Brexit sürecini resmen başlatmak üzere AB Antlaşması’nın 50’nci Maddesi’nin harekete geçirilmesi için girişimde bulunacak. 60’ıncı kuruluş yılını idrak edecek olan AB için Roma’da toplanacak zirve, Juncker’in AP üyelerine hitabında da ortaya koyduğu gibi “yalnızca bir doğum günü kutlaması değil, 27 üyeli AB’nin de doğum anı” olacak. 27 üyeli AB’nin kendi kaderini şekillendirmesi ve geleceği için bir vizyon belirlemesi gerekiyor.
Beyaz Kitap, Komisyonun, Avrupa projesinin geleceği için AB genelinde başlatılacak tartışmaya katkısını oluşturuyor. AB liderleri tarafından, 25 Mart’ta Roma’da bir araya geldiklerinde ele alınması beklenen Beyaz Kitap, AB’nin geleceğine dair tartışmalara kaynaklık edecek. Juncker, ulusal, yerel, bölgesel boyutlarda ve sivil toplum düzeyinde de sürdürülecek geniş çaplı bu tartışmada öne çıkan görüşleri, Eylül 2017’de gerçekleştireceği “Birliğin Durumu” konuşmasında kendi görüşlerini de katarak ilerletmeyi hedefliyor. Aralık ayında toplanacak AB Zirvesi’nde izlenecek yönün belirlenmesiyle Haziran 2019’da gerçekleşecek AP seçimlerine kadar bir yol haritası ortaya koyulması mümkün olabilecek. Aralık ayında kadar ise Komisyonun, AB’nin sosyal boyutunun güçlendirilmesi, Ekonomik ve Parasal Birliğin derinleştirilmesi, küreselleşme, Avrupa’da savunmanın geleceği ve AB finansmanın geleceği konularında, Beyaz Kitap’ta yer verilen senaryolardaki boşlukları dolduracak bir dizi politika notu yayımlaması öngörülüyor.
Belirsizlikler Çağında Yolunu Bulmaya Çalışan AB İçin 5 Yön
Avrupa projesi, 60 yıllık tarihinin en sancılı dönemlerinden birinden geçiyor. AB’nin içeride ve dışarıda maruz kaldığı baskılar, çağımızın en başarılı entegrasyon hareketinin geleceğini tehlikeye atıyor... 2008 yılında patlak veren küresel krizin tetiklediği Avro Alanı borç krizi ve AB’ye komşu coğrafyalardaki çatışmaların ağırlaşan insani boyutu nedeniyle maruz kaldığı mülteci krizi, AB’nin tek para birimi ve serbest dolaşım gibi temel kazanımlarını ve dayanışma gibi temel değerlerini ciddi anlamda sınıyor. Geçtiğimiz haziran ayında Britanya halkının AB’den ayrılma kararı, adeta deprem etkisi yarattı ve AB bütünleşmesinin geleceğini sorgulanır hale getirdi. Britanya’nın ay sonuna kadar AB Antlaşması’nın 50’nci Maddesi’ni harekete geçirmesiyle başlayacak Brexit sürecinin de oldukça sıkı ve zorlu müzakerelere sahne olması bekleniyor.
Bu meydan okumaların yan ürünü ise AB genelinde popülizmin tehlikeli şekilde yükselişe geçmesi, AB kamuoyunun AB’ye yabancılaşması ve AB ile Avrupa vatandaşlar arasındaki makasın giderek açılması oldu. Bunlara ek olarak, Avrupa bütünleşmesine geleneksel olarak destek veren ABD, açıkça Brexit’e destek veren bir başkan tarafından yönetiliyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana en güçlü dönemini yaşayan Rusya, sınırdaki AB ülkelerinde güç gösterisinde bulunuyor ve üye ülkelerin seçimlerine müdahale etmeye çalışıyor. AB’ye komşu coğrafyalarda ise istikrarsızlık ve çatışmalar hüküm sürüyor. AB içerisinde Macaristan, Polonya gibi ülkelerde hukukun üstünlüğü ve temel haklar gibi AB’nin merkezinde yer alan değerler erozyona uğrarken, Yunanistan ekonomisi de alarm veriyor. AB’nin altı kurucu ülkesinden üçünün de aralarında bulunduğu beş üye ülkede (Hollanda, Bulgaristan, Çekya, Fransa, Almanya ve belki İtalya’da) 2017’nin seçim yılı olması da belirsizliği artırıyor. Fransa’da Marine Le Pen’in, Hollanda’da ise Geert Wilders’in öncüsü olduğu AB karşıtı popülistlerin seçimlerde galip gelmesinin gerçekçi bir ihtimal olarak değerlendirilmesi, başlı başına endişe verici. AB bütünleşmesinin itici gücü olan Fransa-Almanya ittifakını ciddi şekilde etkileyebilecek Fransa ve Almanya seçimleri, şüphesiz AB’nin Brexit sonrası yörüngesini de şekillendirecek.
Komisyonun, tüm bu dinamiklerin etkili olduğu ortamda sunduğu Beyaz Kitap’ta, AB bütünleşmesi için 2025’e kadar beş farklı gelecek senaryosu tasvir ediliyor. Bunlar sırasıyla: “Aynı şekilde devam”, “Yalnızca Tek Pazar”, “Birden çok gönüllüler koalisyonu”, “Daha az alanda daha etkin bir AB” ve “Hep birlikte daha fazla bütünleşme” olarak özetlenebilir (Bkz. Şekil 1).
Şekil 1- 2025’e Kadar AB’nin Geleceği İçin Beş Senaryo
Kaynak: Avrupa Komisyonu
Tüm senaryoların çıkış noktasını Britanya’nın ayrılmasından sonra geriye kalan 27 üye ülkenin “birlik” olarak yola devam edecekleri varsayımı oluşturuyor. Beyaz Kitap’ta, beş senaryodan her birinin uygulandığı takdirde 2025 yılına kadar Tek Pazar, Ekonomik ve Parasal Birlik, Schengen Alanı ve dış politika gibi belli başlı politika alanlarında yaratabileceği etkiler (Bkz. Şekil 2) ele alınarak, her senaryo eksileri ve artılarıyla değerlendiriliyor.
Komisyonun sunduğu senaryolardan ilki; AB bütünleşmesinin, küçük çaplı değişikliklerle mevcut yörüngesinde sürdüğünü öngören, “statükonun devamı” olarak tabir edilebilir. AB-27’nin işleyişinde “Avrupa İçin Yeni Bir Başlangıç” ve AB liderlerinin geçtiğimiz eylül ayında kabul ettikleri Bratislava Deklarasyonu gibi belgelerle ortaya koyulan reformların hayata geçirilmesiyle mevcut şekilde yoluna devam ettiği varsayımına dayanıyor.
AB için, bütünleşmenin Tek Pazar’a indirgenmesi (senaryo 2) ve tüm politika alanlarında daha derin işbirliğine evrilmesi (senaryo 5) gibi “radikal” olarak nitelendirilebilecek alternatif gelecekler de ortaya koyuluyor. 2’nci senaryoda, Tek Pazar, AB’nin varoluş nedeni haline gelirken, dış politika, savunma, sınır yönetimi, güvenlik vb. politika alanlarında bütünleşme hedefi terk ediliyor. AB’den ayrılmanın arifesindeki Britanya’ya oldukça cazip gelecek olan bu senaryo, AB bütünleşmesinin tersi yönde dinamikler içerdiği için radikal bir alternatif gelecek olarak nitelendirilebilir. Komisyon Başkanı Juncker, AB bütünleşmesinin piyasalar, mallar ve sermayenin ötesinde olduğunu savunarak, AB’nin bir serbest ticaret alanına indirgenmesini kabul etmeyeceğini net şekilde ortaya koydu. AB için federalist bir geleceği tasvir eden 5’inci senaryonun ise AB şüpheciliğinin yükselişe geçtiği mevcut ortamda uygulanabilir olduğunu söylemek zor. AB kurumlarıyla vatandaşlar arasındaki yabancılaşmayı daha da artırabilecek bu senaryo üye ülkelerdeki mevcut siyasi realiteyi yansıtmadığı için AB için gerçekçi bir alternatif gelecek oluşturmuyor.
Komisyonun sunduğu senaryolar arasında gerçekçi ve uygulanabilir nitelikte iki senaryo bulunuyor. Bunlar “Daha az alanda daha etkin bir AB” (senaryo 4) ve “Daha fazla gönüllüler koalisyonu” (senaryo 3). 4’üncü senaryo, AB’nin önceliklerini gözden geçirerek AB düzeyinde hareket etmenin daha çok katma değer sağlayacağı; ticaret, güvenlik, savunma ve sınır yönetimi gibi sayılı alanda bütünleşmeye yönelirken bazı diğer alanlarda rolünü azaltması veya tamamen bırakmasını öngörüyor. Bu senaryonun en büyük sorunu; uygulanmaya başlanmasının, 27 üye ülke arasında, AB düzeyinde ele alınması ve AB’nin rolünü azaltması veya bırakması gereken alanlar üzerinde uzlaşmanın sağlanmasına bağlı olması.
Belirli alanlarda daha derin bütünleşme hedefini paylaşan ülkelerin bir araya gelmesiyle farklı alanlarda çok sayıda gönüllüler koalisyonunun ortaya çıktığı “çok vitesli Avrupa” (senaryo 3) ise AB bütünleşmesinin itici gücü konumundaki aktörleri ve açıkça telaffuz edilmese de Komisyonun tercihi. Çok vitesli Avrupa fikri yeni değil; 22 üye ülkenin dahil olduğu Schengen Alanı ve 19 üye ülkenin dahil olduğu Avro Alanı ile aslında çok vitesli Avrupa, uzun yıllardır AB’de de facto olarak uygulamada. Buna karşılık, mevcut koşullarda katılmama hakkı (opt out) elde eden ülkeler haricindeki üye ülkelerin gerekli koşulları yerine getirdikten sonra Avro Alanı’na katılacakları varsayılıyor. Bu açıdan Komisyonun sunduğu Beyaz Kitap’ta, farklılaştırılmış entegrasyonun norm haline gelmesi ve teşvik edilmesi önemli bir yenilik.
Şekil 2- Beş Senaryo: Politikaların Genel Görünümü
Kaynak: Avrupa Komisyonu
“Çok Vitesli Avrupa” Tartışmaların Odağında
Juncker’in sunduğu gelecek senaryoları üye ülkelerden farklı geri dönüşler aldı. Çok vitesli Avrupa senaryosu, kurucu ve ekonomileri güçlü üye ülkelerden genel anlamda destek görürken, bu senaryo, kuzey ülkeleri ve çok vitesli AB’nin periferisinde kalmaktan korkan Orta ve Doğu Avrupalı üye ülkeler tarafından çekinceyle karşılandı.
Almanya ve Fransa dışişleri bakanları, AB’nin Tek Pazar’dan çok daha fazla şey ifade ettiğini belirterek, açık şekilde 2’nci senaryoya karşı çıkarken, edinilen kazanımların gerisine düşmemek kaydıyla “üye ülkelerin entegrasyon hedefleri arasındaki farklılıklarının da ele alınması gerektiği” ifadeleriyle çok vitesli Avrupa’yı öngören 3’üncü senaryoya açık şekilde destek verdi. Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya’nın liderleri de AB’nin geleceğini ele almak üzere 6 Mart tarihinde Versay Mini Zirvesi’nde bir araya geldiklerinde, çok vitesli Avrupa fikrine destek vererek, AB’nin, üye ülkelerin kendi entegrasyon derecelerini seçebilmelerine imkan tanıyacak şekilde reforme edilmesi gerektiği mesajını verdiler. Benelüks ülkeleri ve AB Dönem Başkanı Malta, çok vitesli Avrupa’ya destek veren diğer ülkeler.
Bu senaryoya karşı olanların sayısı da az değil. Çok vitesli Avrupa senaryosu, Orta ve Doğu Avrupalı üye ülkelerde endişe yarattı. Visegrad dörtlüsü; Polonya, Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın liderleri, Beyaz Kitap’tan bir gün sonra yayımladıkları ortak deklarasyonda, AB’nin bütünlüğünün tüm yaklaşımların başlangıç noktası olması gerektiğinin altını çizerek, entegrasyonda esnekliği sağmak amacıyla antlaşmalarda mevcut olan artırılmış işbirliğine başvurulabileceğini kabul ederken, bunun her çeşidinin, tüm üye ülkelerin katılımına açık olması; Tek Pazar, Schengen Alanı ve AB’nin kendisinin dağılmasını kesin şekilde önlemesi gerektiği mesajını verdiler. AB bütçesinden net katkı alan Visegrad ülkeleri, çok vitesli Avrupa’nın ikinci sınıf AB üyeliği gibi bir kavram ortaya çıkarabileceği ve kendilerinin bu kategoride değerlendirilmeye başlayabileceğinden oldukça tedirgin durumdalar. AB’nin çok vitesli bir yapıya evrilmesi sonucu periferide kalmaktan korkan Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan da Visegrad ülkelerinin endişesini paylaşarak, çok vitesli Avrupa’ya karşı çıkıyor.
AB’nin Yeni Şımarık Çocuğu: Polonya
AB liderleri, Roma Zirvesi’nde AB’nin geleceğine ilişkin verilecek mesaja dair görüş alışverişinde bulunma imkânını ilk kez 9-10 Mart 2017 tarihlerinde gerçekleşen AB Zirvesi’nde elde etti. Zirvede, Batı Balkanlarda giderek artan istikrarsızlık, savunma, ticaret politikaları, göç, ekonomi ve artırılmış işbirliği metoduyla Avrupa Kamu Savcılığı kurumu kurulması başta olmak üzere birçok konu gündemdeydi. Ancak AB liderlerinin Roma Zirvesi öncesi kritik buluşmaları, AB Konseyi Başkanı’nın seçimi konusunda yaşanan dramla başladı. Görev süresi 31 Mayıs 2017’de dolacak olan AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, kendi ülkesi Polonya’nın muhalefetine rağmen 27 üye ülkenin desteğini alarak ikinci kez Konsey Başkanı seçildi. Polonya’da iktidarda bulunan Adalet ve Hukuk Partisi (PiS), Tusk’u hukukun üstünlüğü konusunda eleştirileri nedeniyle Polonya’nın iç işlerine karışmakla suçlamaktaydı. Bunun yanında PiS Başkanı Jaroslaw Kaczynski, 2010’da ikiz kardeşi ve dönemin Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski’nin yaşamına mal olan Smolensk uçak kazasında o dönem başbakan olan Tusk’un ahlaki sorumluluğu olduğu iddiasında bulunmuştu. Varşova, Tusk’a destek vermeyeceğini açıklayarak, Tusk’un koltuğuna AP üyesi Jacek Saryusz-Wolski’yi aday göstermişti. Çoğu analiste göre, Polonya, bu adımla uluslararası arenadaki saygınlığını zedelemiş oldu.
Polonya, Tusk’un ikinci kez AB Konseyi Başkanı seçilmesine, Konsey karar bildirgesinin kabul edilmesini bloke ederek cevap verdi. Bu nedenle öncekilerin aksine bu zirvede, 9 Mart tarihli oturuma ait kararlar “Konsey Başkanlığı Karar Bildirgesi” başlığıyla ve “bu metin, 27 üye ülkenin desteğini almasına rağmen içerikle ilgili olmayan bir konu nedeniyle uzlaşıyı yansıtmamaktadır” ibaresiyle yayımlandı. Polonya’nın tutumu, Avusturya ve Lüksemburg başta olmak üzere bazı devletlerin tepkisine yol açarken, Lüksemburg Başbakanı Xavier Bettel, Polonyalı mevkidaşı Beata Szydlo’nun “bir yetişkin gibi davranmadığı” eleştirisinde bulundu.
AB’nin zorluklara karşı birlikte ve dik bir duruş sergilemeye hazırlandığı Roma Antlaşması’nın 60’ıncı yılına doğru geri sayarken yaşanan bu kriz, iradesinin dikkate alınmadığını düşünen Varşova’nın 25 Mart tarihli Roma Zirvesi’nde kabul edilmesi öngörülen deklarasyona karşı çıkabileceği yorumlarını da beraberinde getirdi. Brexit müzakerelerine başlamaya hazırlanana AB’nin birliğe ihtiyaç duyduğu bir zamanda, üye ülkelerden birinin, iç siyasi kapışmalarını AB platformuna yansıtması ve AB’de konsensüsün göstergesi olması gereken Konsey karar bildirgesini bloke etmesi başlı başına endişe vericiydi.
Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı