İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
6-12 TEMMUZ 2014

AVRUPA ADALET DİVANI: ALMANYA TÜRK VATANDAŞLARININ AİLE BİRLEŞMELERİNDE ALMANCA BİLME ŞARTI GETİREMEZ

Avrupa Adalet Divanı 10 Temmuz 2014 tarihinde verdiği kararda (C-138/13) üye ülkelerin, haklı görülebilecek daha üstün genel kamu yararı gerekçeleri olmadıkça, Ankara Anlaşması’nın ayrılmaz parçası olan Katma Protokol’ün 41/1. Maddesi gereğince Türk vatandaşlarının yerleşme hakkını kısıtlayıcı yeni önlemler getiremeyeceklerine karar verdi. Bu çerçevede Divan’a göre bir üye ülkenin temel düzeyde o ülkenin dilini bilme şartı getirmesi yerleşme hakkının kısıtlanması için haklı bir sebep oluşturmaz.

Almanya, 2007 yılından itibaren Almanya’da oturan eşiyle aile birleşmesi için bir araya gelmek isteyen üçüncü ülke vatandaşı olan diğer eşe vize verilebilmesi için temel düzeyde Almanca bilme şartı aramaya başlamıştı. Almanya’ya göre bu şartın amacı zorlama evlilikleri önlemek ve aile birleşmelerine ilişkin mevzuatı sıkılaştırarak entegrasyonu güçlendirmekti.

Adalet Divanı kararında, AB-Türkiye ortaklık anlaşmasına ve yerleşme hakkına ve aile birleşmelerine, daha üstün kamu yararı gerekçeleri olmadıkça yeni sınırlamalar getirilmesini yasaklayan 1970 tarihli Katma Protokolün “standstill” hükmüne işaret ederek, Almanya’nın böyle bir sınırlama getiremeyeceğine hükmetmiştir. Divan’a göre her he kadar Almanya’nın bu konuda yaptığı yasal düzenlemenin amacı meşru görünse de, bu amacın gerçekleşmesi için seçtiği dil bilme şartı bu amaç için orantısız bir araçtır. Zira böyle genel bir şart her bir aile birleşmesi olayının kendi özelliklerini dikkate almamakta ve bazı durumlarda aile birleşmelerini olanaksız kılmakta ve yerleşme hakkını olumsuz etkilemektedir.

 

İKV’NİN ABAD KARARINA İLİŞKİN BASIN DUYURUSU:

ABAD, AİLE BİRLEŞİMİNDE DİL ŞARTINA “HAYIR” DEDİ

11 Temmuz 2014

Avrupa Adalet Divanı (ABAD), Almanya tarafından aile birleşimi amacıyla bu ülkeye gitmek isteyen Türk vatandaşlarının vize başvurularında, 2007 yılından beri talep edilen temel Almanca bilgisi şartının AB hukukuna aykırı olduğuna hükmetti. Aile birleşimine engel oluşturan ve ABAD tarafından aile birleşmesi hakkı dikkate alındığında orantısız olarak nitelendirilen söz konusu şart, 1973 tarihli Katma Protokol’ün “standstill” olarak adlandırılan ve tarafların aralarında yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edimine yeni kısıtlamalar getirmesini yasaklayan 41(1) Maddesine aykırı bulundu.

ABAD bu kararı, Almanya’da ikamet eden eşinin yanında gitmek isteyen ve vize başvurusu dil engeline takıldığı için kabul edilmeyen Naime Doğan’ın Berlin İdare Mahkemesi’nde açtığı ve AB hukukunu ilgilendirdiği için yerel mahkeme tarafından ABAD’a yönlendirilen dava ile ilgili olarak verdi. Kararda, Divan, temel Almanca bilgisi şartının, Alman yetkililerce ileri sürülen entegrasyon gibi amaçların gerektirdiğinin ötesine geçtiğini belirtti ve her bir vakanın kendine özgü koşullarını dikkate almadan aile birleşimi için yapılan başvurunun otomatik olarak reddine yol açtığını tespit etti. Divan ayrıca aile birleşiminin göçmenlerin ev sahibi ülkedeki ikametlerinde yaşam kalitesine ve topluma entegre olmalarına katkıda bulunduğunu ekledi.

Bu karar Türk vatandaşlarının AB’deki hakları açısından önemli bir kazanıma işaret ediyor. Bilindiği üzere Avrupa Adalet Divanı 1986’dan beri Türk vatandaşlarının Ortaklık hukuku kapsamındaki haklarını tanıyan 55’in üzerinde karara imza atmıştı. Bu kararlar Ankara Anlaşması, Katma Protokol hükümleri ve Türkiye-AB Ortaklık Konseyi kararlarının, Türk vatandaşlarının AB’de dolaşım, yerleşme ve iş kurma hakları gibi alanlarda doğrudan etkiye sahip olduğunu, yani üye devletlerce de doğrudan uygulanması gerektiğini ortaya koymuştu. Almanya’nın öne sürdüğü sav olan söz konusu dil şartının göçmenlerin Alman toplumuna entegrasyonunu kolaylaştırdığı ve zorla yapılan evlilikleri engellediği argümanı ise ABAD tarafından uygun bulunmadı. Şimdiki aşamada Alman yetkililerin vakit geçirmeden bu kararı uygulamaya yansıtmaları bekleniyor.

İKV olarak ABAD’ın Almanca dil şartına ilişkin aldığı bu kararın üye devletler tarafından zaman geçirilmeden uygulamaya alınmasını temenni ediyoruz. Bu noktada 2009 tarihinde aynı mahkemenin Türk vatandaşlarının vizesiz dolaşımına ilişkin verdiği kararın, üye devletler tarafından uygulanmadığını hatırlatmakta fayda görüyoruz. Temennimiz odur ki üye ülkeler, geçmiş yıllarda göstermiş oldukları tutumu, milyonlarca vatandaşımızı yakından ilgilendiren bu konuda bu defa tekrarlamaz ve hukukun üstünlüğüne saygı gösterir.

Söz konusu karar kuşkusuz ki Almanya’da yaşayan yaklaşık 2 milyon 956 bin Türk ve Türkiye kökenli Alman vatandaşı için önemli bir kazanım ve haksız bir uygulamanın düzeltilmesi anlamını taşıyor. Ancak bu karar sadece Türk kökenliler için değil, AB’deki diğer göçmen kökenliler açısından da önemli bir içtihat oluşturuyor. Bu şekilde AB üyesi devletlerin, göçmenlere yönelik olarak dil testi gibi amacını aşan uygulamalarının önü alınmış olacak. Bir anlamda zorlaştırıcı ve göçmenlerin sosyal ve psikolojik uyumu açısından yapılan olumsuz uygulamalar adaletsizlik çerçevesinde değerlendirilecektir.

İktisadi Kalkınma Vakfı