İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
9-15 KASIM 2015

İKV`DEN ANALİZ

Yeni Nesil İlerleme Raporunda Uyarının Yanında, İşbirliği İmkânı ve Yol Haritası Sunuluyor

10 Kasım gibi Türkiye için anlamlı bir günde yayımlanan 2015 İlerleme Raporu Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Türkiye raporlarının 18’ncisi. Avrupa Komisyonunun 2019 yılına kadarki genişleme stratejisi kapsamında açıklanan Türkiye raporu, yeni nesil olarak adlandırılan ilerleme raporlarının ilkini oluşturmakta. Bu raporda, öncekilerden farklı olarak, aday ülkelerin AB’ye uyum sürecindeki genel durumları ve son 1 yılda kaydettikleri aşama derecelendirilmiş durumda. Aday ülkenin 33 müktesebat faslındaki genel ilerleme düzeyi “erken”, “sınırlı”, “orta”, “iyi” ve “ileri” düzey olarak numaralandırılırken, son 1 senedeki gelişmeler “sınırlı ilerleme”, “iyi ilerleme” ve “ilerleme yok” olarak değerlendirilmekte. Bu yaklaşım hem yıldan yıla ülkelerin ilerlemelerini ölçmek, hem de aday ülkeleri birbirleri ile karşılaştırmak için iyi bir temel oluşturuyor.  Bunun yanında, her müktesebat başlığında, aday ülkelerin neler yapması, hangi mevzuatı çıkarması ve hangi uyumsuz düzenlemeyi değiştirmesi gerektiği bir yol haritası şeklinde raporda belirtiliyor. Böylece, Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan bu yeni nesil raporlarda aday ülkelerdeki sorunların ve AB sürecinde yapılması gerekenlerin somut, net ve açık bir şekilde ortaya koyulabildiğini görüyoruz.

Türkiye için hazırlanan ilerleme raporuna gelince, öncelikle bu raporun aslında Ekim ayı başında yayınlanmasının öngörüldüğünü, ancak raporun daha sonra diğer aday ülkelerin raporları ile birlikte Kasım ayına ertelendiğini söyleyerek başlayalım. Bu gecikmenin, Komisyonun içindeki onay sürecindeki gecikmeden kaynaklandığı söylense de, genel kanı, Türkiye ile mülteci eylem planı görüşmelerini yürüten AB tarafının, taktiksel nedenlerle raporun açıklanmasını 1 Kasım seçimleri sonrasına bırakmayı uygun gördüğü yönünde. Raporun yayınlanmasının bu şekilde geciktirilmesi AB’nin Türkiye ile ilişkilerinde yaşadığı çıkar-değer ikilemini de ortaya koyuyor. AB bir yandan Türkiye’nin diğer aday ülkeler gibi AB değerleri ve normları yönündeki gidişatını değerlendirirken, öte yandan mülteci krizi gibi acil önem taşıyan bir konuda Türkiye’nin desteğine ihtiyaç duyduğunda, bu kriterlerini esnetebiliyor.

Raporun İçeriği

Raporun içeriğine gelecek olursak, raporda özellikle Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerine uyum ile ilgili eksiklikleri ve uyumsuzlukları raporda üzerinde durulan konular arasında yer alıyor. Siyasi karne açısından eleştirel olan rapor, Türkiye’nin içinde de tepki çeken ve demokratikleşme sürecinde duraklamaya yol açan, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, yargının bağımsızlığı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü konuları üzerinde önemle duruluyor. 3 alanda Türkiye’nin ilerlemek şöyle dursun, geriye gittiği ve AB standartlarına uygun hareket etmediği vurgusunu yapıyor. Bu üç alan “medya" ve “internet özgürlüğü”nü de kapsayacak şekilde “ifade özgürlüğü”, “toplanma ve gösteri özgürlüğü” ve “kamu alımları”. Rapor özellikle basına yönelik saldırılar ve basın özgürlüğünü kısıtlayıcı bir ortamın varlığından endişe duyarken, toplanma ve gösteri özgürlüğünün sınırlandırılması ve gösterilerde polisin orantısız güç kullanımı gibi olumsuz uygulamalara dikkat çekiyor.

Raporda eleştirilen bir diğer nokta ise “yargının bağımsızlığı” ve “kuvvetler ayrılığı” prensibine saygı konuları. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanamadığı, yargıya yönelik müdahalelerin hukukun üstünlüğü ilkesinden uzaklaşmaya neden olduğu vurgulanıyor. Türkiye’nin teröre karşı mücadelesi desteklenirken, bu mücadelede insan haklarına saygı ilkelerinden ödün verilmemesi ve barış sürecinin devam ettirilmesi de yapılan çağrılar arasında yer alıyor.

Raporda, Türkiye’nin bu konularda ilerleme kaydetmesi ve sorunlarını çözmesinin tam anlamıyla demokratik ve özgür bir ülke olabilmesi için gerekli olduğu hususunun altı çiziliyor. Yargının işlevini bağımsız ve tarafsız bir şekilde yerine getirmesini sağlayacak siyasi ve yasal ortamın oluşturulması, yargı, yürütme ve yasama arasında kuvvetler ayrılığı ilkesine saygı gösterilmesi, HSYK içinde yürütmenin etkisinin sınırlandırılması ve mahkeme sürecine müdahil olmasının önlenmesi, yolsuzlukla mücadele alanında, yolsuzluk davalarında adli makamların bağımsızlığının güçlendirilmesi ve caydırıcı önlemler alınması, ifade özgürlüğü alanında gazetecilere yapılan her türlü müdahale ve saldırının önlenmesi, internet hukukunun Avrupa standartlarına getirilmesi raporda Türkiye’ye yapılan tavsiyeler olarak siyasi kriterler alanında gelecek seneki yol haritasını oluşturuyor.

Ekonomik kriterler alanında, genel olarak olumlu bir değerlendirme olsa ve son 3 yılda Türkiye ekonomisinin ortalama yüzde 3 düzeyinde büyüdüğü tespit edilse de, cari işlemler açığının yüksekliği, enflasyonun nispeten yüksek oluşu, para politikasının temel önceliğinin fiyat istikrarı olması gerektiği, yurt içi tasarruf oranlarının yükseltilmesi gereği ifade ediliyor. Devlet yardımlarının şeffaf olmamasının üzerinde durulurken, kamu alımlarında AB mevzuatına uyumda sıkıntılar tespit edilmiş. Özellikle devlet yardımları kanununun hala çıkarılmamış olması ve bağımsız bir devlet yardımları otoritesinin kurulmaması önemli bir sorun olarak nitelendiriliyor. Türkiye’nin dışardan yatırıma duyduğu ihtiyaç göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’de iş ortamının geliştirilmesi gereği ve ekonomik reform ihtiyacı vurgulanmış ve Türkiye’ye rekabet gücünün artırılmasına yönelik tavsiyelerde bulunuluyor. Rapor kadının iş gücüne katılım oranının artırılması ve insan kaynaklarının kaliteli eğitim ile geliştirilmesi gereğine de işaret ediyor. Hukukun düzgün işlemesi, yargının etkin, bağımsız ve tarafsız hareket edebilmesi ve ifade özgürlüğünün sağlanması sadece siyasi alan için değil, Türkiye’nin sosyoekonomik kalkınması, eğitim kalitesi, teknoloji ve inovasyon gücünü artırabilmesi ve yabancı yatırımlar için de büyük önem taşıyor.

Raporda olumu noktalara bakacak olursak, Türkiye’nin dünyada en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke olarak, Suriye ve Irak’tan gelen mültecilere yönelik tutumundan takdirle söz ediliyor. Aynı zamanda, seçimlerdeki yüksek oy verme oranı, kamu idaresi sistemi, aktif bir sivil toplumun varlığı ve Ombudsmanlık faaliyetlerinden olumlu bir şekilde söz edilirken, yüzde 10’luk seçim barajının devam etmesi, parlamenter dokunulmazlığı, yolsuzlukla mücadeledeki yetersizlikler, kolluk kuvvetlerine tanınan geniş yetkiler, internet sitelerinin yargı kararı olmaksızın kapatılabilmesi, siyasi kutuplaşma ortamı, ekonomideki dengesizlikler, yüksek cari açık ve artan enflasyon eleştiri noktalarını oluşturuyor.

Hiçbir İlerleme Kaydedilmeyen 24 Konu

Raporda Türkiye’nin geçtiğimiz yıl hiçbir ilerleme kaydetmediği 24 konu olarak aşağıdaki alanlar sıralanıyor: siyasi partiler ve dokunulmazlık konusunun Avrupa standartlarına getirilmesi, GKRY ile ilişkilerin normalleştirilmesi, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkesi, yolsuzlukla mücadele, makroekonomik dengesizliklerin düzeltilmesi, kamu maliyesinin şeffaflığı, elektrik piyasasında tüketici grupları arasında farklı fiyat uygulaması, yeni iş kurmanın daha zor ve masraflı olması, devlet yardımlarının şeffaflığı, telekomünikasyon mevzuatının AB’ye uyumu, işçilerin serbest dolaşımı, gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı, hayvanlardan insanlara bulaşabilen hastalıkların önlenmesi, balıkçılıkta yapısal eylem ve devlet yardımları, havayolu mürettebatı için AB-EASA kurallarına uyum, enerji verimliliği, nükleer enerji, nükleer güvenlik ve radyasyondan korunmada AB müktesebatına uyum, sosyal içerme sosyal yardım ve yoksulluğun giderilmesi, kadının işgücüne katılımı, bölgesel politikada entegre izleme bilgi sistemi, yargı ve temel haklar, ilaç mevzuatının uyumu, gümrük birliğinde yerinde gümrükleme ve yetkilendirilmiş yükümlü kavramına uyum, mali ve bütçesel hükümler.

Yeni Yaklaşım Türkiye’nin AB Süreci İçin Olumlu

Türkiye’nin hem siyasi kriterlerde AB değerlerinden uzaklaşmaya son vererek, AB standartları yönünde reformlara ve uygulamalara öncelik vermesi, müktesebat uyumunda da süreci hızlandırması AB ile ilişkileri ve üyelik sürecinin geleceği açısından büyük önem taşımakta. Bu süreçte özellikle yukarıda sayılan alanlarda ivedilikle önlem alınması gerekiyor.

2015 Türkiye İlerleme Raporunda benimsenen yeni yaklaşımı Türkiye’nin AB süreci açısından olumlu olarak değerlendirmek doğru olur. Yeni nesil olarak adlandırılan bu raporda, Türkiye’nin tüm müktesebat fasıllarında kaydettiği veya edemediği ilerleme, net ifadelerle ortaya koyulmuş ve önümüzdeki dönemde bu alanda ilerleme kaydedilmesi için yapılması gerekenler sıralanmış. Bu açıdan rapor, aday ülkelerin üyelik sürecindeki hazırlıklarını net bir şekilde ortaya koymak ve değerlendirmek açısından yeni ve uygun bir metodolojiyi ortaya koyuyor. Bu yeni yaklaşımın çok daha olumlu ve ilerlemeyi destekleyici olduğu görülüyor. Bununla birlikte, raporların gerçekten işlevini yerine getirebilmesi için, tam üyelik perspektifinin AB tarafından net ve inandırıcı bir şekilde ortaya koyulması ve AB yetkilileri ve liderlerinin üyelik konusunda farklı mesajlar vermemesinin önemine dikkat çekmek gerekir. Türkiye’de yeni görev alacak hükümetimizin, 2014 yılında hazırlanan strateji ve eylem planını devam ettirerek, reform sürecinde ivmeyi yeniden yakalamasını umuyoruz.