İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
3-9 EKİM 2016

İKV`DEN ANALİZ

Vize Serbestliği Diyaloğunda Ortak Çıkarlara ve Söylem Değişikliğine Odaklanmak

28 Eylül 2016 tarihinde Avrupa Komisyonu, mülteci krizinin yönetimine ilişkin bir dizi rapor yayımladı. Bu raporlar arasında en önemli olanı şüphesiz 18 Mart 2016 tarihinde Türkiye ile AB arasında varılan Mülteci Uzlaşısında gelinen noktayı değerlendiren üçüncü ilerleme raporuydu. Böylelikle mülteci krizi ve vize serbestliği tartışmaları bir kez daha Türkiye ve AB’de gündemin ilk sıralarına yerleşmiş oldu. Bu raporu önemli kılan temel sebeplerden biri, 15 Temmuz gecesi gerçekleşen başarısız darbe girişiminin ardından Komisyonun Türkiye-AB Vize Serbestliği Diyaloğu’na ilişkin ortaya koyduğu resmi ve en kapsamlı değerlendirmelerden biri olması. Fakat bu değerlendirmenin, kısa vadede Türk vatandaşlarının vizesiz AB hayalinin gerçekleşeceği yönünde ipuçları içerdiğini öne sürmek zor.

Öncelikle Türkiye-AB Vize Serbestliği Diyaloğu'nun hangi aşamada olunduğunu hatırlamakta fayda var. Bilindiği üzere, 2015 yılının sonu ve 2016 yılının başında Türk yetkili makamların yoğun mesaisi ve art arda gerçekleştirilen reform girişimleriyle birlikte vize serbestliğine ilişkin Komisyonun 4 Mayıs 2016 tarihinde açıkladığı son rapora göre, vizesiz Avrupa yolunda karşılanması gereken 72 kriterden 65’i yerine getirilmişti. Geriye karşılanmamış 5 kriter ve zaman yetersizliği ile teknik yetersizlikler sebebiyle daha ileri vadede karşılanacağı değerlendirilen 2 kriter kalmıştı. Gelinen aşama, iki taraf için de olumlu karşılanmış; Türk vatandaşları vizesiz Avrupa hazırlıklarına başlamıştı. Devam eden süreçte, konu Avrupa Parlamentosuna (AP) taşındı ve burada gerçekleşen görüşmeler sonucu, 72 kriterin tamamı karşılanmadan AP’de vize serbestliğinin müzakere edilmeyeceği belirtildi. Başka bir ifadeyle vize serbestliği topu bir kez daha taca çıktı.

Mülteci uzlaşısının ve vize serbestliği diyaloğunun Türkiye-AB ilişkilerini yeniden canlandıran, yeni bir başarı hikâyesi olmaya aday niteliğini hayatta tutmak iki tarafın öncelikli sorumluluğu olmaya devam ediyor. Son dönemde, hem Brüksel hem de Ankara’da tarafların gerçekleştirdiği pozitif gündemli görüşmeler, diyalog ortamını korumaya yönelik olumlu adımlar olarak kabul edilmeli. Bununla birlikte Mülteci Uzlaşısı Üçüncü İlerleme Raporu’nda yer alan ifadeler, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Uzlaşının uygulanmasına ilişkin doğan aksaklıkların ve iletişimsizliğin önemli ölçüde giderildiği, Uzlaşının etkin şekilde uygulandığı yönünde. Fakat aynı rapor, daha önce yayımlanan iki raporla karşılaştırıldığında vize serbestliğine ilişkin değerlendirmelere daha az yer vermiş durumda ve bu değerlendirmeler pek de umut aşılayıcı bir nitelik taşımıyor.

Vize Serbestliği Diyaloğunun Türkiye-AB İlişkilerinde Çarpan Etkisi

Komisyon, Türk yetkili makamları geriye kalan kriterleri de yerine getirmeye çağırıyor olsa da vize serbestliği sürecinde gerilimin geri dönülemeyecek oranda artması ve bu konudaki umutların ortadan kalkması, şüphesiz ki Mülteci Uzlaşısını da tehlikeye atabilir. Türkiye ile AB’nin mülteci krizinin çözümüne ilişkin ortaya koyduğu işbirliği sayesinde Türkiye üzerinden AB’ye düzensiz yollarla geçişlerin, krizin başladığı dönemden bu yana en düşük seviyeye çekildiğini ve Ege Denizi’nde ölümlerin de çok büyük ölçüde azaldığını hatırlamakta fayda var. Vize serbestliği hayali; hem Mülteci Uzlaşısı hem de geri kabul mekanizmasının tamamlayıcısı ve dinamosu konumunda. Dolayısıyla bu süreçlerdeki her kazanımın ve olumsuzluğun, çarpan etkisi yapacağını öne sürmek yanlış olmaz. Hatta gerçekleşen veya gerçekleşmeyen her reform, Türkiye-AB katılım müzakerelerinin 23’üncü ve 24’üncü fasıllarını da doğrudan etkiliyor.

Sonuçta, vize serbestliği diyaloğunun teknik boyutu ile siyasi müzakere boyutunu birbirinden ayrı tutmak gerek. Teknik boyuta bakıldığında, 72 teknik kriterden 65’i karşılanmış olsa dahi, tamamının karşılanmaması halinde AP’de konunun müzakere ve oylamaya açılmayacağı net bir gerçek. Bunun yanı sıra Türkiye’de eş zamanlı olarak, demokrasiye karşı gerçekleşmiş büyük bir darbe tehdidinin atlatıldığı ve birden fazla terör örgütü ile aktif mücadelenin sürdüğü bir konjonktür, vize serbestliğine yönelik reform hamlelerinin hız kazanmasının önünde mücbir sebep (force majeure) gibi görünüyor. Burada önemli olan, yavaşlayan ivmeye rağmen ortak çıkarlara odaklanıp, kırılgan bir süreçten uzlaşıyla çıkmak.

Hâlihazırda kamuoyuna yansıdığı üzere, AB kurumlarında ve Türk siyaset çevrelerinde karşılanmamış olan kriterlere ilişkin tartışmalar, Türkiye’nin terörle mücadele mevzuatında insan hakları ihlallerine meydan oluşturabilecek düzenlemelerin ortadan kaldırılmasına ilişkin kriterde düğümleniyor. Öte yandan ortak çıkarlara daha kolay ulaşılabilecek olan kişisel verilerin korunması, cezai meselelerde işbirliği veya yolsuzlukla mücadele gibi diğer kriterlerde beklenen iyileştirmelere ilişkin tartışmaların daha ön plana çekilmesi, bu alanlarda olası başarı hikâyelerine odaklanılması; söylemin terörle mücadele gibi hassas bir alanda düğümlenmesinin önüne geçecek. Nihayetinde diyalog ortamının her şartta korunması, pek çok açıdan taraflara olumlu etkiler sağlayabilir. Türkiye açısından bakıldığında, inişli çıkışlı ilişkilere rağmen, İKV’nin Mayıs 2016 tarihinde yaptığı son kamuoyu araştırmasına yansıdığı üzere, Türk vatandaşlarının yüzde 75,5’i AB üyeliğini destekliyor, dolayısıyla bu ilişkiye önem veriyor. AB açısından bakıldığında ise Brexit ve artan muhafazakâr, popülist söylemin de baskısı altında, mülteci krizinin etkin şekilde yönetilebilmesi, AB entegrasyon projesinin sürdürülebilirliği noktasında hayati önem taşıyor. Dolayısıyla Türk vatandaşlarına vize serbestliğinin sağlandığı ve mülteci uzlaşısının etkin şekilde işletildiği senaryoya odaklanmak bütün paydaşların çıkarına olacak.