İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 KASIM 2016

AB GÜNDEMİ: Yüksek Mahkeme Kararı ve Brexit Sürecine ilişkin Tartışmalar

Yüksek Mahkeme Kararı ve Brexit Sürecine ilişkin Tartışmalar

23 Haziran 2016 tarihinde Britanya’da gerçekleştirilen referandumda, referanduma katılanların yüzde 52’si kararlarını Brexit, yani AB’den ayrılma yönünde kullanınca, Brexit kavramı hem Britanya’nın hem de AB’nin öncelikli meselesi haline gelmişdi. Bu kararın her iki taraf açısından siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel etkileri olacağı açıktır; ancak, Britanya’dan gelen haberler meselenin bir de hukuki boyutu olduğunu gösteriyor. Britanya’daki Yüksek Mahkeme, ülkenin AB’den ayrılmasına yönelik müzakerelere Parlamento onayı olmadan başlanamayacağına hükmetti. Bu karar, Lizbon Antlaşması'nın AB'den ayrılmayı düzenleyen 50’nci Maddesi'nin yasal sürecini oyalanmadan ve Parlamento'ya götürmenin getirdiği siyasi riskler ortaya çıkarmadan başlatmak isteyen Britanya Başbakanı Theresa May açısından ciddi bir sorun yaratıyor.

Britanya’nın AB’den Ayrılma Sürecinin Hukuki Boyutu

Brexit’in hukuki boyutu iki yönlüdür. Bu boyutlardan biri AB hukuku boyutu; ikincisi ise ulusal hukuk boyutudur. AB hukuku açısından, herhangi bir Üye Devletin AB’den ayrılmak istemesi hukuki sorun yaratmaz. Zira 2009’da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması ile daha önce mümkün olmayan Birlik’ten ayrılma meselesi düzenlenmiştir. Antlaşma’nın 50’nci Maddesi;  “Ayrılma kararı alan Üye Devlet, niyetini AB Zirvesi’ne bildirir. Birlik, söz konusu devletle, AB Zirvesi tarafından belirlenen yönlendirici ilkeler ışığında, bu devletin Birlik ile gelecekteki ilişkisinin çerçevesini dikkate alarak, ayrılmaya ilişkin kuralları belirleyen bir anlaşmayı müzakere eder ve akdeder. Bu anlaşma, AB’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 218’inci Maddesi’nin 3’üncü paragrafına uygun olarak müzakere edilir. Antlaşma, Birlik adına, Avrupa Parlamentosunun muvafakatini aldıktan sonra, nitelikli çoğunlukla hareket eden Konsey tarafından akdedilir” şeklindedir.

Anılan maddeden anlaşılacağı üzere; Avrupa hukuku açısından ayrılma prosedürü, ayrılma kararı alan devletin Zirve’ye başvurusu ile başlayacaktır. Yani Birliğin inisiyatifi ile herhangi bir üyenin Birlik’ten çıkma süreci başlatılamayacağı gibi, böyle bir durumda da “ayrılmadan” değil “çıkartılma”dan bahsedilebilir ki; bir üyenin Birlik ’ten çıkartılması da  Avrupa hukuku açısından –en azından şimdilik- mümkün değildir. Dolayısıyla referandum sonrası gözler Britanya’ya çevrildi. AB’nin ayrılma başvurusunun yapılmasını beklemekten başka çaresi yoktu. Dolayısıyla merak edilen Britanya’nın ayrılma sürecini ne zaman başlatacağı sorusunun cevabıdır.

Ancak Britanya’dan gelen haberler Britanya Hükümeti’nin bu yıl içinde Birlik’ten ayrılma sürecini başlatamayacağı yönündeydi. Aslında Britanya’nın Birlik’ten ayrılma sürecini başlatamamasının nedeni konunun ulusal hukuk boyutu. Ulusal hukuk boyutunda ilk mesele, gerçekleştirilen referandum kararının hukuki açıdan bağlayıcı olup olmadığı. Zira referandum sonucunun bağlayıcı olmadığı, dolayısıyla Britanya Hükümeti’nin bu sonuç uyarınca hareket etmek zorunda olmadığı ileri sürülüyor. İkinci mesele Hükümet’in referandum kararını hayata geçirmek istemesi halinde Britanya Parlamentosunun onayını alıp almayacağı. Bir önceki Başbakan David Cameron’un, referandum kararı uyarınca Britanya Hükümeti’nin atacağı adımlarda Parlamentonun onayının gerekmediği yönünde yarattığı izlenim hukukçuların eleştirilerinin hedefi olmuştu. Bazı hukuki çevreler Britanya’nın AB’den ayrılma başvurusu yapmadan önce Parlamentonun onayının alınmasının şart olduğunu ileri sürmektedir. Parlamento’nun onayına başvurulması halinde, parlamenterlerin çoğunun Brexit karşıtı olduğu bilindiğinden, AB’den ayrılma kararı kuvvetle muhtemel uygulamaya geçemeyecektir. Bu noktada referandum sonucunun parlamenterler üzerinde hukuki olmasa da siyasi açıdan bağlayıcı olduğunu, dolayısıyla parlamenterlerin referandum sonucunu yok sayarak karar almasının oldukça güç olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Brexit için Meclis Oylaması Gerekiyor

Bütün bu tartışmalar etrafında 3 Kasım 2016 tarihinde, Londra'daki Yüksek Mahkeme, Britanya Hükümeti’nin Brüksel ile AB’den ayrılma görüşmelerini başlatma tarihinin Parlamento’daki oylamayla belirlenmesine hükmetti. Mahkeme böylece hükümetin bu konuda Parlamentoya danışmadan karar almasına yapılan itirazı haklı bulmuş oldu. Bu kararla, Britanya’nın AB'den ayrılma sürecini başlatan Lizbon Antlaşması’nın 50’nci Maddesini uygulamaya geçirmesi için Parlamentonun onayını alması gerekiyor.

Hatırlanacağı üzere, konuyu Yüksek Mahkeme'ye taşıyanlar, Hükümetin Parlamento onayı olmadan yetkilerini kullanmasının uygun olmadığını vurgulamışlardı. AB'den ayrılma müzakerelerine başlamak için Britanya Parlamentosundan onay alınmaması konusundaki itiraz, ilk olarak Yatırım Müdürü Gina Miller adında bir iş kadınının mahkemeye başvurmasıyla başlamıştı. Miller, Yüksek Mahkemeye yaptığı başvuruda, Hükümeti yetkisini aşmakla suçlayarak söz konusu görüşmelerin geçerli olmayacağını savunmuştu. Anayasa avukatı ve Bağımsız Milletvekili Lord Pannick'in başında bulunduğu hukukçularla birlikte hareket eden Gina Miller, Hükümetin, Britanya’nın AB'ye üye olurken imzaladığı 1972 tarihli Avrupa Ekonomik Topluluğu Antlaşması'na göre kişi haklarını ihlal ettiğini savunuyordu.

Britanya Başbakanı Theresa May ise AB üyeliğinin sona erdirilmesinin Parlamentonun oyuna sunulmasını reddetmişti. May, Lizbon Antlaşması’nın 50'nci Maddesi doğrultusunda yapılacak olan Brexit tarihi ile ilgili görüşmelerin hükümetin yetki alanına girdiğini söylemişti. Britanya Hükümeti, bu görüşmeleri İngiliz hukuk geleneğinde "kraliyet ayrıcalığı" olarak yorumlarken bunun için Parlamentodan onay almak zorunda olmadıklarını ileri sürüyorlardı. 19’uncu yüzyıldan kalan karar, dış ilişkiler, savunma ve milli güvenlik konularında Parlamento onayı almadan hareket edilebilmesine izin veriyor.

Peki Bundan Sonra Süreç Nasıl İşleyecek?

May Hükümeti’nin mahkeme kararının iptal edilmesi için bir üst mahkeme olan Temyiz Mahkemesine başvuruda bulundu. 5 Aralık'ta başlayacak temyiz duruşmalarının dört gün sürmesi bekleniyor.

Temyiz sürecinde May Hükümetini zorlayacak olan önemli bir gelişme ise Yüksek Mahkemenin 18 Kasım 2016’da Brexit’e karşı olan İskoçya Bölgesel Hükümeti’nin temyiz sürecinde müdahil olabileceğini açıklaması oldu. Hatırlanacağı üzere, 23 Haziran'da yapılan AB referandumunda İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'dan oluşan Britanya genelinde halkın yaklaşık yüzde 52’si Brexit'e destek verirken, İskoçya’daki seçmenler yüzde 62 ile birlikte kalınması yönünde oy vermişti. İskoçya, Kuzey İrlanda ve Galler Britanya-AB arasındaki ayrılma müzakerelerinde söz sahibi olmak istediklerini sürecin en başından itibaren açıkladılar. Yani ayrılma müzakereleri masasında sadece AB, diğer Üye Devletler ve Londra’nın oturması İskoç, Kuzey İrlanda ve Galler için kabul edilemez bir durum.

Temyiz duruşmasının sonuçlarının 2017 başında açıklanması bekleniyor. Ancak aksi bir karar alınmadığı sürece, Britanya Hükümeti, Lizbon Antlaşması'nın AB’den ayrılmayı düzenleyen 50’nci Maddesi’ni tek başına yürürlüğe sokup, Parlamento onayı olmaksızın müzakerelere başlayamayacak.

Temyiz Mahkemesi’nin Yüksek Mahkeme'nin kararını bozmaması halinde Britanya’nın AB'den ayrılma sürecinin başlamasında Parlamento’daki muhtemel tartışmalar nedeniyle gecikmeler olabilir. Mahkeme kararı AB üyeliğinin sona erdirilmesiyle ilgili görüşmelerde izlenecek yol haritasını etkileyebilir. Parlamentoda aylar sürecek engellemelerle karşılaşılması olasılığı bulunuyor. Parlamento çoğunluğunun Brexit yönünde oy kullanacağı da kesinleşmiş değil. Britanya Parlamentosunun her iki kanadında da AB'den ayrılmaya karşı olanlar çoğunluğu oluşturuyor. Ayrıca, tartışmalar sırasında Parlamentoda yaşanacak bölünmeler erken genel seçime de neden olabilir.

Öte yandan, Temyiz Mahkemesinin Brexit sürecine ilişkin vereceği karar, kuvvetler ayrılığı yönünden tartışılan "kraliyet ayrıcalığı" ile ilgili de içtihat oluşturacak. İngiltere'nin tarihsel süreçte şekillenen hukuk geleneğine ait bir uygulama olan kraliyet ayrıcalığının herhangi bir parlamento kararı olmadan kullanılması ülkede yeni bir tartışma konusu yaratabilir.

Emre Ataç, İKV  Uzman Yardımcısı