İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-31 ARALIK 2016

AB GÜNDEMİ: İtalya Referandumu AB için Ne Anlama Geliyor?

İtalya Referandumu AB için Ne Anlama Geliyor?

4 Aralık 2016 tarihinde İtalya’da anayasa değişikliğine ilişkin olarak düzenlenen referandum ülke tarihinin en önemli siyasi gelişmelerinden birisi. Referandumda yapılan oylama sonucunda, İtalya halkının Başbakan Renzi’nin önerdiği anayasa değişikliğini kabul etmemesi üzerine geçtiğimiz bir iki hafta içerisinde ülke önemli siyasi değişikliklere sahne oldu. Peki, referandum sonucunun ardından İtalya’nın siyasi sahnesindeki bu değişiklikler neler? Referandum sonuçları AB bütünlüğü açısından nasıl değerlendirilmeli? Bu gibi sorulara daha yakından bakmak gerekir. Fakat bütün sorulardan önce bu sürece nasıl gelindi ve İtalya halkı neye oy verdi anlamakta fayda var.

İtalya Halkı Neye Oy Verdi? 

Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz dönemde Başbakan Renzi hayata geçirmek istediği bazı reformlar için Senato’dan gerekli desteği alamaması üzerine, bir anayasa değişikliği önerisini getirmişti. İtalya’daki mevcut sisteme göre, İtalya Parlamentosu’nda Temsilciler Meclisi ve Senato aynı yasama yetkilerine sahip. Durum böyle iken, İtalya’da yeni bir yasanın kabul edilmesi için Temsilciler Meclisi ve Senato’nun onayı gerekiyor. Öngörülen anayasa değişikliği reformu özellikle Senato’nun yapısı ve yasama yetkileri ile ilgiliydi. Başbakan Matteo Renzi’nin sunduğu anayasa değişikliği paketiyle İtalya’daki karar alma mekanizması ve yasama sürecine önemli değişikliklerin getirilmesi söz konusuydu.

Anayasa değişikliği paketinde Senato’nun yapısı büyük ölçüde değiştirilerek yasama yetkililerinin önemli derecede azaltılması öngörülüyordu. Başbakan Renzi’nin sunduğu anayasa değişikliği teklifi çerçevesinde, Senato’nun üye sayısının 315’ten 100’e düşürülmesi planlanıyordu. Ayrıca Senato’nun doğrudan seçilen üyeler yerine bölgelerin temsilcileri (belediye başkanları ya da bölgesel meclis üyeleri) tarafından oluşturulması öngörülüyordu. Senato’nun 21 belediye başkanı ve 74 bölgesel meclis üyeleriyle beraber Cumhurbaşkanı’nın atadığı 5 üyeden oluşması önerilmişti.

Başbakan Renzi’nin sunduğu anayasa değişikliği paketi kapsamında, Senato’nun yapısını küçültmenin yanı sıra gücünü ve yasama yetkililerinin de azaltılması hedefleniyordu. Şöyle ki, yasa geçirme yetkisi bir tek Temsilciler Meclisi’ne verilerek ve Senato yerel yetkilileri temsil eden bir kurula dönüştürülecekti. Bu durumda Başbakan Renzi’nin önerdiği anayasa değişikliği paketinde, Senato sadece AB Antlaşmalarını onaylama ve anayasal reform gibi süreçlerde söz hakkı sahibi olacaktı. Başbakan Renzi bu değişikliklerin İtalya’da yeni yasaların kabul edilmesi sürecini hızlandıracağını savunuyordu.

Son olarak, anayasa değişikliği reformu kapsamında öngörülen bir diğer önemli değişiklik de, bölgelerin yetkilerinin sınırlanıp bazı alanlardaki yetkilerinin merkezi yönetime geçmesinin sağlanmasıydı. Bir başka deyişle, söz konusu anayasa değişikliği paketi ile yerel/merkez yönetimler arasındaki dengenin de gözden geçirilmesi amaçlanıyordu.

Referandum Sonuçlarının Ardından İtalya’nın Siyasi Sahnesindeki Değişiklikler

4 Aralık 2016 tarihinde anayasa değişikliğine ilişkin düzenlenen referanduma katılım oranı yüzde 65,5 olarak gerçekleşti. Yüksek bir katılım sağlanan referandumda, seçmenlerin yüzde 40,9’u “evet”, yüzde 59,1’i ise “hayır” oyunu kullandılar. Böylelikle yapılan referandum sonucunda, Başbakan Renzi’nin önerdiği anayasa değişikliği kabul edilmedi.

Referandumda “Hayır” oyunun baskın çıkması sonucunda Başbakan Matteo Renzi, istifasını Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella’ya sundu. Ancak 2017 bütçesine ilişkin çalışmaların yarım kalmaması açısından Cumhurbaşkanı Mattarella’nın talebi üzerine, Başbakan Renzi, istifasını 2017 bütçe oylamasının sonrasına erteledi.

Başbakan Renzi’nin istifası üzerine, Cumhurbaşkanı Mattarella, 12 Aralık 2016 tarihinde Demokrat Partili ve hâlihazırda Dışişleri Bakanı olan Paolo Gentiloni’yi yeni bir hükümet kurmakla görevlendirdi. Gentiloni’nin liderliğinde kurulan yeni hükümet İtalya Parlamentosu’nun her iki kanadından (Temsilciler Meclisi ve Senato) güvenoyu almasıyla göreve başladı. Yeni Başbakan Gentiloni, Renzi hükümetinin başladığı reform sürecini tamamlamayı hedeflediğini açıkladı. Önümüzdeki dönem içinde, Gentiloni’nin en önemli görevleri arasında kuşkusuz İtalya’daki seçim yasasının hazırlanması ve kabul edilmesi olacak.

Özetle, her ne kadar bu anayasa değişikliği paketi ile İtalya’da yeni yasaların kabul edilmesi sürecinin hızlandırılacağı argümanı savunulsa da, Senato’nun yetkisinin azaltmasının ülkedeki önemli bir kontrol mekanizmasının zayıflatılması anlamına geldiği de inkâr edilemez. Söz konusu anayasa değişikliğiyle ile hükümetin gücünün de artması sağlanacaktı.

Ancak şu da bir gerçek ki, oy kullanmak için sandığa giden İtalyanlar sadece anayasa değişikliği paketini kapsamını göz önünde bulundurarak oy vermediler. Başbakan Renzi'nin referandumda “Hayır” çıkması durumunda istifa edeceğini açıklamasıyla bu referandumun birçoğu açısından Başbakan Renzi ve hükümetine yönelik bir güven oylaması olarak da değerlendirildiği de göz ardı edilemez. 

Referandum Sonuçları AB Bütünlüğü Açısından Nasıl Değerlendirilmelidir?

Başbakan Renzi’nin önderliğinde yapılan anayasa değişikliğine ilişkin referandum İtalya’nın kendi yasama süreci ile ilgili olsa da, bu referandum sonucunun sadece İtalya için değil AB için de ekonomik ve siyasi sonuçlar doğuracağı tartışmaları var.

Hatırlanacağı üzere, bu tartışmalar kapsamında, Başbakan Renzi’nin istifasının özellikle AB’nin ekonomik ve siyasi istikrarını tehlikeye sokabileceği yönünde endişeler gündeme getirilmişti. Söz konusu referandum sonucunda İtalya’nın AB’yi de olumsuz etkileyebilecek yeni ve daha derin bir ekonomik krizin pençesinde olup olmadığı tartışılıyordu. Bu bağlamda, ekonomik zorluklarla boğuşan İtalya’nın Avro Alanı’ndan çıkabileceği ve böyle bir durumun Avro Alanı’nın geleceğini de tehlikeye sokacağı yönünde görüşler de ortaya çıkıyordu. Nitekim Başbakan Rezi’nin istifasından sonra avroda önemli bir düşüş görüldü. Referandum sonrasında avronun yanı sıra Avrupa hisseleri ve tahvil piyasasında da önemli düşüş kaydedildi. Borç krizi ile boğuşan İtalya’nın bankacılık sektörünün zayıf durumda olması nedeniyle referandum sonuçları en çok hisseden bu sektör oldu.

Şüphesiz ki, referandum sonuçlarının olası etkileri arasında en büyük tartışması konusu İtalya’nın Avro Alanı’ndaki geleceği ile ilgili. Şöyle ki, referandum ile yaşanan siyasi değişikliklerin AB karşıtlığıyla bilinen ve Beppe Grillo’nun liderliğini yaptığı Beş Yıldız Hareketi’nin siyasi gücünün artmasını sağlayacağı düşünülüyor. Birçok AB üye ülkesinde olduğu gibi İtalya’da da aşırı sağın ve AB'ye şüpheyle yaklaşan partilerin yükselişe geçtiği bir gerçek. İtalya'nın siyasi sahnesinde Beş Yıldız Hareketi’nin güç kazanması sonrasında, İtalya’nın Avro Alanı’ndan çıkmasına ilişkin bir referandumun gerçekleştirilebileceği yönünde mesajlar verilmişti. Ancak, İtalya kanunlarının uluslararası antlaşmaların feshedilmesine ilişkin bir referandumun yapılmasına izin vermediği göz önünde tutulursa, böyle bir referandumun kısa sürede gerçekleşmesi ve bir başka deyişle İtalya’nın Avro Alanı’ndan çıkması söz konusu değil.

Birçok kişi daha da ileri giderek İtalya’daki anayasa değişikliğine ilişkin bu referandum sürecini, Britanya’da Haziran ayında yapılan referandum ile kıyaslıyor. Geçtiğimiz haftalar içerisinde, “Brexit” sonrasında bir de “İtalexit” vakası yaşanıp yaşanılmayacağı yönünde tartışmalar alevlenmişti. Oysa İtalya’daki referandumu Britanya’daki AB’de kalıp kalmamaya ilişkin referandum ile bağdaştırmak yanlış ve yanıltıcı olabilir.  

Neticede, her ne kadar bu referandum İtalya’nın AB ve Avro Alanı’na üyeliği ile doğrudan ilişkili olmasa da, İtalya’daki bu son siyasi gelişmeler kuşkusuz Beş Yıldız Hareketi gibi AB karşıtı partilerin güç kazanmasında önemli bir etken oldu. Bu gelişme de diğer üye ülkelerdeki bazı gelişmeler ile beraber ilerideki dönemlerde AB’nin bütünlüğü açısından endişe verici olduğu düşünülebilir.

Selen Akses, İKV Proje Müdürü