İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 KASIM 2016

KÜRESEL GÜNDEM : İklim Mücadelesinde Bir İleri Bir Geri: Marakeş’te İlk Hafta

İklim Mücadelesinde Bir İleri Bir Geri: Marakeş’te İlk Hafta

Marakeş’e gidenler bilir. Fransız esintisiyle beraber Arap kültürünün hâkim olduğu, ılıman Akdeniz iklimiyle beraber rengârenk baharatları ve palmiye ağaçlarıyla süslü, açık kahverengi şehir görüntüsü, sınıfsal uçurumun da fazla olduğu bir hava karşılar sizi. Marakeş, önemli bir uluslararası konferansa ev sahipliği yapıyor. 1995 yılında Almanya’nın başkenti Berlin’de ilkinin yapıldığı BM Çerçeve Sözleşmesi’nin Taraflar Konferansı’nın 22’ncisi (COP 22) bu yıl Fas’ın başkenti Marakeş’te 7-18 Kasım 2016 tarihlerinde düzenleniyor. Dünyanın dört bir tarafından devlet ve hükümet başkanlarına, sivil toplum temsilcilerine, bilim insanlarına ve akademisyenlere ev sahipliği yapan müzakereler, önemli gündem maddeleri üzerinden devam ediyor.  

Bilindiği gibi, Paris’te klasik çevre anlaşmalarının doğasının dışına çıkılarak, 12 Aralık 2015 tarihinde küresel anlamda bir ilke imza atılmıştı. Tam 195 ülkenin iklim değişikliğine yönelik yeni bir rejime “evet” dediği Paris Anlaşması, 5 Ekim 2016 tarihi itibarıyla -özellikle AB’nin onayı ile beraber- iki önemli kriter eşiğinin geçilmesiyle 4 Kasım 2016 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu iki kriter; küresel emisyonların en az yüzde 55’inden sorumlu olan ve en az 55 ülkenin ulusal meclislerinde anlaşma metninin onaylamasıydı. Mevcut süreçte anlaşmayı resmi olarak onaylayan 109 ülke bulunuyor.

Ancak geçen yıl Paris’teki müzakerelerde netliğe kavuşamayan birçok konu başlığı Marakeş’e bırakılmıştı. Bunun üzerine bir de Paris Anlaşması’nın beklentinin üzerinde bir hızla yürürlüğe girmesiyle beraber kesinliğe kavuşmamış konuların daha da hızlı bir şekilde kabul edilmesi ihtiyacı daha da güçlü şekilde hissedilmeye başlandı.

Müzakerelerde her zaman olduğu gibi, ulusal çıkarlar hâkim ve bu en büyük tıkanıklık yaratan kısım. Buna ek olarak ABD seçimleri de müzakerelere damgasını vuran bir gelişme oldu. Paris Anlaşması’nın onaylanmasının tüm dünyadaki heyecanı, 8 Kasım 2016 tarihinde Donald Trump’ın ABD seçimlerini kazanmasıyla hızını keserek, Marakeş’in havasını bir anda değiştirdi. Müzakereler bu yıl “bir ileri bir geri” şeklinde dedirten gelişmelere sahne oluyor aslında. Öncelikle gündemdeki temel müzakere konuları iki soru kapsamında inceleyelim: 

1.Ulusal katkılar nasıl uygulanacak?

İlk olarak, Paris Anlaşması’nın, Kyoto Protokolü’nden tamamen farklı, daha esnek, sürdürülebilir kalkınma amacına dayalı, sıkı bir yaptırım gücüne sahip olmayan yani daha çok ülkelerin gönüllülük esasına dayalı bir sistemi getirdiğini belirtmek gerekir. Nitekim ülkeler anlaşma metnine uygunluk için ulusal katkılarını ya da diğer bir ifade ile INDC’lerini (Intended Nationally Determined Contribution) BM’ye sunmuş durumda. Bu noktada şunu hatırlatmak gerekiyor: Paris Anlaşması bu esnek yapısıyla ülkeler üzerinde “şeffaflık”, “iyi niyet” prensibini ve hedeflerin belli zaman aralığında “izlenmesi” sürecini de beraberinde getiriyor. Dolayısıyla yaptırım gücü olmayan bu anlaşmanın etkili bir şekilde uygulanması için Marakeş müzakereleri sırasında ülkelerin ulusal katkılarını nasıl yerine getirileceklerini raporlamaları gerekiyor.

2.Finans başlığı nasıl etkili hale gelecek?

İkinci öncelikli konu finans başlığı ile ilgili. Finans başlığında Türkiye’nin de talepleri belirgin. Ancak Türkiye’nin taleplerine geçmeden önce, bu başlıktaki en önemli müzakere konusu, gelişmiş ülkelerden toplanan fonların nasıl dağıtılacağı olacak. Gelişmiş ülkelerin sorumlulukları 2010 yılında Yeşil İklim Fonu kapsamında belirlenmişti. COP 16 kararlarına göre, gelişmiş ülkeler tarafından gelişmekte olan ülkelere her yıl 100 milyar dolar ayrılması hedeflenmişti. Ancak bu fonun içinin doldurulması uzun süredir devam eden sorunlu bir alan. Paris Anlaşması uyarınca; gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere iklim değişikliği ile mücadelede finansal yardım ve teknoloji transferi sağlamakla yükümlü. Dolayısıyla gelişmiş ülkelerin Marakeş’te sunacakları INDC’lerini nasıl sürdüreceklerine ilişkin raporlarına bu başlığı da eklemesi gerekiyor.

İklim Mücadelesine Trump Etkisi

ABD, Paris Anlaşması’ndan çıkma kararı alsa dahi anlaşmanın yapısından dolayı bunun hemen gerçekleşmesi mümkün görünmüyor. Ancak ABD’siz bir Paris Anlaşması sil baştan demek. Başka bir ifadeyle, Kyoto Protokolü’nün “imzaladı ancak onaylamadı” meselesine dönmüş olacağız. Önemli bir uzlaşıyı hatırlayalım: ABD ve Çin, küresel emisyonların yüzde 40’ından sorumlu iki ülke. 2014 yılında bu iki dev emisyon üreticisi arasındaki iklim uzlaşısı, kesinlikle Paris öncesinde en önemli itici güçlerden biriydi. ABD’nin bu uzlaşıda 2025 yılında 2005 yılına göre yüzde 26-28 azaltım, Çin’nin ise 2030 yılında emisyonlarda pik değere ulaşma ve enerji üretiminin yüzde 20’sini sıfır karbonlu kaynaklardan elde etme hedefi bulunuyor. Mevcut süreçte iki ülke Paris Anlaşması’nı onaylamış durumda. Obama’nın 8 Kasım seçimlerinden çıkacak olumsuz bir tablo öncesinde, ABD adına anlaşmayı onaylaması son derece önemliydi.

AB müzakerelerde öne çıkan diğer bir taraf. 2020 hedeflerine ulaşacağı kesin gözüyle bakıldığı gibi, AB’de artık 2030 yıl hedefleri ve ilerisi konuşuluyor. AB aynı zamanda planlarını kendi içindeki azaltım hedeflerine paralel şekilde sunuyor Marakeş’te. Nitekim AB, emisyonlarını 2030 yılında 1990 seviyesine göre yüzde 40 azaltmayı taahhüt ediyor. Ayrıca havacılık sektörü küresel emisyonlarda önemli bir paya sahip ve bu konuda AB ve Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü arabuluculuğunda havacılık sektörü kaynaklı emisyonların azaltılmasına yönelik ilk küresel anlaşma da kabul edildi. Havacılık sektörünün de Marakeş Bildirgesi'ne girmesi öngörülüyor. 

Finans Başlığında Türkiye Atağı

7 Kasım’da, müzakerelerin ilk gününde, gündem oluşturulurken parmak kaldıran tek ülke olarak sahneye çıkan Türkiye, taleplerini geçen yıldan itibaren diğer ülkelere kabul ettirmeye çalışıyor. Marakeş’teki ilk gün özellikle finans başlığında Türkiye’nin atağı ile alevlendi. Türkiye, taleplerini, yeni iklim rejiminde “gelişmekte olan” ülke olarak kabul edilmek ve küresel fonlar ile teknoloji transferinden yararlanmak olarak açıklıyor.

Müzakerelerin ilk haftasında Türkiye’nin bu talepleri kabul edilmedi ancak kesin olan bir durum var ki, Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylamasının, anlaşmadaki bu özel tanımı ve finans başlığına bağlı olacağı biliniyor. Bu koşul, resmi makamlar tarafından da açıklanmış durumda.

Türkiye, BM’ye sunduğu ulusal katkı beyanında, emisyonlarda 2030 yılında 2005 yılına göre yüzde 21 artıştan azaltım hedefi sundu. Türkiye’de iklim değişikliği ile mücadelede sadece azaltım konusunu düşünürsek, karbon pazarının oluşturulması ulusal strateji olarak açıklanmakta. Türkiye, henüz AB’nin emisyon ticaretine dahil değil ancak bu sistemde AB üye ülkelerinin tabi olduğu sektörler, Türkiye’de yürüklükte olan Sera Gazı Takibi Hakkına Yönetmelik kapsamına giren sektörlerle aynı. Ancak yönetmeliğin etkili bir şekilde uygulanmasına yönelik kesin bir bilgiyi paylaşmak da zor. Nitekim yönetmelik sadece emisyonların raporlanmasını içeriyor; yani aslında direkt azaltım hedefini içermiyor. Türkiye küresel emisyonlardaki payı sadece yüzde 1,24 olmasına rağmen, TÜİK verilerine göre, 1990-2014 yılları arasında emisyonlardaki artış oranı yüzde 125. Ayrıca Uluslararası Enerji Ajansı’nın hazırladığı ikinci Türkiye Enerji Raporu'na göre, Türkiye’de aynı yıllarda enerjiye dayalı emisyonlarda yüzde 141,6, enerji talebinde 2014 yılında 10 sene öncesine göre yüzde 35,8 artış görülüyor.

En Tepede Duran Öncelik

Müzakerelerin önemli bir bölümü, 15 Kasım’da yani bugün başlayacak. Bu müzakerelerde, resmi olarak Paris Anlaşması’nı ulusal meclislerinden geçirerek onaylamış olan hâlihazırda 109 ülke yer alabilecek. Türkiye, anlaşmayı imzalayan ancak onaylamayan ülkeler arasında.

Hiç şüphesiz, yaptırım gücü zayıf gözükse de sivil toplumun, özel sektörün ve bilim dünyasının sesini fazlaca çıkartabilecek bir yapıyı getiren Paris Anlaşması, küresel iklim değişikliğiyle mücadeleye yeni bir soluk getiriyor. Ortak kanı, fosil yakıttan vazgeçilip, süründürülebilir temiz enerji üretimlerinin yaygınlaştırılması ve ulusal ekonomilerin düşük karbonlu modele geçmesi olarak açıklanıyor.

İlk bölümde belirttiğimiz teknik müzakere konuları dışında, Marakeş’te unutulmaması gereken bir diğer öncelik, INDC’lerin bir an önce revize edilmesi. Müzakerelerde bilimsel dayanak niteliği taşıyan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (Intergovernmental Panel on Climate Change - IPCC) raporuna göre, mevcut politikalarla devam edilirse, Paris Anlaşması’nın getirdiği küresel ısınmanın 1,5 derece ile sınırlanması hayal olacak. Hatta 2100 yılına gelindiğinde 3 derece gibi yüksek bir ısınma ile karşı karşıya kalacağız ki bu da her şeyin bittiği anlamını taşıyor. Dolayısıyla geç olmadan Marakeş’te ikinci haftaya girdiğimiz bu günlerde mevcut politikaların, INDC’lerin revize edilmesine yönelik somut girişimlerin hayata geçirilmesi şart. Bu aslında en tepede duran öncelik.

İlge Kıvılcım, İKV Uzmanı