İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 OCAK 2017

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: Brüksel’de Karar Alıcılar ve Kararları Etkilemeye Çalışanların Gözüyle 2017’de AB Gündemi

Brüksel’de Karar Alıcılar ve Kararları Etkilemeye Çalışanların Gözüyle 2017’de AB Gündemi

Benim işim, Türkiye’ye, AB’ye, Türkiye-AB ilişkilerine ve daha genelde dünya hallerine Brüksel’den bakmak, gördüklerimi sizlere aktarmak. Aslında bu saydığım alanlarda her şey hepimizin gözünün önünde olup bitiyor ama her birimiz, durduğumuz yere göre farklı şeyler görüyor, farklı algılamalarla farklı sonuçlara ulaşıyoruz.

Benim yaptığım gibi, AB’ye ve dünyaya Brüksel’den bakan pek çok insan var. Bunların bir bölümü karar alıyor, bir bölümü de bu kararları etkilemeye, yönlendirmeye çalışıyor. AB çevrelerinde yaygın olarak okunan POLITICO adlı haftalık gazete işte lider bu karar alıcı-yönlendirici kişiler grubundan 50 kişi arasında bir anket yapmış. Büyükelçiler, iş dünyası liderleri ve siyasetçilerden oluşan gruba 2017 yılında AB’nin karşı karşıya kalacağı sorunların neler olabileceği sorulmuş. Türkiye ile sürdürülen katılım müzakereleri konusunda bir karar almayan 15 Aralık 2016 tarihli AB Liderler Zirvesi’nden hemen önce yapılan anketin bizi ilgilendiren kısmı ise 2017’de AB’nin uğraşmak zorunda kalacağı sorunlar arasında Türkiye’nin yer alıyor olması. Hem de ilk üçte...

AB’nin Ele Alması Gereken En Önemli Üç Konu

Anket katılımcıları 2017 yılı için AB’nin uğraşması gereken başlıca sorunları; popülist partilerin güçlenmesi, Türkiye ve Brexit (Britanya’nın AB’den ayrılması) olarak sıralamışlar. 

Gruba hâkim olan genel kanaat şöyle özetlenebilir: Türkiye, hem ekonomik hem de coğrafi olarak dışlanamaması, müzakerelerin durdurulmaması gereken “çok önemli” bir ülkedir. Son zamanlardaki bazı geriye gidişlere rağmen Türkiye’ye “Avrupa’nın kapılarının kapandığı” sinyali verilmemelidir. Yine birçok katılımcı tarafından dile getirilen bir diğer görüş ise “her ne kadar Türkiye şu an için katılım için gereken kriterleri yerine getirmiyorsa da müzakereleri durdurmak (AB’yi hala daha bir hedef olarak gören) Türk vatandaşlarının umutlarını yerle bir edecektir”.

50 katılımcı içinden sadece bir kişi de “bırakın tetiği Erdoğan çeksin” sözleri ile Avrupa Parlamentosunda da zaman zaman dile getirilen bir görüşü tekrar etmiş: “İlişkiler kopacaksa da -en azından doğrudan- sorumlusu biz olmayalım.” Bu görüşün tam karşıtı da yine tek bir kişi tarafından şu sözlerle ifade edilmiştir: “Geriye değil, ileri bakalım; dışlamayalım, içimize alalım”.

Türkiye ile müzakereler devam etmeli mi sorusuna “evet” diyenler yüzde 58 olurken, “hayır” diyenler yüzde 42’de kaldı. Bir başka deyişle, Liderler Zirvesi’nden saatler önce, AB’nin üst düzey karar alıcıları ve kamuoyu oluşturucuları Türkiye ile ilişkilerin dondurulmasını arzu etmediklerini kayda geçirdiler. Zaten sonuç da öyle tecelli etti. Türkiye -en azından şu an için- dışlanmadı; Konseyden müzakerelerin durdurulması kararı çıkmadı.

Avrupa’da İstikrarı Tehdit Eden Unsurlar

Anketteki sorulardan bir diğeri “2017 yılında Avrupa’da istikrara karşı en önemli tehdit nedir?” şeklinde formüle edilmişti. Cevaplar şöyle (Bkz. Grafik 1):

Grafik 1: 2017 yılında Avrupa’da istikrarı tehdit eden en önemli tehdit nedir?

Aslında tüm bu sorunların birbirleri ile bağlantılı olduğu ve ankette yer alan düşük büyüme, göç ve terör tehdidi gibi unsurların popülizmi hem tetiklediği hem de ona yakıt sağladığı da bir gerçek. Öte yandan, düşük büyümenin yarattığı ortamın diğer sorunlar için çok mümbit bir toprak yarattığı da söylenebilir. Göç konusu ise bu ankette sadece yüzde 12’lik oranla üçüncü sırada yer alıyor olsa da AB’nin bizatihi yapısını ve en önemli kazanımlardan olan serbest dolaşımı tehdit ettiği için muhtemelen sokaktaki adam arasında yapılacak daha geniş katılımlı bir ankette çok daha üst sıralarda yer alırdı.

AB ile Britanya’nın boşanması diyebileceğimiz Brexit konusunda ise bence anketin bize tek öğrettiği, planların asla planlandığı gibi gitmeyeceği ve boşanma anlaşmasının AB kurucu antlaşmalarında öngörüldüğü üzere iki senede tamamlanmasının neredeyse imkânsız olduğu. Bu arada, çıkış anlaşması tamamlanana kadar Britanya’nın durumunun ne olacağı da bir başka hikâye. Komik (yoksa trajikomik mi demeli?) şeyler yaşanmaya başladı bile. Konsey toplantısının resmi bölümü bitip de akşam yemeğine geçilirken Britanya Başbakanı Theresa May’in salonu terk etmesi acaba kimlerin yüreğini sızlattı, daha da önemlisi acaba kimlerin yüreğini soğuttu? İkinci sorunun cevabını asla öğrenemeyeceğiz galiba. 

AB bundan sonra bazı toplantılarını Britanyasız yapacak. Özellikle de Brexit taktiklerinin konuşulduğu toplantılar artık AB-28 değil, AB-27 olarak adlandırılacak. Bence doğru karar. Söylemiştim; boşanma, evlilikten daha zor olur diye. Öyle de olacak. Zaten hatırlayacaksınız, Britanya’nın AB ile evlenmesi de (bizimki kadar olmasa da) zor olmuştu, uzun sürmüştü (yine bizimki kadar olmasa da).

Ankette “Theresa May Zirvelere katılmayı sürdürsün mü?” diye bir soru da vardı. Bakalım katılımcılar bu soruya ne cevap vermişler. Göreceğiniz üzere burada da çoğunluğun dediği oldu (Bkz. Grafik 2).

Grafik 2: Theresa May Zirvelere katılmayı sürdürsün mü?

İşte 2017’de AB’yi bekleyenler... Bakalım güzel ülkemizi neler bekliyor?

Herkese mutlu bir yeni yıl dileğiyle.

Haluk Nuray, İKV Brüksel Temsilcisi