İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 OCAK 2017

AB GÜNDEMİ: Brexit İçin Parlamento Onayı Gerekiyor

Brexit İçin Parlamento Onayı Gerekiyor

23 Haziran 2016’da Britanya halkının yüzde 52'sinin AB üyeliğinden ayrılma (Brexit) yönünde oy kullanmasının üzerinden neredeyse yarım yıl geçti, fakat Brexit süreci 2017 yılının başında hâlâ dünya gündemini meşgul eden konuların başında geliyor. Brexit süreci son olarak, Temyiz Mahkemesinin AB ayrılma müzakerelerine başlamak için Parlamentonun onayının şart olduğuna dair kararıyla ön plana çıkıyor. Bilindiği üzere Başbakan Theresa May’in başında olduğu hükümet bunun aksi bir görüş savunuyordu. Temyiz Mahkemesi, verdiği bu karar ile referandum sonucunu yok saymasa da, Britanya'nın AB'den nasıl ayrılması gerektiğini belirlemiş oldu. Peki, bundan sonra Britanya Lizbon Antlaşması'nın AB’den ayrılmayı düzenleyen 50’nci Maddesi’ni müzakerelere başlamak için nasıl harekete geçirecek?

Temyiz Mahkemesinin Kararı: Brexit için Parlamento Oylaması Gerekiyor

Hatırlanacağı üzere, Britanya Başbakanı Theresa May AB ile ayrılık müzakerelerini başlatacak Lizbon Antlaşması'nın 50’nci Maddesi’nin devreye alınmasının kendi inisiyatifiyle olacağını ileri sürerken,  Gina Miller adlı İngiliz iş kadını ile Dier Dos Santos adlı berber 50’nci Madde’nin devreye alınabilmesi için parlamento kararı gerektiği iddiasıyla hükümeti dava etmişti. Yüksek Mahkeme 3 Kasım 2016’da Miller ve Santos'un tezleri lehinde karar vererek, AB'den ayrılma süreci başlatılmadan konunun milletvekillerinin oyuna sunulması gerektiğine hükmetmişti. Hükümet ise kararı Temyiz Mahkemesine taşımıştı. Britanya Başbakanı Theresa May AB üyeliğinin sona erdirilmesinin Parlamentonun oyuna sunulmasını reddetmişti. May, Lizbon Antlaşması’nın 50'nci Maddesi doğrultusunda yapılacak olan Brexit tarihi ile ilgili görüşmelerin hükümetin yetki alanına girdiğini söylemişti. Britanya Hükümeti, bu görüşmeleri İngiliz hukuk geleneğinde "kraliyet ayrıcalığı" olarak yorumlarken bunun için Parlamentodan onay almak zorunda olmadıklarını ileri sürüyorlardı. 19’uncu yüzyıldan kalan karar, dış ilişkiler, savunma ve milli güvenlik konularında Parlamento onayı almadan hareket edilebilmesine izin veriyor.

Temyiz Mahkemesi 24 Ocak 2017 tarihinde hükümetin Brexit ile alakalı temyiz başvurusuyla ilgili merakla beklenen kararını açıkladı. Mahkeme, hükümetin temyiz başvurusunu reddederek AB’den ayrılmaya ilişkin resmi sürecin başlayabilmesi için önce Parlamentonun bu konuda bir yetki kanunu çıkarması gerektiğine karar verdi. Böylece Mahkeme, Brexit konusunda son sözün kime ait olduğuna karar vermiş oldu. Bu karar karşısında Başbakan Theresa May Brexit sürecini Parlamentonun onayı olmadan başlatamayacak. Mahkeme, referandumda çıkan "hayır" sonucunun yerine getirilmesinin İngiliz Anayasa Hukuku’nda ancak kanun ile olabileceğini vurguluyor. Böylece Mahkeme, Yüksek Mahkemenin Gina Miller’in açtığı dava üzerine vermiş olduğu karardaki argümanları da ayrıca onaylamış oluyor.

Kararda göze çarpan bir diğer husus da İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda Parlamentolarında Brexit ile alakalı bir karar alınmasına gerek olmadığına hükmedilmesi. Böylece İskoçya ve Kuzey İrlanda büyük oranda AB’de kalma yönünde oy vermiş olmalarına rağmen Brexit’e kendi Parlamentolarında hayır deme imkânları olmayacak. İskoçya’nın yeniden Britanya’dan ayrılmak için referandum yoluna gidip gitmeyeceği daha doğrusu Britanya’nın bir bütün olarak devam edip edemeyeceği ise ucu açık bir soru olmaya devam ediyor.

Brexit Yasa Tasarısı Parlamentoda

Neticede Temyiz Mahkemesinin kararı son derece önem arz ediyor, bu durum AB’den ayrılma sürecinin ve bunun şartlarının Parlamento tarafından yeniden müzakere edilmesi anlamına geliyor. Avam ve Lordlar Kamarası üyelerinin halkın ayrılma iradesine saygı duymaları ihtimali ağırlıkta olsa da en azından AB’den ayrılmanın şartlarının ve tüm sürecin yeniden masaya yatırılması gerekecek.  Buna karşılık, kararın, hükümetin açıkladığı mart ayında AB’den çıkma sürecini başlatma planı üzerinde pek bir etkisi olmayacağı ifade ediliyor. Zira Hükümet gerçekten hızlı hareket ederek İngiltere’nin AB’den ayrılma sürecini resmen başlatacak olan 50’nci Madde’nin işletilmesi yetkisinin hükümete devredilmesini öngören yasa tasarısı Parlamentoya sundu. Britanya hükümeti böylece Temyiz Mahkemesinin kararına uymak adına söz konusu tasarıyı Parlamentoya göndererek AB'den ayrılma süreci için ilk adımını atmış oluyor.

Görüşmelerin 8 Şubat'a kadar tamamlanması bekleniyor. "Avrupa Birliği Yasası" olarak da adlandırılan Brexit yasa tasarısı parlamentoda tartışılmasının ardından oya sunulacak.  Tasarının daha sonra Parlamentonun üst kamarası olan Lordlar Kamarası’na sunulması gerekiyor. Nihayet tasarı Lordlar Kamarası’nda da aynı aşamalardan geçecek. Lordlar Kamarası “masa tenisi” olarak tabir edilen şekilde, tasarı üzerinde yaptığı değişiklikleri Avam Kamarası’na geri gönderebilir ki bu durumda tasarı sonsuz defa bu şekilde bir o Kamara’da bir diğer Kamara’da kendini bulabilir. İki Kamara arasında uyum olmadığı takdirde Avam Kamarası, Lordlar Kamarası onayı olmadan bir tasarıyı yasalaştırabilir. Tüm bu aşamalardan sonra Kraliçe tasarıyı onaylar ve tasarı kanun haline gelir.

Yasanın ne zaman yürürlüğe gireceği ise henüz belirsizliğini koruyor. Hükümetin, Avrupa Birliği Yasa Tasarısı’nın kabul edilmesi için hedeflediği tarihin ise 13 Mart 2017 olduğu ifade ediliyor. Bu arada Başbakan May’in İşçi Partisi’nin baskısına boyun eğerek detaylı bir AB’den çıkış raporu (white paper) hazırlama sözü verdiği de hatırlanmalı. Bu nedenle, Temyiz Mahkemesinin kararının hükümeti AB’den ayrılma siyasetini daha şeffaf ve uzlaşmacı şekilde yürütmeye zorlayacağı sonucuna varılabilir.

Sert Brexit’e Doğru: May’in 12 Maddeli Brexit Stratejisi

Başbakan May, Avrupa Birliği Yasa Tasarısı'nın zamanında kabul edilmesini başarır ve planladığı gibi mart ayında AB’den ayrılma sürecini başlatabilirse, bundan sonraki süreç AB Antlaşması'nın 50’nci Maddesi hükmüne ve Britanya Hükümeti’nin izleyeceği stratejiye göre yürütülecek.  Hatırlanacağı üzere, Britanya Başbakanı Theresa May ise uzun süredir merakla beklenen ülkesinin Brexit stratejisini 17 Ocak 2017 tarihinde gerçekleştirdiği bir konuşma esnasında açıklamıştı. Strateji, AB ile müzakerelerde ulaşılması amaçlanan 12 hedeften oluşuyor. Bu hedefler arasında İngiltere ve İrlanda arasındaki ortak seyahat alanını korumak, ortak pazardan çıkarak AB ile tarife dışı ticaret ve gümrük anlaşması yapmak, Avrupa’yla emniyet ve istihbarat paylaşımını sürdürmek ve İngiltere’deki AB vatandaşlarının göçmenlik haklarıyla, AB içindeki İngiltere vatandaşlarının göçmenlik haklarını kontrol etmek bulunuyor. Theresa May’in konuşması Britanya’nın ne tür bir Brexit anlaşması yapılacağının açıklığa kavuşması açısından önem taşıyor.

Şüphesiz ki, Başbakan May’in açıkladığı 12 maddelik AB’den çıkış stratejisinin ana eksenini AB üyeliği ile birlikte ortak pazardan da çıkılması oluşturuyor. Geçen yılın haziran ayında AB referandumundan çıkan ayrılık kararını uygulamak konusunda kararlı olduğunu belirten May, Avrupa ile kapsamlı bir serbest ticaret anlaşmasını hedefliyor. Britanya’nın bu kararının altında ise iki temel sebep yatıyor, öncelikle Britanya, içerisinde söz hakkı olmayan bir birliğin hazırladığı ortak pazara ilişkin düzenlemelerin bir parçası olmak istemiyor. AB’nin ticari ve ekonomik düzenlemelerinden ve kısıtlamalarından muaf olmak istiyor. Dahası küresel ekonomik büyüme içerisindeki payını giderek artıran gelişmekte olan piyasa ekonomileriyle bağımsız karşılıklı serbest ticaret anlaşmaları imzalayabilmek istiyor. Çünkü mevcut AB ortak pazar düzenlemeleri, üye ülkelere münferit üçüncü ülkelerle karşılıklı serbest ticaret anlaşması imzalama hakkı tanımıyor.

Her ne kadar ortak pazardan ayrılmanın avantajları olsa da, hem Britanya hem AB açısından çok sayıda risk ve belirsizliği de içerisinde barındırıyor. Britanya için ekonomisinin en önemli unsurlarından finans sektörünün Avrupa piyasalarına erişimi son derece hayati önem taşıyor. Özellikle Britanya’nın Avrupa piyasalarına erişimin kesintiye uğraması çok sayıda şirketin ülkeyi terk etmesine neden olabilir. Serbest ticaret görüşmeleri, Brexit için öngörülen 2 yıldan uzun sürebilir. AB bazı sektörleri ya da ürünleri olası ticaret anlaşması dışında tutabilir. Ülkenin ortak pazardan ayrılması ve serbest ticaret anlaşmasının iki yıl içerisinde tamamlanamaması halinde, birçok sektörde Avrupa ile ticaret yapan şirketlerin farklı gümrük tarifeleri ile karşılaşması mümkün. Bunun uzun vadede ürün ve hizmet maliyetlerine yansımasından ve Britanya’nın uluslararası rekabet gücünün azalmasından endişe ediliyor.

Bir diğer önemli konu ise, referandum öncesinde ayrılmak yönünde kampanya yürütenlerin sıklıkla dile getirdikleri serbest dolaşımın kısıtlanması isteği. Başbakan May’in açıkça ifade ettiği üzere, hükümet Brexit müzakerelerinde AB ülkelerinden bu ülkeye gelen göçmenlerin sayısının kontrol altına alınmasını hedefliyor. Son dönemde AB ülkelerinde göçün rekor seviyede arttığı vurgusunu yapan May, göçmenlerin kamu hizmetlerinin bile aksamasına neden olduğunu söyledi. Oysa hali ortak pazar kişi, sermaye, mal ve hizmetlerin ülkeler arasında serbest dolaşımının sağlanmasını gerektiriyor. Britanya’nın serbest dolaşımı kısıtlaması halinde Avrupa’daki yetişmiş kalifiye iş gücünün ülkedeki istihdam piyasasına katılımının zorlaşması bekleniyor. Britanya’ya çalışmaya gelen göçmenlerin sayısı kaçınılmaz şekilde azalacak. Bu yüzden yoğun bir şekilde ülkedeki iş gücünün eğitilmesine yatırım yapılması gerekiyor.

Emre Ataç, İKV Uzman Yardımcısı