İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 OCAK 2017

KÜRESEL GÜNDEM: Dünya Ekonomik Forumu’nda Neler Tartışıldı?

Dünya Ekonomik Forumu’nda Neler Tartışıldı?

Dünya Ekonomik Forumu 100'den fazla ülkeden yaklaşık 3 bine yakın siyasetçi ve iş dünyasından liderlerin katılımıyla 17-20 Ocak 2017 tarihlerinde her yıl olduğu gibi Davos’ta gerçekleşti. Davos Zirvesi her yıl dünyanın küresel, bölgesel ve endüstriyel gündemini şekillendirmek ve işbirliği faaliyetleri için en önemli yaratıcı güç niteliğinde bulunuyor. Düzenlendiği kasabanın ismiyle, “Davos Zirvesi” olarak anılan ve bu yıl 47’incisi düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun ana teması “Duyarlı ve Sorumlu Liderlik" idi. Bu yılki zirve küresel iş birliğinin güçlendirilmesi, ekonomik büyümenin canlandırılması, piyasa kapitalizminin düzenlenmesi ve 4'üncü Sanayi Devrimi'ne hazırlanma konularına odaklandı.

Davos Zirvesi’nde, yükselen popülizmden küresel ekonomik görünüme kadar pek çok konu 400'den fazla oturumda tartışıldı. Yeni ABD Başkanı Donald Trump’ın ve Brexit’in sıcak konuların başında geldiği zirveye 30'dan fazla devlet başkanı ve başbakan da katıldı. Xi Jinping, Çin'in Davos'a katılan ilk devlet başkanı oldu. Britanya Başbakanı Theresa May, ABD eski Başkan Yardımcısı Joe Biden, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroshenko ve Rusya Başbakan Yardımcısı Olga Golodets da Davos’a katılan liderler arasındaydı. Türkiye’den de Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi zirveye katıldı. Mehmet Şimşek düzenlenen bir oturumda, cumhurbaşkanlığı sistemi ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Dünya Ticaret Örgütü Genel Direktörü Roberto Azevedo, IMF Başkanı Christine Lagarde, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Genel Direktörü William Lacy Swing ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Genel Direktörü Guy Ryder gibi pek çok önemli isim de zirveye katıldı.

Donald Trump ve Xi Jimping, Küreselleşmenin İki Zıt Kutbu

ABD’de yeni Başkan Donald Trump’ın göreve başlaması dünya ekonomi ve siyaset sahnesinde bir dönemin kapandığı ve yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor. Trump yönetiminin ABD ve tüm dünya için neler getireceği henüz netlik kazanmadı. Ancak yeni başkan ayağının tozuyla imzaladığı kararlarla ülkenin geçmiş kazanımlarını bir çırpıda silmeyi hedefliyor. Her şey ABD’nin eski Başkanı Barack Obama döneminden epey farklı olacağa benziyor. Zirveye katılan eski ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden da ABD’nin bu yeni durumu karşısında şu ifadelerle yapılması gerekenleri özetledi “Önümüzde iki seçenek bulunuyor: ABD oluşan belirsizliğe rağmen bütün ülkelerin birbirleriyle bağlarını güçlendirmesi ya da yeni gelişmelerin yaratacağı başarısızlıklarla çözülmeye gitmek”. Biden bütün ülkelerin bu konuyu çok iyi değerlendirmeleri gerektiğine dikkat çekti.

Davos Zirvesi’nin açılışında gerçekleşen oturumda konuşan Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ise kuşkusuz sözleriyle zirveye damgasını vurdu. Xi Jinping’in konuşmasının gündeminde küreselleşme karşıtlığıyla mücadele ve dünyada Çin ekonomisine güven inşası vardı.  Küreselleşmenin şiddetli savunucusu olan Jinping Batı’nın geri adım atma eğilimine karşın küreselleşmenin insanların yaşamlarını iyi yönde değiştirme gücü olduğunu savunarak, dünyada yaşanan birçok sorunun küreselleşmeden kaynaklanmadığına işaret etti. Bu mesaj başta ünlü internet alışveriş sitesi Alibaba’nın kurucusu Jack Ma olmak üzere diğer Çinli katılımcılar tarafından da tekrarlandı. ABD’nin de günümüzde yaşadığı sorunlar için küreselleşmeyi suçlanmaması gerektiğini belirtilerek, ülkede yaratılan zenginliğin bütün Amerikalılara yardım için kullanılması yerine boşa harcandığı ifade edildi.

Çin Yeni Dünya Liderliğine Oynuyor

Toplantılarda vurgulanan bir başka nokta ise Soğuk Savaşın sona ermesinden bu yana dünyanın hiç görülmemiş bir şekilde tek kutuplu ve tek bir süper güçten çok kutuplu bir yapıya doğru evirildiği oldu. Çin Devlet Başkanı’nın bu yıl ilk defa olarak Davos Zirvesi’ne katılması ülkenin dünya ekonomi ve siyaset sahnesine giderek daha fazla katılacağını gösteriyor. ABD ve Avrupa’nın bir kısmında korumacılık eğilimleri hâkimken ve küreselleşmenin yanı sıra serbest ticaret tehdit altında iken Çin yeni dünya düzeninin lideri olarak ortaya çıkmaya hazırlanıyor. 1,3 milyar nüfusa sahip olan Çin dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve 2016’da dünya büyümesinin yüzde 39’unu sağladı. Jinping, Zirve’de Çin’in küreselleşmenin dünyada sadece bir kesimi değil herkesi kapsayacak şekilde gelişmesi için çalışmaya hazır olduklarını açıkladı ve korumacılıktan kimsenin kazançlı çıkamayacağının da altını çizdi.      

Trump’ın daha göreve gelmeden Trans Pasifik Ortaklığı Anlaşması’na (TPP) son vereceğini açıklamasından farklı olarak, Xi Jinping ülkelerin çok taraflı ticaret anlaşmalarını tehdit eden korumacılığa karşı durmalarını ve birbirleriyle bağlantılı şekilde büyümenin sağlayacağı karşılıklı kazancın gerekliliğine vurgu yaptı.  Jinping dünya tarihine bakıldığında insanlığın medeniyet yolculuğunun kolay olmadığını ancak karşılaşılan sorunların da ilerlemeye engel olamayacağın belirterek şikâyet etmek, başkalarını suçlamak ya da sorumluluklardan kaçmak yerine birleşip zorluklarla mücadele edilmesi çağrısında bulundu.

Çin, sadece dünya ticaret ve büyümesinde rol oynamakla kalmıyor aynı zamanda son dönemlerde temiz enerji konusunda da gelişme gösterdi. Yenilenebilir enerji kaynaklarına büyük yatırımlar yapan ülke, iklim değişikliği ile mücadele hedeflerini de takip ediyor. Xi Jinping İklim Değişikliğine ilişkin Paris Anlaşması’nın uygulanmasındaki küresel sorumluluklarını yerine getirecekleri taahhüdünde bulundu. Jinping ülkesinin sürdürülebilir kalkınmayla birlikte öngörülen ekonomik reformları gerçekleştireceğini ve yüksek ekonomik büyüme düzeyini sürdüreceğini belirtti.

Brexit için Olumlu bir Bakış Açısı Yakalanabilir mi?

Davos Zirvesi’nde de gündeme olan diğer bir konu ise Brexit’ti. Britanya Başbakanı Theresa May Brexit planlarını ortaya koymak üzere Davos’ta bulunuyordu. May, AB’den ayrılma kararıyla Britanya’nın Birliğe sırtını dönmediğine işaret ederek, Britanya’nın bir Avrupa ülkesi olduğunu ve Avrupalı mirasıyla gurur duyduğunu ancak her zaman Avrupa’nın ötesine bakan bir ülke olduklarını ifade etti. Serbest piyasa, serbest ticaret ve küreselleşmeyi savunduklarına dikkat çeken May, Britanya’nın küresel ticarette dünya lideri olacağını savundu. Küreselleşmeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan May, çalışanların küreselleşmeden iş kaybı ve ücretlerin düşmesi endişesiyle korktuğuna dikkat çekerek, serbest ticaret ve küreselleşmenin herkes için çalıştığından emin olunması gerektiğini belirtti.

ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger da zirvede Britanya’nın AB’den ayrılmasına ilişkin olarak pozitif bir bakış açısı getirerek bu gelişmenin bölgenin yeniden yapılanmasını sağlayacağını belirtti. Brexit’in yaratıcı bir şekilde kullanılarak Atlantik ortaklığında Avrupa ve ABD için yeni roller yaratılabileceğine işaret etti. Kissinger, “akıllıca” bir Brexit'in Avrupa'yı Amerika ile tekrar yakınlaştırabileceği ve Batı'yı yeniden tanımlayabileceğini belirtti.

Herkes için Temel Gelir Hayal mi?

Gelir eşitsizliği konusunu Davos’un gündeminde ön plandaydı. Oxfam Direktörü Winnie Byanyima daha fazla eşitlik için çağrıda bulunarak dünyadaki 8 kişinin servetinin, dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan en fakir 3,6 milyar kişinin gelirini karşılayabileceği tespitinde bulundu.

Dünya Ekonomik Forumu’nda milliyetçi ve küresellik karşıtı akımlara karşı geliştirilebilecek eski bir yöntem olan zenginliğin yenden paylaşılması seçeneği de değerlendirildi. Ancak bu dağılımın gönüllü mü yoksa vergiler yoluyla zorunlu bir şekilde mi yapılacağı konusunda ülkeler arasında fikir ayrılıkları bulunuyor. Faturayı kimin ödeyeceği önemli bir soru. Liderler bunun ne şekilde gerçekleştirileceği konusunda anlaşamasa da refahın paylaşılması gerektiği, aksi halde popülizmin yaratacağı sonuçlara katlanılacağı konusunda fikir birliği içinde bulunuyorlar. 

Nitekim IMF Başkanı Christine Lagarde Zirve’nin bir oturumunda gelirin yeniden paylaşımı konusu üzerinde durarak, bu konuya ilişkin politikaların uygulamaya geçirilmesi için önemli bir zaman olduğunu, gelir eşitsizliğini azaltılması için gelirin yeniden paylaşımının gerektiğini ifade etti. Dünyada 3,6 milyon fakir bireyin daha iyi gelir ve günde iki öğün yemek yiyebilme kaygısı taşıdığına işaret etti. Kalkınmanın gerçekleşmesi için küreselleşmenin vazgeçilmez bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Lagarde, küreselleşmenin iş alanlarının azalttığını iddia etmenin durumun sebeplerini araştırmak yerine kolaya kaçmak olduğunu savundu. 

ABD eski Başkan Yardımcısı Joe Biden da yaşam standartlarının iyileştirilmesi için vergilerin artırılması gerektiğini belirterek, herkesin yaşam standartlarının birlikte artış göstereceği bir dünyayı hedeflediklerini ve aşamalı olarak adil bir vergi sisteminin uygulanması gerektiğini ortaya koydu.   

Davos Zirvesi sonuçlanırken zirvede tartışılan konular hiç gündemden düşmeyeceğe benziyor. Akıllarda kalan sorulardan biri ise yeni dünya düzeninin nasıl olacağı? 1930’lardaki gibi ulusal çıkarların yükselişi mi söz konusu olacak? Davos’ta toplanan liderlerin genelde hemfikir olduğu nokta bunun bu şekilde olmaması ve küreselleşmenin korunması gerektiği yönünde. Ancak küreselleşmenin reforme edilmesine ihtiyaç bulunduğu da göz ardı edilmiyor. 

Sema Gençay Çapanoğlu, İKV Kıdemli Uzmanı