İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 ŞUBAT 2017

AB GÜNDEMİ: Malta Zirvesi: Duyarlı ve Sorumlu Avrupa`yı Koruma Çabası

Malta Zirvesi: Duyarlı ve Sorumlu Avrupa'yı Koruma Çabası

AB ülkelerinin liderleri ile Avrupa Komisyonunun kilit figürleri, 3 Şubat 2017 tarihinde Malta’da biraraya geldi. Malta Başbakanı Joseph Muscat’ın ev sahipliğinde ve Konsey Başkanı Donald Tusk yönetiminde gerçekleştirilen Malta Zirvesi’nin ana gündem maddeleri geçtiğimiz iki yıl boyunca düzenlenen tüm üst düzey AB toplantılarında olduğu gibi mülteci krizi ve AB’nin geleceği tartışmalarıydı. Son dönemde gerçekleşen her AP oturumu, Komisyon toplantısı veya liderler zirvesinde gündeme getirilen konular, bir kez daha raflardan indirilmiş olsa da bu zirve tamamen bambaşka boyutlarıyla hafızalara kazındı. 3 Şubat tarihli Malta Zirvesi, ABD Başkanı Donald Trump göreve geldikten sonra gerçekleşen ilk üst düzey AB zirvesi olma özeliği taşıyor ve tarih sahnesinde her zaman Trump etkisiyle ve AB liderlerinin Trump’a mesajlarıyla hatırlanacak.

Trump’ın Malta Zirvesi üzerindeki etkisine değinmeden önce zirvenin ana gündem maddelerine ilişkin uzlaşılan noktaları da hatırlamak gerekir. Zirvenin ilk gündem maddesini oluşturan mülteci krizi şüphesiz ki güncel uluslararası sistemin karşı karşıya olduğu en öncelikli sorunlardan birini oluşturmaya devam ederken, ihtiyaç duyulan ivedi çözümlere uluslararası toplum tarafından bir türlü ulaşılamıyor. Bu zirvenin de sonuçları bakımından ilham verici olduğunu öne sürmek zor olsa da, mülteci krizinin çözümüne yönelik atılan her adımın, ortaya koyulan her iradenin de önemini ve katkısını vurgulamakta fayda var.

Göç Yönetiminde Malta Bildirisi ve Orta Akdeniz Vurgusu

Güncel verilere göre, 2016 yılında Orta Akdeniz göç yolu üzerinden AB’ye ulaşan düzensiz göçmenlerin sayısı 181 bin olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte Orta Akdeniz göç yolu üzerinden AB’ye geçiş yapmaya çalışırken hayatını kaybedenlerin sayısı ise 2013’ten bu yana her geçen yıl artıyor. Dolayısıyla Türkiye ve Yunanistan üzerinden geçen Doğu Akdeniz göç yolunun Türkiye-AB Mülteci Uzlaşısı ile görece kontrol altına alındığı bir dönemde, tehlikenin artarak devam ettiği Orta Akdeniz göç yolu, özellikle İtalya-Libya hattı, zirvenin göç gündeminin merkezinde yer aldı. Öyle ki, Konsey Başkanı Tusk ve Libya Başbakanı Fayez al-Sarraj, zirve himayesinde bir araya geldi. AB liderlerinin konuya ilişkin ortak iradesi de Malta Bildirisi adı altında tarihe not düşüldü. Peki Malta Bildirisi hangi öncelikleri içeriyor?

Belirtilmelidir ki, Malta Bildirisi yeni bir çıkış yolu ortaya koymuyor. 2015 yılından bu yana AB kurumları tarafından göç yönetimine ilişkin atılan adımlar, Türkiye ile AB’nin gerçekleştirdiği çok sayıda ortak toplantı, Valetta Zirvesi, üçüncü ülkelerle varılan çeşitli anlaşmalar, insani zirveler ve diğer etkinliklerde ortaya atılan öncelikler, Malta’da bir kez daha tekrarlandı. Malta Bildirisi’nde ilgili üçüncü ülkenin göç yönetim birimlerinin kapasitesinin artırılmasına karar verildi; kaçakçılığın önüne geçilmesi, kaynak ülkeye ve komşu ülkelere yardım yapılmasının önemi vurgulandı, vesaire vesaire...

Trump’ın Gölgesinde Roma Antlaşması’nın 60’ıncı Yılına Geri Sayım

Zirvenin ikinci kritik gündem maddesi, AB’nin geleceği tartışmalarıydı. Bu tartışmalar, Avrupa entegrasyon projesinin temelini oluşturan Roma Antlaşması’nın 60’ıncı yıldönümü hazırlıkları çerçevesinde sürdürüldü. Tartışmalar büyük ölçüde bir düğünün yeniden canlandırılması hazırlıklarını andırdı. Bu yıl, belki de Roma Antlaşması’nın en hayati, en kritik, en sembolik yıldönümlerinden birinin kutlanacak olmasının bilinciyle Konsey Başkanı Tusk, zirvede AB liderleriyle, AB’nin geleceğine yönelik gördüğü temel tehditleri paylaştı ve transatlantik işbirliğinin AB’nin temel öncelikleri arasında olduğunu hatırlatırken AB’nin kendi gücüne olan güvenini geri kazanmaktan başka şansı olmadığını vurguladı. Bu vurgu önemli... Bu vurgunun altını birbiriyle bağlantılı çok çeşitli etkenle doldurmak gerekiyor.

İlk olarak, Donald Tusk tarafından bu vurgunun yapıldığı ve Roma Antlaşması’nın 60’ıncı yıldönümüne (25 Mart 2017) ilişkin tartışmaların gerçekleştirildiği toplantıda, Britanya’ya yer ayrılmamıştı. Yani 28 AB ülkesi yerine 27 AB ülkesi bu oturumda bir araya gelmişti. Yani kendine olan güvenini geri kazanması gereken AB, güçlü parçalarından biri kopmakta olan AB’ydi. İkinci olarak ise masada sandalyesi bulunmayan Theresa May önceki hafta ABD Başkanı Trump ile görüşmüştü, iki lider NATO ve AB’nin geleceği gibi kritik konuları da gündemlerine almıştı. Dolayısıyla May, Malta Zirvesi’nde transatlantik ilişkilerde bir köprü rolü üstlenme güdüsüyle hazır bulunmuştu. AB liderlerinin, May’in üstlenmeyi öngördüğü bu rolü benimsediğini ifade etmek zor. Trump dönemiyle birlikte, AB tarafında, transatlantik ilişkilere daha önce duyulmadığı kadar temkinli bir yaklaşım oluştuğu görülüyor. Yani Tusk’un AB’nin kendi gücünü yeniden arayış vurgusunu bu kadar yüksek sesle yapmasında aslında Trump etkisinin de büyük bir rolü var.

Trump’ın göreve geldiği tarihten bu yana retorik düzeyinde taraflar arası gerginlik devam ediyor. Trump özellikle AB’yi ve Angela Merkel gibi AB liderlerini hedef alan ifadelerde bulunurken, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Litvanya Cumhurbaşkanı Dalia Grybauskaite ve AP’deki Sosyalist ve Demokratlar İlerici İttifakı lideri Gianni Pittella gibi AB siyasetindeki etkin figürler de Trump’ı doğrudan eleştirmekten geri durmuyor. Böyle bir atmosferde gerçekleşen Malta Zirvesi’nde önemli bir birliktelik duruşu sergilendi ve yeni ABD Başkanı Trump’a da dikkate alınması gereken mesajlar verilmiş oldu. Bu mesajı Litvanya Cumhurbaşkanı Grybauskaite tarafından atılan ve çokça paylaşılan tweet ile 140 karakterde özetlemek mümkün: ”Malta’dan sonra bütün yollar Roma’ya çıkıyor ve duyarlı ve sorumlu Avrupa’yı korumak bizim görevimiz.”

Ahmet Ceran, İKV Uzmanı