İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 ŞUBAT 2017

KÜRESEL GÜNDEM: Britanya, Brexit Öncesi Küresel Rol Arayışında

Britanya, Brexit Öncesi Küresel Rol Arayışında

Britanya Başbakanı Theresa May, 28 Ocak 2017 tarihinde ABD’nin ardından Türkiye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. May’in bu ziyaretlerinin asıl amacının Britanya’nın, Vaşington ve Ankara ile ikili ilişkilere ve bu ilişkilerin olumlu seyrine verdiği önemin gösterilmesi olduğu belirtiliyor. Oysa May’in ABD ve Türkiye ziyaretlerini sadece iki devlet arasındaki ilişkilere bağlayarak okumak oldukça yetersiz olur. Zira May’in ziyaretleri, Brexit sonrası Britanya’nın küresel rolünü şekillendirme çabalarının ilk somut adımı. Britanya, Brexit sonrası küresel ticaret ve güvenlik ortaklıklarının altyapısını şimdiden oluşturmanın hazırlığı içinde. Peki, Britanya Brexit sonrasında nasıl bir küresel rol hedefliyor?

Küresel Britanya: Brexit Çağında Dış Politika

Hatırlanacağı üzere, Britanya’da Dışişleri Bakanı olarak görev yapan deneyimli muhafazakâr siyasetçi Boris Johnson, Brexit süreci ardından çalkantılı ve biraz da belirsiz günler yaşayan ülkesinin dış politikası hakkında 2 Aralık 2016 tarihinde ünlü Londra merkezli düşünce kuruluşu Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde (Chatham House) önemli bir konuşma yapmıştı. "Küresel Britanya: Brexit Çağında Birleşik Krallık Dış Politikası"('Global Britain: UK Foreign Policy in the Era of Brexit') başlıklı bu konuşma, yeni dönemde Britanya’nın Theresa May başbakanlığında ve Muhafazakar Parti (Conservative Party) hükümetinde izleyeceği politikalara ışık tutan bazı bölümler içeriyor.

Boris Johnson’ın konuşması, elbette belirsiz bir dönemde Britanya halkı ve entelektüellere yol göstermek ve moral vermek için yapılmış bir konuşma. Konuşmadaki en önemli konular Brexit kararı ardından Britanya’nın içe kapanan değil, farklı coğrafyalarda daha atak bir dış politika izleyeceğinin belirtilmesi ve BM Güvenlik Konseyi’nin yapısının değiştirilmesi ve Hindistan’ın da buraya dahil edilmesi konusunda yaptığı yeni açılım. Dünya halklarının gözünde Britanya’nın çok etkili ve dünyaya hala liderlik edebilecek bir ülke olduğunu iddia eden Dışişleri Bakanı, küresel bir ülke olan Britanya’nın kendi döneminde küresel bir dış politika izleyeceğini söylüyor. Bu küresel anlayışın hem Britanya, hem de dünyanın çıkarlarına uygun olduğunu iddia eden Boris Johnson, bunun için iki gerekçe öne sürüyor.

Birincisi, dünyanın son yıllarda oldukça karmaşık bir hale gelmesi tehlikesi karşısında Britanya’nın geçmişte olduğu gibi küresel sorumluluklar üstlenmesi, uluslararası düzen açısından oldukça faydalı hale gelebilir. Bu konuda ülkesinin yaptıklarını tarihten ve günümüzden örneklerle açıklayan Johnson, Britanya’nın hâlihazırda küresel ekonomi ve siyasal istikrar açısından çok kritik roller oynayan bir ülke olduğunu belirtti. ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO sorumluluklarının paylaştırılması konusundaki görüşlerine destek veren Johnson,  ülkesinin zaten bu sorumlulukları yerine getirdiğini ifade etti. Caydırıcılık ve diyaloğun aynı anda yapılabileceğini de savunan Johnson, ülkesinin Kırım’ı işgal eden ve Doğu Ukrayna’daki çatışmaları teşvik eden Rusya karşısında sert politikalara yönelmeye hazır olduğunu, ama aynı anda bu ülkeyle diyalog ve müzakerelerin de sürdürüleceğini belirtti. Ülkesinin Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkiler ve genel olarak Uzak Doğu bölgesinde de sadece ticari anlaşmalar değil, küresel politik dengeler temelinde hareket edeceğini söyleyen Johnson, Britanya’nın yüzlerce yıllık demokrasi deneyiminden çıkan en önemli mesajın, -sistemin toptan çöküşünü önlemek adına- zaman zaman reform yapılmasının gerekliliği.Gerçekçi bir bakış açısıyla uluslararası sistemin değiştirilmesi gerektiğini kabul ettiklerini belirten Johnson, bu nedenle Hindistan’ın BM Güvenlik Konseyine üyeliğini desteklediklerini ve Çin’in önderlik ettiği Asya Altyapı Yatırım Bankası’na (Asian Infrastructure Investment Bank) ilk katılan ülkelerden biri olduklarını ayrıca vurguladı.

Britanya’nın küresel bir dış politika izlemesinin gerekliliği konusunda Johnson’ın savunduğu ikinci tez ise, dünyada ticaretin hiç olmadığı kadar arttığı bu çağda, Britanya’nın serbest ticarete önderlik etmesinin küresel bir sorumluluk olduğu. Dışişleri Bakanı, bunun dünya üzerindeki halkların ve özellikle de fakir kesimlerin hayatlarını daha iyi hale getirebileceğini iddia ediyor. Brexit’in korumacılık veya içine kapanma kararı olmadığını ve bu süreçte ülkesinin dünyanın farklı coğrafyalarında serbest ticareti AB çatısı altında olmadan daha güçlü ve yoğun şekilde teşvik edebileceğini belirten Johnson’ın  Brexit sonrası ekonomik kazançlar ya da kayıplardan ziyade Britanya’nın AB’ den bağımsız ticaret politikası belirleme şansını yakalayacak olmasının önemini vurguladı.

Küresel Büyük Britanya’ya Doğru: Yeni Serbest Ticaret Anlaşmaları

Şüphesiz ki, Britanya’nın açıkladığı küresel stratejisinin ana eksenini yeni serbest ticaret anlaşmaları ile birlikte ortak pazardan çıkmak oluşturuyor. Geçen yılın haziran ayında AB referandumundan çıkan ayrılık kararını uygulamak konusunda kararlı olan Britanya, Avrupa ile kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması yapmayı hedefliyor. Britanya’nın bu kararının altında ise iki temel sebep yatıyor, öncelikle Britanya, içerisinde söz hakkı olmayan bir birliğin hazırladığı ortak pazara ilişkin düzenlemelerin bir parçası olmak istemiyor. AB’nin ticari ve ekonomik düzenlemelerinden ve kısıtlamalarından muaf olmak istiyor. Dahası küresel ekonomik büyüme içerisindeki payını giderek artıran gelişmekte olan piyasa ekonomileriyle bağımsız karşılıklı serbest ticaret anlaşmaları imzalayabilmek istiyor. Çünkü mevcut AB ortak pazar düzenlemeleri, üye ülkelere münferit üçüncü ülkelerle karşılıklı serbest ticaret anlaşması imzalama hakkı tanımıyor.

Böyle bir ortamda yeni ticari ve ekonomik anlaşmalar da yapılacak. Nitekim Britanya’nın başta AB ile olmak üzere bir dizi serbest ticaret anlaşması imzalaması gerekiyor. AB ile imzalanacak olan dışında, AB'nin daha önce imzaladığı 61 adet serbest ticaret anlaşmasına da ayrıca odaklanılacak. Bunlara ek olarak da tamamen yeni birkaç serbest ticaret anlaşması imzalanması için çaba gösterilecek. ABD, Türkiye, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkeler bu son listede yer alıyorlar. Nitekim Theresa May'in Vaşington'daki temaslarında ABD ile bir serbest ticaret anlaşması imzalanması için şimdiden hazırlıklara başlanmasına ilişkin bir anlayış birliği oluştu. Theresa May'in Vaşington'un ardından Ankara'yı ziyaret etmesini de bu yeni stratejinin bir adımı olarak görmek yerinde olur. Ziyaret Türkiye ile Britanya arasında savunma sanayii alanında önemli bir anlaşmanın imzalanmasıyla sonuçlandı. Ancak geleceğe dönük olarak bakıldığında, Türkiye ile Britanya arasında Kıbrıs'ta, Ortadoğu'da, Doğu Akdeniz'deki enerji projelerinde olduğu gibi farklı coğrafyalarda da ortak girişim ve yatırım olanakları bakımından daha birçok işbirliği konusu üzerinde anlaşılabilir.

Her ne kadar ortak pazardan ayrılmanın ve yeni serbest ticaret anlaşmaları imzalamanın avantajları olsa da, hem Britanya hem AB açısından çok sayıda risk ve belirsizliği de içerisinde barındırıyor. Britanya için ekonomisinin en önemli unsurlarından finans sektörünün Avrupa piyasalarına erişimi hayati önem taşıyor. Özellikle Britanya’nın Avrupa piyasalarına erişiminin kesintiye uğraması çok sayıda şirketin ülkeyi terk etmesine neden olabilir. Serbest ticaret görüşmeleri, Brexit için öngörülen 2 yıldan uzun sürebilir. AB bazı sektörleri ya da ürünleri olası ticaret anlaşması dışında tutabilir. Ülkenin ortak pazardan ayrılması ve serbest ticaret anlaşmasının iki yıl içerisinde tamamlanamaması halinde, birçok sektörde Avrupa ile ticaret yapan şirketlerin farklı gümrük tarifeleri ile karşılaşması mümkün. Bunun uzun vadede ürün ve hizmet maliyetlerine yansımasından ve Britanya’nın uluslararası rekabet gücünün azalmasından endişe ediliyor.

Emre Ataç, İKV Uzman Yardımcısı