İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-28 ŞUBAT 2017

AB GÜNDEMİ: Protestolar Arasında AP’den CETA’ya Kritik Onay

Protestolar Arasında AP’den CETA’ya Kritik Onay

AB ve Kanada arasındaki Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması’na (Comprehensive Economic and Trade Agreement-CETA) yönelik uzun yıllardır süren müzakere süreci ekim ayında Brüksel’de gerçekleştirilen AB-Kanada Zirvesi’nde iki tarafın imzalarıyla netliğe kavuşmuştu. 15 Şubat 2017 tarihinde, AP Genel Kurulu’nda 254 “ret” oyuna karşı 408 “evet” oyuyla kabul edilen anlaşmaya yönelik olarak Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Strazburg’daki konuşmasında anlaşmanın, parlamento tarafından derinlemesine incelendikten sonra onaylandığını açıkladı. Juncker, CETA’nın başta her iki tarafın vatandaşlarına ve iş dünyasına yakın zamanda önemli fırsatlar sunacağına inandıklarını belirtti. Oylama sonrasında Avrupa Halk Partisi üyesi Artis Pabriks ise açıklamasında, AB’nin serbest ve adil bir ticaretten yoksun şekilde, diğer küresel aktörlerle yüksek düzeyde ilişki kurmadan ayakta duramayacağı mesajını verdi.

CETA ile kısaca taraflar arasında tarifelerin yüzde 99 oranında kaldırılması ve ticaretin artırılması, yeni iş imkânlarının yaratılması ile ekonomik büyümenin sağlanması hedefleniyor. İki taraf arasında tarifelerin kaldırılmadığı alanlar; kamu hizmetleri, görsel-işitsel sektör ve nakliye hizmetleri ile yumurta, süt ve kümes hayvanları gibi tarımsal faaliyet alanları olarak açıklandı. AB, müzakerelerde ayrıca en fazla ihraç ettiği gıda ürünleri arasında yer alan coğrafi işarete sahip 140’ın üzerinde ürünün Kanada pazarında korunmasını da güvence altına aldı.

Başbakan Trudeau’dan Ortak Değerlere Vurgu

Kanada Başbakanı ve Liberal Parti Başkanı Justin Trudeau’nun ilk kez AP’ye hitabının, AP oturumunun havasını değiştirdiğini belirtebiliriz. Konuşmasında, Avrupa Komisyonu ile 41 yıl önce kurulan diplomatik ilişkilerin önemini hatırlatan Kanada Başbakanı Trudeau, küresel barış, adalet, güvenlik, kadın hakları ve iklim değişikliği ile mücadele konularında AB ile birlikte kurulan ortaklık hacminin, yatırım ve ticaret alanına da genişletildiğini ifade etti. AB’nin önemli bir başarı hikâyesi olduğunu belirten Trudeau, AB’nin küresel arenadaki sesinin tercih edilenin ötesinde önemli bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Tüm dünyanın güçlü bir AB’den fayda sağladığını belirten Başbakan Trudeau sözlerine şöyle devam etti:

“AB ve Kanada arasındaki ilişkiler, ortak değerler çerçevesinde dirençlidir. Her iki taraf olarak demokrasi, şeffaflık, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve çeşitlilik ilkelerinin arkasındayız. Devlet olarak vatandaşlık haklarını gözetmenin yanı sıra ilişkilerde ilerleme kaydedilmesi ve karşılıklı faydanın sağlanması adına doğru koşulların oluşturulmasını önemsiyoruz. Bu noktada, ortak başarılarımız arasına girecek olan CETA, oldukça iddialı bir girişimdir. Bu anlaşmanın gelecekte diğer ticaret anlaşmalarına taslak niteliği taşıyacağına inanıyorum. AB’nin temel çıkış noktası olan “Çeşitlilikte Birlik” (United in Diversity), tüm farklılıklara rağmen ülkelerin birlikte çalışabileceğini hatırlatan önemli bir değerdir. Mevcut süreçteki kaygılar, yapılan çalışmaların sadece elit kesime yönelik olduğunun algılanmasına bağlı olarak şekilleniyor ki bu algı, ekonomi ve ticaret alanına da yansıyor. Bu noktada CETA’nın önemi, herkesin yararına olacak bir ticaret alanının yaratmasına dayalıdır.”

Korumacı Politikalar Karşısında CETA’nın Sürdürülebilirliği

15 Şubat tarihli AP onayı, şu an itibarıyla anlaşmanın resmi olarak yürürlüğe girmesi için yeterli değil. Nisan ayında geçici olarak yürürlüğe girebileceği açıklanmasına rağmen CETA’nın, onayı için üye ülke parlamentolarının verecekleri kararları beklemek gerekiyor. Bu süreçte, aynı zamanda AB’nin ticaret politikasındaki değişimlerin de takip edilmesi önemli.

Avrupa Komisyonunun Ticaretten Sorumlu Üyesi Cecilia Malmström’ün AP’deki konuşmasında “Duvarlardan ziyade ülkeler arasında kurulacak köprüler sayesinde küresel zorlukları aşabiliriz” ifadelerini kullanması, aslında Trump yönetiminin aksine AB’nin, işbirliği odaklı bir yaklaşıma devam edeceğinin güçlü bir sinyali niteliğindeydi. Nitekim AB’nin küresel liderliği açısından tek seçenek de bu yaklaşımın sürdürülmesi. Ancak Trump’ın savunduğu korumacı politikaların, küresel boyutta -tamamen benzerlik taşımasa da- AB ayağının da olduğu not edilmeli. Bu bağlamda, AB’nin kilit üye ülkelerinde yükselen popülist siyasi eğilimler takip edilmeli. Yılın ilk yarısına kadar sonuçlanacak Hollanda ve Fransa seçimleri bu açıdan dikkat çekiyor.

CETA, Küreselleşmenin İyi Yüzü İçin Önemli Bir Sınav

CETA, AB’nin bir G7 ülkesi ile imzaladığı ilk kapsamlı ticari anlaşma. Hatta anlaşmanın, ABD ile müzakere edilen TTIP için taslak niteliğinde olduğuna yönelik yorumlar oldukça fazla. Avrupa Komisyonu verilerine göre, AB ile Kanada arasındaki ticaret, 900 binin üzerinde kişinin istihdam edilmesine katkı sağlıyor. CETA’nın tamamen yürürlüğe girmesiyle birlikte ise iki taraf arasındaki ticareti yüzde 20 oranında artırması ve AB ekonomisine yılda 12 milyar avroluk ek gelir kazandırması öngörülüyor.

Anlaşmanın klasik bir ticaret anlaşmasının ötesinde olduğunun açıklanması da önem taşıyor. Nitekim anlaşma temelinde vatandaşlar ve iş dünyası için önemli fırsatların olacağı açıklanırken, hizmet ticareti, çevrenin korunması, iklim değişikliği ile mücadele, fikri mülkiyet hakları, rekabet gibi konuları içeren kapsamlı ve derin bir ticaret anlaşmasının uygulanması söz konusu.

Hiç şüphesiz, Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi sonrası darbe alan TTIP sürecinin ardından AP’deki oylama ile CETA’nın onay sürecinde neredeyse sona gelinmesi, küresel arenada biraz olsun ılımlı bir havanın hâkim olmasını sağladı. Hatta Brexit sonrası AB’nin nefes aldığı bir alan olarak görülen CETA, küresel anlamda yeni kuralların uygulanması için bir fırsat olarak değerlendirilebilir. AB’nin küresel boyutta kural koyucu bir konuma yükselmesi için ticaret  önemli bir hareket alanı.

AB için CETA ile gelen süreçte dikkate alınması gereken bir diğer alt başlık ise küreselleşmenin daha adil bir sistemi barındıran boyutunun devam ettirilmesi. Nitekim CETA’nın imzalandığı ekim ayındaki zirvede AB Konseyi Başkanı Tusk, küreselleşmenin adil ve inandırıcı bir şekilde anlatılması gerektiğini ifade etmişti. CETA müzakerelerine yönelik geçen yıl Almanya ve İtalya’da yükselen protesto seslerinin büyük bir çoğunluğunda, anlaşmanın, çevrenin korunması ve sosyal adalet gibi alanlarda yetersiz kaldığı eleştirileri dikkat çekiyordu. Mevcut süreçte benzer tablo, Strazburg’daki oylama sırasında da devam etti. Bu durum, her iki taraf için de önemli bir sınava işaret.   

Üye ülkelerin ulusal onay süreçlerinin tamamlanmasını beklemekle beraber, CETA’nın tamamen yürürlüğe girmesinin, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi sürecinde Türkiye’yi nasıl etkileyeceği de dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konu.  

İlge Kıvılcım, İKV Uzmanı