İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 MART 2017

AB GÜNDEMİ: Brexit`in Zorlu Parlamento Serüveni: AB`den Ayrılma Süreci Uzayacak mı?

Brexit`in Zorlu Parlamento Serüveni: AB`den Ayrılma Süreci Uzayacak mı?

Brexit süreci tekrar gündemde. Bu kez Britanya'daki Lordlar Kamarası’nın AB'den çıkış için nihai onayı vermesi ile öne çıkıyor. Lordlar Kamarası, Brexit kararını ilk sunulduğu haliyle onaylamamış ve değişiklik yapılması için parlamentoya göndermişti. İsteği Britanya’daki AB vatandaşlarının oturma haklarının güvence altına alınmasıydı. Bununla beraber Lordlar Kamarası’nda yapılan bir diğer oylamada Britanya ile AB arasında varılacak anlaşmanın son halinin Parlamentonun onayına sunulmasına karar verilmişti. Bu değişikliğe göre Başbakan Theresa May’in Brexit müzakerelerinin ardından AB ile yapacağı anlaşmayı Britanya Parlamentosunun her iki kanadında da onaylatması gerekiyordu. Parlamentonun alt kanadı ise bu değişiklikleri kabul etmemişti. Bunun üzerine Lordlar Kamarası, değişiklik olmaksızın, AB'den ayrılmayı sağlayacak nihai kararı onayladı. Peki, bütün bu yaşananlar bundan sonra Britanya’nın AB’den ayrılma sürecini geciktirir mi? Bu soruya cevap vermeden önce kısaca bu noktaya nasıl gelindiğini hatırlamakta fayda var.

Brexit’in Parlamento Serüveni

Hatırlanacağı üzere Britanya Hükümeti, Lizbon Antlaşması'nın AB'den çıkmayı düzenleyen 50’nci Maddesi’ni tek başına yürürlüğe sokup parlamento onayı olmaksızın müzakerelere başlamak istemişti. Yüksek Mahkeme ise Kasım 2016'da Brexit müzakerelerine parlamento onayı olmadan başlanamayacağına hükmetmiş, hükümet de bu karara itiraz ederek konuyu Temyiz Mahkemesine taşımıştı. Britanya Başbakanı Theresa May AB üyeliğinin sona erdirilmesinin Parlamentonun oyuna sunulmasını reddetmişti. May, Lizbon Antlaşması’nın 50'nci Maddesi doğrultusunda yapılacak olan Brexit tarihi ile ilgili görüşmelerin hükümetin yetki alanına girdiğini söylemişti. Britanya Hükümeti, bu görüşmeleri İngiliz hukuk geleneğinde "kraliyet ayrıcalığı" olarak yorumlarken bunun için Parlamentodan onay almak zorunda olmadıklarını ileri sürüyorlardı. 19’uncu yüzyıldan kalan "kraliyet ayrıcalığı", dış ilişkiler, savunma ve milli güvenlik konularında Parlamento onayı almadan hareket edilebilmesine izin veriyor.

Temyiz Mahkemesi 24 Ocak 2017 tarihinde hükümetin Brexit ile alakalı temyiz başvurusuyla ilgili merakla beklenen kararını açıklamıştı. Mahkeme, hükümetin temyiz başvurusunu reddederek AB’den ayrılmaya ilişkin resmi sürecin başlayabilmesi için önce Parlamentonun bu konuda bir yetki kanunu çıkarması gerektiğine karar vermişti. Böylece Mahkeme, Brexit konusunda son sözün kime ait olduğuna karar verdi. Bu karar karşısında Başbakan Theresa May Brexit sürecini Parlamentonun onayı olmadan başlatamayacaktı. Mahkeme, referandumda çıkan "hayır" sonucunun yerine getirilmesinin İngiliz Anayasa Hukuku’nda ancak kanun ile olabileceğini vurguluyordu.

Bunun üzerine hükümet gerçekten hızlı hareket ederek Britanya’nın AB’den ayrılma sürecini resmen başlatacak olan 50’nci Madde’nin işletilmesi yetkisinin hükümete devredilmesini öngören yasa tasarısını 26 Ocak 2017 tarihinde Parlamentoya sundu. Britanya Hükümeti böylece Temyiz Mahkemesinin kararına uymak adına söz konusu tasarıyı Parlamentoya göndererek AB'den ayrılma süreci için ilk adımını atmış oluyordu.

"Avrupa Birliği Yasası" olarak da adlandırılan Brexit yasa tasarısı Parlamentonun alt kanadı Avam Kamarası’nda başlayan komisyon görüşmelerinin ardından 9 Şubat tarihinde oya sunuldu. Parlamentoda yapılan oylamada, milletvekilleri büyük bir çoğunlukla hükümete ülkenin AB'den ayrılma müzakerelerine başlama yetkisi verdi, ilgili yasa tasarısı Avam Kamarası’ndaki oylamada 122'ye karşı 494 oyla kabul edildi. Bu süreçte Başbakan May’in İşçi Partisi’nin talepleri doğrultusunda detaylı bir AB’den ayrılma raporu (white paper) açıkladığı da hatırlanmalı. Bu nedenle, hükümetin AB’den ayrılma siyasetinin Parlamentoda daha şeffaf ve uzlaşmacı şekilde tartışıldığı sonucuna da varılabilir. Yasa tasarısı daha sonra Parlamentonun üst kanadı olan Lordlar Kamarası’na sunuldu.

Lordlar Kamarası’ndan Brexit’e İki Önemli Engel

Bilindiği üzere Başbakan Theresa May’ın Britanya’nın AB’den ayrılmasıyla ilgili resmi açıklamayı yapabilmesi için Parlamentonun her iki kanadının da onay vermesi gerekiyordu. Fakat beklenenin aksine Lordlar Kamarası, Brexit sürecini başlatma yetkisinin hükümete devredilmesini öngören yasa tasarısında değişiklik yapılmasını önererek parlamentoya göndermişti. Lordlar Kamarası öncellikle Britanya’daki AB vatandaşlarının oturma haklarının güvence altına alınmasını istiyordu. AB vatandaşlarının Britanya’da kalma hakkını güvenceye alan değişiklik teklifi 256’ya karşı 358 oyla 2 Mart 2017 tarihinde kabul edildi. Britanya'da yaklaşık bir milyonu Polonyalı olmak üzere 3 milyon 500 bin civarında AB vatandaşı yaşıyor. Brexit yasa tasarısında yapılan değişiklik, Brexit süreci tamamlandığında Britanya'da yasal olarak bulunan AB vatandaşlarına ülkede kalıcı olarak yerleşme hakkı tanıyordu.

Britanya Hükümeti ise bu güvenceyi vermekten kaçınıyordu. Britanya Başbakanı Theresa May AB'den ayrılık sürecinde serbest dolaşımın “kırmızı çizgileri” olduğunu birçok kez açıklamıştı. Hükümet Brexit müzakerelerinde AB ülkelerinden gelen göçmenlerin sayısının kontrol altına alınmasını hedefliyordu. Son dönemde AB ülkelerinde göçün rekor seviyede arttığı vurgusunu yapan hükümet, göçmenlerin kamu hizmetlerinin bile aksamasına neden olduğunu söylüyordu. Bununla beraber hükümet, AB vatandaşlarının Britanya'da kalma hakkını Brexit müzakereleri sürecinde Britanya vatandaşlarının AB ülkelerinde kalma hakkını teminde koz olarak kullanmak da istiyordu.

Lordlar Kamarası’nda görüşmeleri devam eden tasarıda başka değişiklikler de gündeme gelmişti. Brexit yasa tasarısı 7 Mart 2017 tarihinde Parlamentonun üst kanadı Lordlar Kamarası’nda ikinci kez değişikliğe uğramıştı. Britanya ile AB arasında varılacak anlaşmanın son halinin Parlamentonun onayına sunulmasına karar verilmişti. Bu değişikliğe göre Başbakan Theresa May’in Brexit müzakerelerin ardından AB ile yapacağı anlaşmayı Britanya Parlamentosunun her iki kanadında da onaylatması gerekiyordu.

Özetle, Lordlar Kamarası Brexit yasa tasarısını ilk sunulduğu haliyle onaylamamış ve değişiklik yapılması için parlamentoya göndermişti. Parlamentonun alt kanadı ise bu değişiklikleri kabul etmemişti. Brexit yasa tasarısına ilişkin Britanya Parlamentosunun alt kanadı Avam Kamarası'nda yapılan görüşmelerin ardından tasarının bütünü Lordlar Kamarası'nın gündemine getirilerek 13 Mart 2017 tarihinde genel kurulda oylamaya sunuldu. Değişikliğe uğramadan 118'e karşı 274 oyla kabul edilen tasarı, son onay ve yürürlük için kraliyete sevk edildi. Tasarının Kraliçe 2’inci Elizabeth tarafından imzalanıp kraliyetin onayının ardından yasalaşması bekleniyor.

Britanya’nın AB’den Ayrılık Süreci Uzayacak mı?

Şüphesiz ki Britanya iç politikasında Brexit kararı üzerine sorunlu bir süreç yaşanıyor. Bu sorunların Londra’nın Lizbon Antlaşması’nın 50’nci Maddesi uyarınca yapması gereken resmi çekilme başvurusunu daha da geciktireceği ihtimalini akla getiriyor. Ancak Başbakan May kararlı, ayrılma başvurusu resmen Mart ayı içerisinde yapılacak ve öngörülen tarih değiştirilmeyecek. Bu durum Londra’nın ayrılma başvurusunun gecikmesinden rahatsız olan AB çevreleri için olumlu bir gelişme.

Başbakan May AB’den ayrılmaya karar verdiklerini mart ayı sonuna kadar ilgili AB organlarına resmen bildirecek. Ayrılma müzakerelerinin resmi başvurunun yapılmasından sonraki iki yıl içinde tamamlanmış olması gerekiyor. AB Komisyonunun temsilcisi Michel Barnier görüşmelerin 2019 yılındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce sona erdirilmesini tercih ettiklerini söylüyor. AB antlaşmaları uyarınca, ayrılma anlaşmasının 27 üye ülkenin parlamentolarında nitelikli çoğunlukla kabul edilmesi gerekecek. Toplam olarak üye ülke nüfusunun yüzde 65’ini oluşturan 19 ülkede ayrılma anlaşmasının onaylanması yeterli olacak. Avrupa Parlamentosu ise ayrılma anlaşmasını basit çoğunlukla kabul edebilecek. İki yıl zarfında ayrılma pazarlığından sonuç alınamadığı takdirde Britanya’nın AB üyeliği otomatikman sona erecek.

Son olarak Britanya’daki Lordlar Kamarasının oylamasının ardından İskoçya’da bağımsızlık söylemleri yeniden gündeme geldiği belitilmeli. İskoçya bölgesel hükumeti Başbakanı Nicola Sturgeon, Edinburgh’da düzenlediği basın toplantısında, İskoçya’da ikinci bağımsızlık referandumunun yapılması için yasal süreci gelecek hafta bölgesel parlamentoda başlatacağını ilan etti. Sturgeon, referandum tarihi olarak da 2018 sonbaharı ile 2019 ilkbaharı arasını işaret etti. Hatırlanacağı üzere Britanya’dan ayrılmayı 2014'te referanduma götüren ancak bağımsızlık için yeterli çoğunluğu sağlayamayan İskoçya, Brexit oylamasının ardından ikinci bir bağımsızlık referandumunu gündeme almış ve yeni bir halk oylaması tasarısını tartışmaya açmıştı.

Emre Ataç, İKV Uzman Yardımcısı