İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 MART 2017

AB’NİN GELECEĞİ: Roma Antlaşması’nın 60’ıncı Yıl Dönümü: Bir Doğum Günü Kutlamasından Öte

Roma Antlaşması’nın 60’ıncı Yıl Dönümü: Bir Doğum Günü Kutlamasından Öte 

25 Mart, AB için tarihi ve oldukça anlamlı bir gün. Bundan 60 yıl önce 25 Mart 1957 tarihinde, altı Avrupa ülkesi günümüzdeki AB’yi oluşturan Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu (Euratom) kuran Roma Antlaşması’nı imzalayarak, AB’nin temelini attı. AB’nin kurucuları olan Belçika, Almanya, Fransa, İtalya, Lüksemburg, Hollanda’yı birlikte Roma Antlaşması’nı imzalamaya yönlendiren en önemli sebep Avrupa’da barış, istikrar ve refahın sağlanmasına karşı duyulan özlem ve acil ihtiyaçtı.

Geçmişten Günümüze Roma Antlaşması ve AB

AB’yi kuran Roma Antlaşması, hangi koşullar sonucu imzalanmıştı bir hatırlayalım. Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’ndan büyük bir yıkıma uğrayarak çıkmıştı. Şehirler yakılıp yıkılmış, ülke ekonomileri zayıflamış, işsizlik artmıştı. Avrupa’da barışın ve bölgesel istikrarın yeniden sağlanmasının ve ekonomik yeniden yapılanmanın yolları aranıyordu. İşte bu koşullar içinde AB’nin temelleri, 9 Mayıs 1950'de Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schumann tarafından Avrupa ülkelerine savaş sanayinin ana maddeleri olan kömür ve çeliğin kullanımının uluslarüstü bir organın sorumluluğunda yürütülmesine ilişkin yapılan çağrıyla atıldı. Bu çağrıya cevap veren Fransa, Batı Almanya, İtalya, Belçika, Lüksemburg ve Hollanda, 1951’de imzaladıkları Paris Antlaşması'yla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu (AKÇT) kurdular.

Avrupa’da barışın korunması amacıyla bir araya gelen AKÇT ülkeleri, savaşla harap olmuş bölgenin refahını artırmak amacıyla ekonomik bir birlik oluşturmaya doğru yöneldiler ve 25 Mart 1957’de AET Antlaşması’nın yanı sıra Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Antlaşması’na imza attılar. İşte bu iki antlaşma, “Roma Antlaşmaları” olarak ifade edilir. Roma Antlaşmaları 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe girdi. “Roma Antlaşması” ise yalnızca AET Antlaşması’nı temsil ediyor.

Roma Antlaşması ile gittikçe gelişen ve derinleşen bir bütünleşmenin; malların, hizmetlerin, kişilerin ve sermayenin kendi aralarında serbestçe dolaşımını öngören bir Birliğin ilk adımları atıldı. Önceleri ekonomik amaçlarla ve Üye Devletler arasında ortak bir pazar oluşturulması ana hedefiyle ortaya çıkan  “Topluluk” kavramı da aşamalarla gelişen bütünleşme süreciyle “Birlik”e dönüştü.

Son 25 yılda, Avrupa’nın bütünleşme ve derinleşme sürecindeki gelişmeler doğrultusunda zamanla AET’yi kuran Roma Antlaşması birçok sefer gözden geçirildi. 1992’de Üye Devletler arasında imzalanan ve 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile AET, AB’ye dönüştü. Aynı zamanda Ekonomik ve Parasal Birlik, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ile İçişleri ve Hukuk alanında işbirliği olarak sıralanan AB'nin "üç temel sütunu" oluşturuldu. 1997'de imzalanan ve 1999'da yürürlüğe giren Amsterdam Antlaşması ile Maastricht Antlaşması'nın oluşturduğu hukuksal çerçeve tamamlandı, “Avrupa vatandaşlığı" kapsamındaki haklar güçlendirildi.

AB'nin bütünleşme ve derinleşme sürecindeki son önemli aşama, 2007 yılında imzalanan ve 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması ile gerçekleşti. Bu antlaşma ile temel olarak, AB'nin karar alma mekanizmalarındaki tıkanıklıkların giderilmesi ve Birliğin daha demokratik ve etkili işleyen bir yapıya kavuşması hedeflendi.

Ekonomik açıdan bakıldığında, AB dünyanın en büyük ticaret blokunu oluşturuyor. Yaklaşık 500 milyonluk nüfusu ile AB Tek Pazarı, Çin’in 2,5 katından, ABD’nin ise 3 katından daha büyük ve 5,8 trilyon avroyu bulan ihracatı ile dünyada lider konumunda. AB aynı zamanda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 80 ülkenin en önemli ticaret ortağı. Malların, hizmetlerin ve sermayenin üye ülkeler arasında serbestçe dolaşımını hedefleyen Tek Pazar, AB’nin somut başarı hikâyelerinden biri. Tek Pazar, AB tüketicilerinin, mal ve hizmetlere daha fazla çeşitlilik ve daha düşük fiyatlarla erişmelerini sağlıyor. AB vatandaşları, diğer üye ülkelerde çalışma, yaşama ve eğitim görme imkânına sahip bulunuyorlar. Geçtiğimiz yıllarda, Tek Pazar’ın daha da derinleştirilmesi ve var olan potansiyelini daha fazla ortaya koyabilmesi için Tek Pazar Stratejisi geliştirildi. Bunun yanında üye ülkeler arasında Ekonomik ve Parasal Birlik, Sermaye Piyasaları Birliği, Bankacılık Birliği, Dijital Tek Pazarın sağlanması çabaları da ekonomik bütünleşmenin gelişen diğer yönlerini oluşturuyor. 19 AB ülkesinde kullanılan tek para birimi avro da AB’ye güç katıyor.

Günümüzde AB Çözümü Zor Sorunlarla Karşı Karşıya

Bir barış ve bütünleşme projesi olan AB günümüze kadar aşamalar kaydederken çeşitli zorluklar ve krizlerden geçti. Yeni ülkelerin Birliğe üye olması, antlaşmaların kabul edilme süreçleri, çeşitli AB politikalarının kabul edilmesi ve uygulanmasında üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı ve AB bu zorlukları aşarak günümüze geldi. Son 10 yılda ise AB, gerek kendi içerisinde gerekse AB dışında meydana gelen ekonomik ve siyasi nitelikte birçok gelişmenin etkilerine maruz kaldı. 2008 yılında patlak veren küresel krizin tetiklediği Avro Alanı borç krizi ve AB’ye komşu bölgelerdeki savaş ve çatışmalardan kaçanların yol açtığı mülteci krizi, günümüzde AB’nin ekonomik, sosyal ve siyasi yapısının sorgulanmasına yol açarken üye ülkelerde popülist ve ırkçı akımların güç kazanmasında da etkili oldu. Son olarak, geçen yıl haziran ayında Britanya halkının AB’den ayrılma kararı, AB bütünleşmesine ilişkin kaygıları da su yüzüne çıkardı. Tüm bunların ışığında, AB tarihinin en zorlu dönemlerinden birinden geçiyor.

Bu sorunlara karşılık yapılması gerekenler; Avro Alanı’nın güçlü ve istikrarlı bir yapıya kavuşturulması, büyümenin artırılması ve kalıcı hale getirilmesi, sosyal hakların düzenlenmesi, dış politikanın güçlendirilmesi, göç konusunda ortak ve sürdürülebilir bir politika uygulanması gibi çok sayıda hedef içeriyor. Ama her şeyden önemlisi; AB’nin bu sorunlarla baş edebilmesi için dayanışma içinde ve tutarlı bir şekilde hareket etmesi gerekiyor.

Dönüm Noktasındaki AB İçin Beş Senaryo

İşte bu sorunlar silsilesi içinde AB bir dönüm noktasında bulunuyor. Avrupa Komisyonu, 1 Mart 2017 tarihinde, AB’nin gelecekte ne şekilde hareket edebileceğine ilişkin bir beyaz kitap yayımlandı. Brexit sonrası, 2025 yılına kadar AB’nin geleceğine dair beş senaryo şu şekilde sıralanıyor:

- AB’nin mevcut şekliyle, yani parçalı yapısı ile devam etmesi (“aynı şekilde devam”);

- AB’nin daha gevşek bir İç Pazar’a indirgenmesi ve mevcut şekilde Avro ile Schengen Alanı gibi derin ve ortak politikaların terk edilmesi (“yalnızca Tek Pazar”);

- AB’nin; benzer bütünleşme hedeflerine sahip üyelerin; savunma, güvenlik, sosyal politika gibi alanlarda daha ileri entegrasyona gidebileceği çok katmanlı bir modele dönüşmesi (“çok sayıda gönüllüler koalisyonu”);

- AB’nin müdahil olduğu konuların azaltılması ancak bu konularda daha etkili olmasının sağlanması (“daha az alanda daha etkin bir AB”);

- AB’nin daha da entegre ve derin bir Birlik haline gelmesi ve Üye Devletlerin daha fazla egemenlik paylaşarak, ortak politikalarını çoğaltması (“hep birlikte daha fazla bütünleşme”).

27 ülkenin liderleri, bu yıl sona ermeden yukarıda belirtilen beş senaryodan biri üzerine yoğunlaşarak AB’nin geleceğine dair yol haritasını somutlaştırmaya çalışacak.

60’ıncı Yıl Kutlamaları ve Roma Deklarasyonu

AB devlet ve hükümet başkanları ile AB kurumlarının başkanları Roma Antlaşması’nın 60’ıncı yıldönümü 25 Mart 2017 tarihinde gerçekleştirdikleri zirvede bir bildiriye imza attılar. Tam da Britanya’nın AB’den ayrılma hazırlıklarının arifesinde ve gölgesinde 60’ıncı yılını kutlayan AB için bu tarihi gün, 27 üyeli AB’nin doğumunu temsil ediyor.

AB’nin anlam ve önemini, AB’nin temsil ettiği değerleri ve sağladığı kazanımları ortaya koyan liderler, 60 yılda geçirilen süreçler ve gelinen noktayı ortaya koyduktan sonra günümüzde yaşanan sorunları ve zorlukları da göz önüne sererek, AB’nin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundular. AB’nin sorunlarla baş edebilmesi için birlik ve dayanışma içinde hareket edilmesi çağrısı, verilmek istenen mesajın özünü oluşturuyordu.

AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’un sözleri de AB’nin varlık sebebi ve geleceğine dair beklentileri özetliyor: “AB; sloganlar, prosedürler ve düzenlemelerden ibaret değildir. AB; özgürlük, saygınlık, demokrasi ve bağımsızlığın sadece hayal değil, günlük hayatımızda gerçek hale gelmesinin garantisidir”.

AB’den ayrılma aşamasında olan Britanya’nın katılmadığı zirvede, 27 Üye Devletin ve AB kurumlarının liderlerinin imza attığı bildiride şu ifadeler öne çıkıyor: “AB’nin başardıklarıyla gurur duyuyoruz: Avrupa bütünlüğünün kurulması; cesur, ileri görüşlü bir girişimdir. Ortak kurumlara; güçlü değerlere; barış, özgürlük, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü temel alan bir topluluğa; emsalsiz bir sosyal güvence ve refah sunan, önemli bir ekonomik güce sahip benzersiz bir Birlik kurduk “

AB’nin halen karşı karşıya kaldığı sorunların bilincinde olan liderler, AB’nin geleceğine ilişkin olarak birlik ve beraberlik içinde sorunlarla baş etmekte kararlı olduklarını vurguladılar. “Hep beraber, hızla değişen dünyanın ortaya koyduğu sınamalara cevap vermeye ve vatandaşlarımıza hem güvenlik hem de yeni fırsatlar sunmaya kararlıyız” ifadesi söz konusu vurguyu ortaya koyuyor. Liderlerin birlik ve bütünlük vurgusu da deklarasyonun genelinde kendini gösteriyor: “Bir bütün olmak, küresel dinamikleri etkilemek ve ortak çıkarlarımızı ve değerlerimizi savunmak için en iyi şansımız. Geçmişte yaptığımız gibi, antlaşmalar doğrultusunda, gerektiğinde farklı hız ve derecelerde ancak her zaman aynı yönde, hep birlikte hareket edeceğiz ve daha sonra katılmak isteyenlere kapıyı açık tutacağız. Birliğimiz; ayrılmaz ve bölünmez bir bütündür.” Bu ifadeler aynı zamanda çok vitesli Avrupa’ya atıf yaparak, AB’nin geleceğine ilişkin Avrupa Komisyonunun mart ayı başında sunduğu senaryolar arasından hangisini tercih ettiklerinin de sinyallerini veriyor. 

Roma Deklarasyonu’nda liderler, AB’nin kuruluş amaçlarını bir kez daha hatırlatıyor ve geçmişte Avrupa 2020 Stratejisi’nde de olduğu gibi önümüzdeki 10 yılda AB’nin sahip olduğu değerleri güçlendirerek varmak istediği noktayı ortaya koyuyor: “On yılda, güvenli ve emniyetli, müreffeh, rekabet gücü yüksek, sürdürülebilir ve sosyal sorumluluk sahibi olmanın yanında dünyada kilit rol oynama ve küreselleşmeyi şekillendirme isteği ve kapasitesini taşıyan bir Birlik arzuluyoruz. Vatandaşlarımızın kültürel ve sosyal gelişim ile ekonomik büyüme konusunda yeni fırsatlara sahip olduğu bir Birlik istiyoruz. Değerlerimize saygı duyan ve bunları ilerletmeyi taahhüt eden Avrupalı ülkelere kapısı her zaman açık bir Birlik istiyoruz”.

Bu ilkeler doğrultusunda AB liderleri; “Güvenli ve emniyetli bir Avrupa”, “Müreffeh ve sürdürülebilir bir Avrupa”, “Sosyal bir Avrupa” ve “Küresel platformda daha güçlü bir Avrupa” konularında birlikte çalışma taahhüdünde bulunuyor.

60 yıl önce zor zamanlarda küllerinden doğan AB, günümüzde de tarihinde yaşadığı belki de bu en zorlu dönemde yine birlik, bütünleşme ve dayanışma ile yeniden doğuş azmi ve kararlılığını gösteriyor. AB’nin değerlerinin yaşatılması ve uygulamada aksayan yönlerinin yeniden düzenlenerek daha ileri götürülmesi önem taşıyor.

Yıl dönümleri geçmişin muhasebesinin yapılması ve geleceğe umutla bakma fırsatı verir. AB’nin de bu muhasebeyi başarıyla gerçekleştirip yeni bir vizyonla geleceğe yönelmesini diliyoruz.  

Sema Gencay Çapanoğlu, İKV Kıdemli Uzmanı