İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 NİSAN 2017

KÜRESEL GÜNDEM: Kimyasal Saldırının Gölgesinde Gerçekleşen Suriye Konferansı

Kimyasal Saldırının Gölgesinde Gerçekleşen Suriye Konferansı

Günümüzde İslam dünyasının hemen her yanında istikrarsızlık hâkim. Yabancı işgaller ve askerî müdahaleler, terörizm, iç savaşlar, askerî darbeler, insan hakları ihlalleri ve topraklarından göç etmek zorunda bırakılan milyonlar, bu coğrafyada barış ve huzurdan söz etmeyi âdeta imkânsız kılıyor. Özellikle Suriye’de insanlık suçlarının sonu gelmiyor. Son olarak rejime bağlı savaş uçaklarının 4 Nisan’da İdlib’de kimyasal silahlarla saldırı düzenlediği bildirildi. Onlarca sivil hayatını kaybetti. Saldırıda çoğunlukla kadın ve çocuklar hayatını kaybederken, dünya bu katliama sessiz kalmadı. Başta Türkiye olmak üzere Avrupa ülkeleri ve ABD, Esad rejiminin gerçekleştirdiği hava saldırısını sert dille eleştirdi.  İnsanlık katliamın ardından faaliyete geçen AB ülkeleri Brüksel'de Suriye Yardım Konferansı kapsamında bir araya geldi. 4 ile 5 Nisan tarihleri arasında AB’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Suriye’nin ve Bölgenin Geleceğinin Desteklenmesi” başlıklı uluslararası konferansa aralarında Birleşmiş Milletler, Almanya, Kuveyt, Norveç, Katar ve Britanya’nın bulunduğu 70’ten fazla ülke ile uluslararası kurum katıldı. Peki, kimyasal silah saldırısının gölgesinde geçen konferansın Suriye’deki insani krizi ele almada başarılı olma ihtimali ne kadar yüksek?

Suriye'nin ve Bölgenin Geleceğinin Desteklenmesi

Suriye’de iç savaş yedinci yılına girerken, sorunun Esad’la mı yoksa Esad’sız mı halledilmesi gerektiği hâlâ tartışılırken bugüne kadar çeyrek milyon insanın hayatını kaybettiği günümüzün en acil insanlık felaketi ne yazık ki devam ediyor. Uluslararası topluluğun çabalarını ciddi ölçüde arttırması ve artık Suriye’de ve komşu ülkelerde sayıları 18 milyonu bulan ve umutsuzca yardım bekleyen insanlara destek vermek için harekete geçmesi gerekiyor. Mültecilere daha uzun vadeli bir destek sunabilmek için son derece iddialı ve yeni bir yaklaşıma ihtiyaç var, geçim kaynakları ve iş imkânlarının artırılması amacıyla daha fazla eğitime erişim olanakları sunulması ve gelecek için ihtiyaç duydukları beceriler kazandırılması gerekiyor.

Bu minvalde Brüksel’de gerçekleşen konferans, bu krizden kaynaklanan en önemli endişelerden bazılarını ele almak üzere küresel liderleri, hükümet dışı örgütleri, özel sektörü ve sivil toplumu bir araya getirmesi açısından önem arz ediyor. Konferans çerçevesinde, Suriye halkını yüzüstü bırakmıyoruz mesajı verildi. Suriye’deki sorunun nasıl aşılacağı ve ülkenin geleceğinin nasıl şekillendirileceği konusundaki görüş ayrılıkları sürüyor olsa da konferansa katılanların büyük bölümü kimyasal silah kullanımı konusunda aynı çizgide yer aldı. Konferans özellikle, hükümet ve DEAŞ tarafından kimyasal silahların kullanılmasını ve İdlib saldırısını kınadı. Kimyasal silahların kullanımının derhal durdurulması gerektiğini söyledi. Konferansta ayrıca Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün (Organisation for the Prohibition of Chemical Weapons, OPCW) kimyasal silah kullanılmasına ilişkin bir rapor hazırlamakla görevlendirildiğine dikkat çekilerek, yapılacak bu çalışma bağlamında sorumlulardan hesap sorulmasının önemine vurgu yapıldı.

Konferans çerçevesinde ayrıca, Suriye’deki gelişmelerden etkilenenlerin gerek acil gerekse daha uzun vadeli ihtiyaçları için ve bölgedeki ülkeleri destekleyebilmek amacıyla, ciddi miktarda bir fon sağlanmaya da çalışıldı. Bilindiği üzere Suriye krizi için BM tarafından yapılan 2017 yılı taleplerinde, 8 milyar dolar isteniyor. Buna ek olarak mültecilere ev sahipliği yapan krizden etkilenen bölge hükümetleri içinse 1,2 milyar dolar civarında bir fon talep ediliyor. Konferansta 2020 yılına kadar 9 milyar 700 milyon dolar yardım sözü verildi. Ayrıca Suriye için sadece bu yıl 6 milyar dolar, 2018-2020 yılları arası için ise 3 milyar 730 milyon dolar yardım sözü verildi.

Öte yandan insani yardımların savaşı tek başına durduramayacağına dikkat çeken konferans, BM Güvenlik Konseyi kararları temelinde taraflar arasında müzakere edilmiş siyasi bir çözüme işaret etti. BM'nin Suriye Özel Temsilcisi ve belli başlı uluslararası ve bölgesel aktörlerin desteğiyle, çatışmada yer alan tarafların müzakere ettiği siyasi geçiş süreci yoluyla savaşın sona erdirilmesine vurgu yapıldı. BM Güvenlik Konseyinin 2254 sayılı kararı ve Cenevre Tebliği uyarınca siyasi bir çözüme varıldığı takdirde istikrarlı, güçlü ve güvenli bir Suriye yeniden inşa edileceği belirtildi. Bununla beraber konferansta özellikle Batılı ülkeler Esad rejiminin Suriye’nin geleceğinde yeri olmadığı mesajını net şekilde tekrarladı.

Suriye’ye Yardım Konferansı’nın Başarı Şansı Var mı?

Peki, konferansın bundan sonrasına yönelik olarak başarılı olma ihtimali ne kadar yüksek? Suriye’deki insanların, karşılaştıkları sorunları dünya kamuoyuna açıklamak açısından böyle bir konferansın mutlaka faydası var. Belki de bu, dünya kamuoyunun Suriye’yi unutmadığını göstermesi açısından önemli bir işaret. Ama tabii ki daha da fazlasını yapılmalı. Suriye’yi daha güvenli bir ülke haline getirmek için harekete geçilmeli. Suriye ve halkının daha fazla fona, daha fazla korunmaya ve gelecek için daha fazla fırsatlara ihtiyacı var. Uluslararası topluluğun, Suriye’de insani yardım bekleyen 13 milyonu aşkın kişinin yanı sıra komşu ülkelerde sayıları dört milyonu aşan mültecilere yardım etmek gibi bir sorumluluğu var. Suriye halkı ile bu halka destek verenlerin, uluslararası topluluğun 2017 sonrasında da kendilerine desteği vermeye devam edeceğini hissetmesi lazım.

Diğer taraftan bu konferansın Suriyelilerin şu anki acil ihtiyaçlarını karşılayacağını düşünülmemeli. Cenevre ve Astana süreçlerinin devam ettiği bir ortamda böyle bir konferansın yapılması ve bir yardımdan söz edilmesi ne kadar gerçekçi? Suriye şu anda gerçekten içindeki olayların nasıl bir gelişme göstereceği belli olmayan bir süreç içerisinde. Elbette insani açıdan karşılaşılan sorunlarla mücadele edilmesi gerekiyor.  Ama onun  ötesinde Suriye'de ateşkesin sağlanması ve siyasi bir çözüme ulaşılması için net adımlar önerilmesi gerekiyor. Bu önerilerin ayrıca bölgesel ortaklar ve uluslararası örgütlerle yakın koordinasyon içinde gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Bu kapsamda Türkiye’nin konferansa katılmaması da önemli bir eksiklik. Suriye’ye komşu olan üç ülkenin, Türkiye, Ürdün ve Lübnan'ın başbakanları özel davetli olarak konferansa çağrıldı. Lübnan ve Ürdün’den olumlu yanıt gelmesine rağmen Türkiye konferansa katılmadı. Basında yer alan haberlere göre konferansın hazırlık sürecinin dışında bırakıldığı için Ankara'dan siyasi katılım olmadığını söyleniyor. Komşusu Suriye’deki krizi yakından takip eden ve 3 milyon Suriyeli sığınmacıyı barındıran Türkiye’nin konferansın hazırlık sürecine aktif katılımının sağlanmaması ve davetli statüsünde kalması Ankara’nın tepkisine yol açtı. AB ile Türkiye’nin son dönemde karşılıklı sert açıklamalarla gerilen ilişkilerinin ve Suriyeli sığınmacılar için verilen sözlerin yerine getirilmemesinin de bu kararda etkili olduğu belirtiliyor. Bu sebeplerle Türkiye’den siyasi katılım olmadı. Onun yerine, Suriyeli sığınmacılarla ilgili yapılacak çalışmaların ele alınacağı oturumlara katılmak üzere teknik heyet görevlendirildi. Milli Eğitim, Sağlık, İçişleri Bakanlıkları ve AFAD’dan yetkililer heyette yer aldı.

Sonuçta bu konferans tek başına Suriye’nin karşı karşıya olduğu tüm karmaşık sorunları çözmeye yetmiyor ve tabii ki çatışmanın sona erdirilebilmesi için siyasi bir çözüm şart. Fakat bu konferansla uluslararası toplum masum sivillere yapılan tacizleri mercek altına alarak, en azından Suriye halkına unutulmadıklarını gösterdi. Benzer şekilde bu konferans uluslararası topluluğun uzun zaman dilimlerine yayılan krizlere nasıl müdahale edeceğine yönelik daha geniş kapsamlı görüşmelere de imkân sağlayacak. Bununla beraber konferansta alınan kararlar, olsa olsa insani yardım seviyesinde kalacak hükümler.

Emre Ataç, İKV Uzman Yardımcısı