İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 MAYIS 2017

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: Türkiye-AB İlişkilerinde İhtiyatlı İyimserlikle Yola Devam

Türkiye-AB İlişkilerinde İhtiyatlı İyimserlikle Yola Devam

2017 yılında Türkiye-AB ilişkilerindeki en önemli kırılma noktası kuşkusuz referandum süreci oldu. Hâlihazırda tıkanmış olan müzakere sürecinin yanında son İlerleme Raporu’nda vurgulanan siyasi kriterlerde geriye gidişin üstüne önce Hollanda ile gerilen ilişkiler, referandum sürecinde dile getirilen ve AB tarafından kırmızı çizgi kabul edilen idam cezası, son olarak AB kurumlarının ve üye ülkelerinin Türkiye’deki referandum sonuçlarına ihtiyatlı yaklaşımı, ikili ilişkilerde müzakerelerin başlamasından bu yana belki de en gergin günlerin yaşanmasına neden oldu.

Kısaca hatırlamak gerekirse referandum sonrası ilk resmi hamle, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinden (AKPM) gelmiş, 25 Nisan 2017 tarihinde Türkiye’nin yeniden denetim sürecine alınmasına karar verilmişti. Türkiye’nin denetimden 2004 yılında çıktığı göz önüne alındığında bu kararı siyasi kriterler alanında geriye gidişin bir göstergesi olarak değerlendirmek mümkün. Karar Türkiye’de en üst düzeyde kınanırken, tarihin ilginç bir cilvesi olarak 2010-2012 döneminde AKPM’nin başkanlığını yapan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da bu kararı kınayanlar arasında yer aldı.

Türkiye-AB arasındaki bu yüksek gerilim hattındaki ilk yumuşama sinyalleri, 28-29 Nisan 2017 tarihlerinde Malta’nın başkenti Valletta’da düzenlenen AB dışişleri bakanlarının kısaca Gymnich toplantısı olarak bilinen gayriresmî toplantısına Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun davet edilmesi ile verildi. Toplantı sonrası AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Komisyon Başkan Yardımcısı Federica Mogherini tarafından yapılan açıklamada, eğer Türkiye istekliyse AB’nin kapılarının açık olduğu ancak bunun için Ankara’nın insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanındaki kriterleri karşılayacağına dair açık sinyaller vermesi gerektiği belirtildi.

Gymnich toplantısı sonrasında yaşanan bir diğer önemli gelişme, AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik’in 10 Mayıs 2017 tarihinde Brüksel’e gerçekleştirdiği ziyaret oldu. Çelik, Brüksel ziyareti çerçevesinde Avrupa Komisyonu Birinci Başkan Yardımcısı FransTimmermans, Komisyonunun Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn ve Göç, İçişleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu Üyesi Dimitris Avramopoulos ile bir araya geldi. Brüksel’de görüşmelerin oldukça olumlu havada geçtiği fısıldanıyor, basına yansıyan görüntülerde yüzler gülüyordu. Ziyaret sonrası Bakan Çelik’in, 25 Mayıs tarihinde düzenlenecek NATO Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AB kurumlarının yetkililerinin bir araya geleceğini açıklaması bu ziyaretin kuşkusuz en önemli ve somut sonucuydu. Bakan Çelik’in ziyaretiyle yaratılan olumlu havanın sürüp sürmeyeceği 25 Mayıs tarihinde net biçimde ortaya koyulacaktı. 

Türkiye-AB İlişkileri Açısından Kritik NATO Zirvesi

25 Mayıs 2017 tarihinde düzenlenen NATO Zirvesi, gerek gündem maddeleri gerekse ABD’nin ve Fransa’nın yeni seçilen liderlerinin diğer ülkelerin liderleriyle ilk defa bir araya gelecek olması açısından son derece önemliydi. Nitekim zirveye seçim öncesi NATO’yu "modası geçmiş bir kurum" olarak nitelendiren ancak sonrasında fikrini değiştiren Trump’ın ilginç hareket ve tavırları damgasını vurdu. Zirvede NATO üyesi ülkeler terörle mücadele, Transatlantik ilişkiler ve yük paylaşımı gibi önemli konuları ele aldılar.

Kuşkusuz zirve toplantısının Türkiye açısından bir başka önemli yönü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ile bir araya gelmesiydi. Görüşmede Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Türkiye ile AB arasında Mart 2016'da imzalanan mülteci anlaşmasının hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladığı açıklandı. Bunun yanında Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden canlandırılmasının önemine işaret edilirken, terörle mücadelede işbirliğini güçlendirmenin gerekliliği vurgulandı. Elbette ikili ilişkiler ve Türkiye’nin katılım müzakerelerinin sürdürülebilmesi için kritik konulardan biri olan Kıbrıs meselesi de masaya yatırıldı. Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasının önemi üzerinde durulduğu söylendi. Erdoğan, Tusk ve Juncker'le görüşmesinin ardından AP Başkanı Antonio Tajani ile de bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB kurumlarının başkanları ile bir araya geldiği 25 Mayıs görüşmelerinin somut sonuçlarına bakılacak olursa kuşkusuz en önemli sonuç, iki tarafın da birbiri ile ilişkilerini sürdürme ve işbirliği yapma konusunda olumlu ve yapıcı bir tavır benimsemiş olmasıydı. Görüşmenin yaklaşık bir hafta sonrasında konuyla ilgili açıklama yapan Komisyon Sözcüsü Schinas, Türkiye ile AB arasında yeni bir dönemin başladığını belirterek her iki tarafın da ortak çıkarları bulunduğunu hatırlattı ve bu çerçevede birlikte hareket etmelerinin bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Schinas’ın sözlerine yansıyan AB tarafındaki kapıyı kapatmayan ancak ardına kadar da açmayan bu yaklaşımın önümüzdeki günlerde de devam edeceğini öngörmek güç değil.

Türkiye-AB ilişkileri için önümüzdeki günlerdeki kritik dönemeç 13 Haziran tarihinde gerçekleştirilmesi beklenen siyasi diyalog toplantısı olacak. Toplantı, liderlerin yarattığı ihtiyatlı iyimserlik havasında ikili ilişkilerin hangi konular ekseninde sürdürüleceğini gösterecek. Baktığımızda şu anda masada olan konular ise her iki taraf için de sürpriz değil. Öncelikle Türkiye’nin ısrarcı olacağı konuların başında taraflar arasındaki mülteci anlaşmasının gereklerinin, bu kapsamda AB’nin taahhüt ettiği mali yardımın tamamının aktarılması gelecek. Geçtiğimiz yıl gündemin en önemli maddelerinden biri iken bugün bir yıl öncesine göre çok daha uzak görünen vize serbestisi süreci de ikili ilişkilerde masada olan konulardan. AB burada topun Türkiye tarafında olduğunu, eksik kalan maddelerin bir an önce karşılanması gerektiğini dile getiriyor. Ancak mevcut konjonktürde Türkiye’nin bu maddeleri ne kadar hızlı bir takvimle karşılayabileceği kadar AB tarafındaki olumsuz siyasi hava ve kamuoyu algısı düşünüldüğünde tüm kriterlerin karşılanması halinde bile vize serbestisinin hayata geçirilip geçirilemeyeceği soru işaretleri barındırıyor.

Türk tarafının ısrarla dile getirdiği katılım müzakerelerinde yeni fasılların açılması hususu ise masadaki şimdilik gerçekleşmesi en uzak görünen madde. Bilindiği gibi Kıbrıs meselesi nedeniyle açılamayan fasıllar ve GKRY’nin bloke ettiği fasıllar dışarıda bırakıldığında halihazırda açılabilecek üç müzakere faslı bulunuyor. Sosyal politika, rekabet politikası ve kamu alımları alanındaki müktesebatı kapsayan bu fasılların açılmasını Türkiye tercih etmiyor. Mevcut tıkanmanın aşılabilmesi için tıpkı vize süreci gibi geçtiğimiz yıl son derece olumlu bir havanın yaşandığı Kıbrıs müzakerelerinin geleceği kritik önem taşıyor. Şu anda tarafların havlu attığı müzakerelerin tekrar ne zaman başlayacağı bilinmiyor.

İki tarafın önündeki son konu ise Gümrük Birliği’nin güncellenmesi süreci. Hem Komisyonun hem de Türkiye’nin bu yıl sona ermeden müzakerelere başlamak istediği biliniyor. Her ne kadar iki tarafın da ekonomik açıdan çıkarına olsa da başta Avusturya olmak üzere bazı ülkelerin müzakerelerin başlaması için siyasi koşul getirilmesi gibi düşünceleri olduğu biliniyor.

Son olarak AB tarafının Türk tarafına 12 aylık yeni bir yol haritası hazırlayıp iletileceği konuşuluyor. Bu yol haritasının içeriğinin süprizler barındırmayacağını tahmin etmek zor değil. Muhtemelen basın özgürlüğü, temel haklar, hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı gibi alanlarda adım atılması, OHAL’in kaldırılması gibi AB tarafının uzun süredir dile getirdiği hususlar yer alacak.

Medya üzerinden yüksek sesle dile getirilen eleştiriler ve sert söylemlerin yerini karşılıklı diyalog kurup birlikte hareket edebilen iki tarafa bırakması son derece önemli. Şimdi her iki tarafa bu ihtiyatlı iyimserlik havasını eylemleriyle güçlendirmek düşüyor.

Çisel İleri, İKV Araştırma Müdürü