İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 MAYIS 2017

AB GÜNDEMİ: Bahar Dönemi Ekonomik Tahmin Raporu: AB’de Büyüme İstikrar Kazanıyor

Bahar Dönemi Ekonomik Tahmin Raporu: AB’de Büyüme İstikrar Kazanıyor

Avrupa Komisyonu Bahar Dönemi Ekonomik Tahmin Raporu 11 Mayıs 2017 tarihinde açıklandı. AB’de son dönemde olumlu ekonomik tablonun ortaya çıkmasında gelişmeye uygun zemin sağlayan para politikaları,  artan tüketici ve iş dünyası güveninin yanı sıra gelişen küresel ticaretin etkisi bulunuyor. Hollanda ve Fransa’da sonuçlanan seçimlerin de AB’de siyasi belirsizliğin azalması sayesinde ekonomiye olumlu etki edeceği tahmin ediliyor. Siyasi belirsizliğin azalmasının piyasalarda güvenin ve dolayısıyla iç talebin de artmasını desteklemesi söz konusu. 

Avrupa Komisyonunun son yayımladığı 2017 Yılı Bahar Dönemi Ekonomik Tahmin Raporu’nda da belirtildiği gibi birçok gelişmiş ve yükselen ekonomide geçen yılın son döneminde ve bu yılın başında büyüme hız kazandı. GSYİH artışının Avro Alanı’nda 2017’de yüzde 1,7 ve 2018’de yüzde 1,8 oranında, AB’de ise 2017’de ve 2018’de yüzde 1,9 oranında gerçekleşeceği tahmin ediliyor. AB dışındaki dünya ekonomisinde büyümenin ise 2016’da kaydedilen 3,2 oranından bu yıl yüzde 3,7’ye ve gelecek yıl da yüzde 3,9’a yükselmesi bekleniyor. Dünyada AB dışındaki gelişmiş ülkelere ilişkin büyüme beklentileri de son aylarda yükseldi. Bu olumlu gelişmede en çok ABD’de mali teşvik beklentilerinin artması sonucu uzun vadeli faiz oranlarındaki artış ve doların değer kazanması etkili oldu. Yükselen piyasaların da 2018’de güçlenmesi bekleniyor. Bu olumlu gelişmeler AB’nin 2016’da zayıf düzeyde kalan ihracatında artış beklentilerini yükseltiyor. Çin ekonomisi de yakın gelecekte dayanaklılığını sürdürürken toparlanan emtia fiyatları diğer yükselen ekonomilere destek sağlıyor.

Yatırımların Sürekliliğini Koruması Bekleniyor

Dünyada petrol fiyatlarındaki artışın etkisiyle AB’de enflasyon da son aylarda önemli oranda artış gösterdi. Dalgalı enerji fiyatları ve işlenmemiş gıda fiyatlarını kapsam dışı bırakan çekirdek enflasyon ise sabit düzeyde kaldı ve hatta uzun vadeli ortalama oranın da altında seyretti. Avro Alanı’nda enflasyonun 2016’da yüzde 0,2 oranından 2017’de yüzde 1,6’ya yükseldikten sonra petrol fiyatlarındaki artışın etkisinin azalmasıyla birlikte 2018’de yüzde 1,3’e ineceği tahmin ediliyor.

AB’de büyümenin son yıllarda itici gücü olan özel tüketim, 2016’da son 10 yıldaki en yüksek hızına ulaştı. Ancak enflasyonun düşük seyrinin hane halkı satın alma gücüne olumlu etkisinin azalması sonucu bu yıl özel tüketim mütevazı bir seviyede kaldı. Önümüzdeki yıl enflasyonda beklenen hafif azalışın etkisiyle özel tüketimin de bir miktar artacağı tahmin ediliyor. Yatırımların da gittikçe artması fakat büyümenin mütevazı seviyede kalması nedeniyle bu artışın sınırlı bir düzeyde kalması bekleniyor. Kapasite kullanım oranları ve şirketlerin karlılık oranlarındaki artışın yanı sıra elverişli mali koşullar ve Avrupa Yatırım Planı gibi birçok faktör yatırımların kademeli olarak artışını destekliyor.

AB’de İşsizlik Azalıyor ve Kamu Maliyesi Toparlanıyor

İşsizlik azalış eğiliminde olmakla birlikte birçok üye ülkede yüksek düzeyde bulunuyor. İşsizlik oranının Avro Alanı’nda 2017’de yüzde 9,4 ve 2018’de ise 2009’dan beri kaydedilen en düşük seviyeye inerek yüzde 8,9 oranında gerçekleşeceği tahmin ediliyor. AB genelinde ise 2017’de yüzde 8’e ve 2018’de yüzde 7,7’e düşeceği tahmin ediliyor. Bu azalışın bazı üye ülkelerdeki artan talep, yapısal reformlar ve diğer kamu politikaları sayesinde sağlandığına işaret ediliyor.

Kamu açığının ve kamu borcunun GSYİH’ye oranının 2017 ve 2018’de Avro Alanı ve AB’de azalacağı tahmin ediliyor. Düşük faiz oranları ve kamu sektörü maaşlarındaki düzenlemeler kamu açığındaki düşüşü destekliyor. Avro Alanı’nda kamu açığının GSYİH’ye oranının 2016’da yüzde 1,5’ten 2017’de yüzde 1,4’e 2018’de yüzde 1,3’e inmesi bekleniyor. AB’de ise söz konusu oranın 2016’da yüzde 1,7’den 2017’de yüzde 1,6’ya ve 2018’de yüzde 1,5’e ineceği tahmin ediliyor. Kamu borcunun GSYİH’ye oranının ise Avro Alanı’nda 2016’da yüzde 91,3’ten 2017’de yüzde 90,3’e ve2018’de yüzde 89’a ineceği, AB’de ise söz konusu oranın 2016’da yüzde 85,1’den 2017’de yüzde 84,8’e ve 2018’de yüzde 83,6’ya inmesi öngörülüyor.

Açıklanan ekonomik verilerin de ortaya koyduğu gibi, AB’de büyüme güç kazanmaya başlıyor ve işsizlik düşmeye devam ediyor. Üye ülkelerin performansları birbirinden farklılık göstermekle birlikte sıkı yapısal reformlar gerçekleştiren ülkelerin ekonomileri daha iyi performans sergiliyor. Üye ülkeler arasında ekonomik dengenin sağlanabilmesi için ise bütün AB genelinde yapısal reformların kararlı bir şekilde uygulanması önem taşıyor. Bu yapısal reformların başında da üye ülke mal ve hizmet piyasalarının birbirine tamamen açılmasının yanı sıra işgücü piyasalarının düzenlenmesi ve refah düzeyini etkileyen faktörlerin modernizasyonunun sağlanması geliyor. 

Geçtiğimiz sonbahar dönemindeki öngörülerden bu yana ekonomik görünüme ilişkin belirsizlikler yine de varlığını sürdürüyor ancak bu belirsizlikler daha dengeli bir biçimde kendini gösteriyor. Dış riskler büyük oranda ABD’nin ekonomi ve ticaret politikaları ve jeopolitik gerilimlere bağlı bulunuyor. AB içindeki riskler ise Birleşik Krallık ile AB arasında, ülkenin AB’den ayrılmasına ilişkin başlaması öngörülen müzakerelerin geleceğindeki belirsizliklerin yanı sıra bankacılık sektörüne ilişkin riskler başlıca unsurlar olarak bu dönemde karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda, bazı üye ülkelerde bankacılık sektöründeki yüksek borçluluk oranları ve kırılgan bankacılık piyasasının yanında, düşük verimlik artışı gibi etkenler büyüme beklentilerinin fazla güçlü olmasını engelliyor.

Türkiye’ye İlişkin Beklentilerde İyileşme Var

Avrupa Komisyonunun Bahar Dönemi Ekonomik Tahmin Raporu’nda Aday Ülkeler bölümünde Türkiye’ye ilişkin gelişmelere ve değerlendirme yer veriliyor. 15 Temmuz darbe girişiminin ekonomide yarattığı olumsuz etkiye de dikkat çekilen raporda, bunun yarattığı siyasi belirsizliğinin iş ortamını olumsuz etkilediği ifade ediliyor. 2016 yılı büyümesinin bir önceki yıl kaydedilen yüzde 6,1’den çok daha düşük düzeyde, yüzde 2,9 oranında gerçekleştiğine dikkat çekiliyor.

Tüketici güveni göstergeleri işsizlik ve enflasyon verileri ulusal hesaplardan farklılık gösterdi. Bu bağlamda iş dünyası ve tüketici güvenine ilişkin veriler son 4 yılda azalış eğilimde ve en düşük seviyelere inerken 2016’nın son çeyreğinde sanayi üretimi yüzde 7,2 ve hane halkı tüketimi yüzde 5,7 ile güçlü seviyeler yakaladığı belirtiliyor. Ancak 2016’nın son çeyreğinde hane halkı tüketimine ilişkin olumlu gelişmelerle birlikte kapsamlı bir ekonomik toparlanmanın 2017’nin ikinci yarısında görülmesi bekleniyor. Hane halkı tüketiminin bu kademeli toparlanışının perakende satışlarda devam eden toparlanma ile de ortaya çıktığı belirtiliyor. Bununla birlikte işsizlik halen yükselme eğiliminde. Hizmetler sektöründeki katma değerin 2016’nın son çeyreğinde sınırlı seviyede kaldığı ve tüketici güveninin sınırlı düzeyde iyileşme gösterdiğine işaret ediliyor. Dayanıklı tüketim mallarına ilişkin KDV oranındaki indirimler ve işgücü talebinin teşvik edilmesi amacıyla şirketlerin sosyal güvenlik sistemine sağladıkları katkılarda yapılan indirim sayesinde tüketici güveninde artış kaydedildiği belirtiliyor.

Talebin desteklenmesi, Türk Lirası’nın değer kaybı ve kredi genişlemesinin desteklenmesine yönelik alınan önlemlerin reel kesim güvenindeki düşüşü durdurduğu kaydediliyor. Bu yıl siyasi belirsizliklerinin azalması ve bunun etkisinin de 2018’de daha fazla görülmesi bekleniyor.

Dış ticaret ve kamu harcamalarının bu yıl Türkiye ekonomisinin temel itici gücü olacağı tahmin ediliyor. Ekonomide güven artışının yatırımlar ve hane halkı tüketimini de canlandırması öngörülüyor. İstihdamda artışın da 2018’de güçlenmesinin ekonominin toparlanmasını desteklemesi bekleniyor. Kredi hacmi ve geri dönmeyen kredilerdeki artışa rağmen Türk bankalarının risk yapılarının iyi durumda olduğu, bununda önümüzdeki dönemde yatırımların desteklenmesinde olumlu bir faktör olduğu belirtiliyor.  

Son beş yılda enflasyonun tek haneli fakat yüksek seviyelerde seyrettiğine dikkat çekilirken, Türk Lirası'nın değer kaybı, artan enerji fiyatları ve fiyat artışlarında yükseliş beklentileri gibi sebeplerden ötürü 2017’nin ilk çeyreğinde enflasyonun çift haneye yükseldiğine dikkat çekiliyor ve bu faktörlerin enflasyonun yüksek düzeyde kalmasına sebep olmayı sürdürmesi bekleniyor. 

Hükümetin 2016’da genişlemeci politika izlediği ve bunun 2017’de de sürdürmesinin beklendiği belirtilerek bu politikanın özel tüketimdeki yavaşlamayı kısmen de olsa engellediği ifade ediliyor. TÜİK’in ulusal hesaplar metodolojisinde değişiklik yaptığı ve bu kapsamda bütçe açığının eski sisteme göre daha düşük seviyelerde kaydedileceğine dikkat çekiliyor. Bunun yanı sıra mevcut dinamiklerin kamu borcunun azalmasını desteklemesi bekleniyor. Kamu borcunun GSYİH’ye oranını 2017’de yüzde 26,5 ve 2018’de yüzde 24,9 olacağı tahmin ediliyor.

Sema Gençay Çapanoğlu, İKV Kıdemli Uzmanı