İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 HAZİRAN 2017

AB GÜNDEMİ: Brexit’in ve Terör Saldırılarının Gölgesindeki Birleşik Krallık Seçimleri

Brexit’in ve Terör Saldırılarının Gölgesindeki Birleşik Krallık Seçimleri

2017 yılının Avrupa’da seçimler yılı olacağını biliyorduk. Hollanda ve Fransa seçimleri gündemimizi meşgul ediyordu. Daha sonra listeye Birleşik Krallık da eklendi. Fakat Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May’in özellikle Brexit müzakerelerini yürütürken daha güçlü bir Parlamento çoğunluğu sağlamak için 8 Haziran’da erken seçime gitme kararı beklendiği gibi sonuçlanmadı ve May arzu ettiği çoğunluğu alamadı. Bunun yanında muhalefetteki İşçi Partisi de çoğunluğu sağlayamadı ve böylece bir koalisyon ya da azınlık hükümeti ihtimalini doğuran bir sonuç ortaya çıkmış oldu. Birleşik Krallık’ta meydana gelen son terör saldırılarının da bu sonuçta etkili olduğu ve iktidarın terörle mücadeledeki yetersizliğinin halkta memnuniyetsizlik yarattığı söylenebilir.

Birleşik Krallık’taki Erken Seçimlerin Arka Planı

Hatırlanacağı üzere Başbakan Theresa May 18 Nisan 2017 tarihinde sürpriz bir açıklama yaparak 8 Haziran için erken seçim ilan etmişti. Şüphesiz ki bu hiç beklenmedik bir karar idi. Geçen yılki Brexit referandumu sonrası Başbakan David Cameron'ın istifasının ardından göreve gelen May daha önce hep erken seçime gitmeyeceğini açıklamıştı. May sürekli genel seçimin planlandığı gibi 2020'de yapılacağını söylüyordu. Ancak sürpriz biçimde erken seçim kararı alınca bunu muhalefet partilerinin Brexit müzakeresi sürecinde hükümetin AB karşısında elini zayıflatmasını engellemek olarak açıkladı. Brexit sürecini 29 Mart'ta resmen başlatan May, iki yıl sürmesi öngörülen müzakere sürecinde parlamentonun mutlak desteğine sahip olmak istiyordu.

Açıkçası bu tarihte Ada basını da erken seçimleri Muhafazakârların kaybedeceğine ihtimal vermiyordu. Bunun sebebi ise muhalefetin çok zayıf olmasıydı. Siyasi ortam May’in seçimleri kazanması için çok uygundu. Özellikle muhalefeteki İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn iç sorunlarla mücadele ediyordu. Başbakan May’in aldığı karar, Corbyn’in partisi içerisinde rahat olmadığı bir döneme denk geliyordu. Yedi ay önce parti üyelerinin hedef aldığı Corbyn, aşırı sol politikaların partiyi iktidara taşıyamayacağı gerekçesi ile sert şekilde eleştiriliyordu. Başbakan May partisinin sahip olduğu bu avantajı güçlendirmeyi planlıyordu, nitekim yapılan anketler muhafazakârların 21 puan önde olduğuna işaret ediyordu. Dolayısıyla erken seçimlerin sonucunun Brexit müzakerelerini yürütecek May hükümetini değiştirmeyeceği öngörülüyordu.

Fakat sürpriz bir şekilde, Birleşik Krallık’ta 8 Haziran tarihinde gerçekleştirilen erken seçimlerin sonuçlarına göre iktidardaki Theresa May'in liderliğindeki Muhafazakâr Parti mecliste çoğunluğu kaybetti. Jeremy Corbyn'in İşçi Partisi sandalye sayısını ciddi şekilde arttırdı. Seçim yarışında, 68 siyasi parti yer aldı. Parlamentodaki 650 milletvekilliği için 191'i bağımsız toplam 3 bin 304 aday yarıştı. Sonuçlara göre iktidardaki Muhafazakâr Parti 314, ana muhalefetteki İşçi Partisi 266 milletvekili çıkarıyor. Jeremy Corbyn liderliğinde İşçi Partisi milletvekili sayısını 34 sandalye artırıyor. Hatırlanacağı üzere 2015’teki son seçimlerde Muhafazakâr Parti, 331 sandalye ile çoğunluğu elde ederken, İşçi Partisi 232 koltuk kazanarak ikinci olmuştu. Sandık sonuçlarına göre, ayrılıkçı İskoç Ulusal Partisi (SNP) de seçimin kaybedenleri arasında. SNP'nin milletvekili sayısı 22 azalarak 34'e düşüyor. Liberal Demokrat Parti (LDP) ise milletvekili sayısını 6 artırarak 14'e çıkarıyordu. Brexit referandumunda yıldızı parlayan aşırı sağcı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) ise seçim sonuçlarına göre milletvekili çıkaramıyor.

Seçim sonuçları hem Muhafazakâr Parti, hem de muhalefet için sürpriz olmanın yanında, ülke siyasetinde büyük bir değişimi de beraberinde getirecek gibi duruyor. 2016’daki Brexit referandumu sonrası henüz tam anlamıyla sabit bir düzen yakalayamamış olan Birleşik Krallık’ı erken seçim sonuçları doğrultusunda birbirine oldukça tezat eğilimler bekliyor.

Birleşik Krallık’ta Gerçekleşen Seçim Sonuçları Ne Anlama Geliyor?

Bu sonuca göre Theresa May liderliğindeki Muhafazakâr Parti tek başına iktidar için gerekli 326 milletvekiline ulaşamıyor. Sandık sonuçları, Birleşik Krallık'ta bir koalisyon veya azınlık hükümeti ihtimaline işaret ediyor. İngiliz basını, sandıktan çıkan sonucu, hiçbir partinin çoğunluğu teşkil etmediği parlamento için kullanılan İngilizce 'hung parliament' yani “askıda parlamento” olarak dünyaya duyurdu. Ülkede bir siyasi partinin tek başına iktidar olabilmesi için parlamentodaki 650 sandalyenin en az 326'sını kazanması gerekiyor. Muhafazakâr Parti’nin parlamentoda çoğunluğu sağlaması için başka bir partinin desteğini alması gerekiyor. 12 vekilliğe sahip olan Liberal Demokrat Parti’nin Başkanı Muhafazakâr Parti veya İşçi Partisi ile birlikte çalışmayacaklarını açıkladı. Muhafazakâr Parti’ye Kuzey İrlanda merkezli Demokratik Birlik Partisi’nin hükümet kurmak için destek vermesi bekleniyor.

Seçim sonuçlarının Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma süreci açısından da önemli etkileri olacağı söylenebilir. Sonuçların May’in arzu ettiği şekilde tecelli etmemesi Brexit sürecini de belirsizliğe soktu. Seçimden sonra, 19 Haziran itibarıyla İngiltere’nin AB ile Brexit müzakerelerine başlaması bekleniyordu. Ancak şimdi bu takvime uyulması mümkün gözükmüyor. Muhafazakâr Parti’nin dışardan destek alarak bir azınlık hükümeti kurması halinde, müzakereler başlatılabilir ancak May’in böyle bir durumda güçlü bir müzakere pozisyonu olmayacaktır ve Parlamentodan Brexit ile ilgili herhangi bir mevzuatı geçirmesi oldukça zor olacaktır. Demokratik Birlik Partisi’nin desteğini almak zorunda olması da bu partinin daha yumuşak bir Brexit müzakeresi yürütülmesi yönündeki tercihine uyum sağlamasını gerektirebilir. Muhafazakâr Parti içinde bir lider değişikliği olması durumunda ise, Brexit ve bu sürecin nasıl yürütüleceği konusu yeniden tartışmaya açılacaktır.

Son olarak sonuçların Birleşik Krallık halkında AB’den ayrılıp ayrılmama konusundaki görüş ayrılıklarını da yansıttığı ve sürecin yeni tartışmalara gebe olduğu da belirtilebilir. Seçim sonuçlarına bakıldığında, gençlerin ve Brexit referandumunda AB’de kalma yönünde oy kullanan bazı bölgelerde çoğunluğun İşçi Partisi veya İskoçya’da İskoç Ulusal Partisi’ne oy verdiği görülüyor. Bu durum da Brexit sürecinin yürütülmesi konusunda Muhafazakâr Parti’nin pozisyonunun destek bulmadığını ortaya koyuyor. Bilindiği üzere sert Brexitçi olarak nitelendirilen May, AB ile üyeliğe dair bütün ilişkileri kesmek isterken, muhalefetteki İşçi Partisi ve Liberal Demokrat Parti, ülkede yaşayan AB vatandaşlarının haklarının korunması ve ortak pazara erişimin devamı gibi taleplerle "yumuşak Brexit’ten yana tavır alıyordu.

AB’den ayrılma kararının Birleşik Krallık ’ta siyasi fay hatlarını yerinden oynattığı açıkça görülüyor. Şu anda en yüksek oyu alan iki parti Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi Brexit sürecinin devam ettirilmesinden yana. Yani Brexit’ten cayma şeklinde bir gelişme beklenmiyor.  Ancak Brexit müzakerelerinin nasıl yürütüleceği ve AB ile ayrılma sonrasında yeni ilişkinin mahiyeti büyük ölçüde bu seçim sonuçlarına da bağlı olarak belirlenecek. Seçim sonuçlarını bir cümle ile özetlemek gerekirse, “sert Brexit” yanlıları kaybetti diyebiliriz.

Emre Ataç, İKV Uzman Yardımcısı