İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 TEMMUZ 2017

TÜRİYE-AB GÜNDEMİ: Türkiye-AB İlişkilerinde Hareketli Yaz: Artan Diyalog, Süren Anlaşmazlıklar

Türkiye-AB İlişkilerinde Hareketli Yaz: Artan Diyalog, Süren Anlaşmazlıklar

Türkiye-AB ilişkilerinde son dönemde üç önemli olaya şahit olduk. Bunlardan ikisi AB ve Türkiye arasında temas ve toplantılar şeklinde cereyan ederken, üçüncüsü AB’nin lider ülkelerinden Federal Almanya ile Türkiye arasındaki tırmanan karşıtlık oldu. Elbette ki AB ile ilişkiler, tek tek Üye Devletler ile olan ilişkilerden ayrı olarak ele alınmalı. Ancak bu iki farklı düzlem arasında önemli bir kesişme olduğu veya Üye Devletler ile olan ilişkilerin AB ile ilişkilerin bir alt kümesini oluşturduğu yadsınamaz. Hele söz konusu olan, AB’nin rotasını ve genişleme politikasını da belirleyen bir aktör olduğunda Almanya ile ilişkilerin, AB ile ilişkilerden tamamıyla ayrı düşünülmesi söz konusu olamaz.

Türkiye ve Almanya arasındaki kriz noktalarını kısaca şu şekilde özetleyebiliriz: Alman milletvekillerinin İncirlik Üssü’ndeki Alman askerlerini ziyaretlerine izin verilmemesi ile başlayan ve son olarak Konya’daki üsse ziyaretlere de izin verilmemesi ile devam eden karşıtlık, terörü destekleyen Alman firmaları listesinin Almanya’ya verilmesi ve sonradan geri çekildiğinin açıklanması, gazeteci ve insan hakları savunucusu Alman vatandaşlarının Türkiye’de tutuklanması, Türkiye’nin Almanya’nın FETÖ ve PKK gibi terör örgütlerini desteklediği yönündeki şikâyetleri, Almanya’nın Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının durumu ile ilgili eleştirileri, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ve bakanlarının Almanya’da konuşma yapmalarının engellenmesi… Listeyi uzatmak mümkün.

Gerek Türkiye’de 16 Nisan referandumu gerekse Almanya’da eylül ayında yapılacak seçimlerin siyasi hassasiyetleri artırdığı ve halka yönelik aşırı söylemleri tetiklediği görülüyor. Ancak Türkiye-Almanya ilişkilerindeki gerginliği sadece seçim atmosferi ile açıklamak yeterli olmaz. Türkiye’nin AB rotasında sorunların artması, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki güvenlik endişelerinin Almanya tarafından yeterince değerlendirilmemesi ve Orta Doğu politikalarında yaşanan bazı uyuşmazlıklar bu duruma gelinmesinde etkili oldu.

Tabi bunun yanında, Federal Almanya’da yaşayan 3 milyonun üzerindeki Türkiye kökenli nüfusun da ilişkilerde önemli bir etkisi olduğunu söylemek gerek. Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin ülkeye sadakat göstermeleri gerektiğini söyleyen Federal Almanya Şansölyesi Angela Merkel, kuşkusuz ki ülkesinde yaşayan Türkleri hedef alan stratejileri hoş karşılamıyor. Bunun yanında, Alman basını ve kamuoyunda Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik kırıcı söylemler ve Türkiye’ye yönelik katı eleştiriler de ülkemizde içişlerine müdahale edildiği yönünde bir izlenimin doğmasına yol açıyor.

Türkiye-Almanya ilişkilerinde sorunların zaman içinde birbirine eklenmesi, güven ve diyalog zemininin aşınması, durumu giderek daha karmaşık bir hale sokuyor. Ancak iki ülke arasındaki ilişkilerin son derece köklü olduğu ve somut menfaatlere dayandığı dikkate alınırsa, sorunların aşılarak işbirliğinin güçlendirilmesinden başka çıkar yol olmadığı da açıkça görülüyor.

Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Siyasi Diyalog Toplantısı

Son günlerde gerçekleşen diğer olaylara bakacak olursak, Türkiye ve AB arasında gerçekleşen siyasi diyalog toplantısı önemli bir gelişme olarak kaydedilebilir. 13 Haziran’da yapılan siyasi direktörler toplantısı, dört Komisyon üyesinin Türkiye’yi ziyaretleri ve bakanların Brüksel’i ziyaretlerinden kısa bir süre sonra 25 Temmuz tarihinde gerçekleşen toplantıya, Türkiye’den Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik ile AB tarafından Komisyon Başkan Yardımcısı ve Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ile Komisyonun Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn katıldı.

Toplantıdan sonra yapılan basın toplantısında konuşan Mogherini, “çeşitli işbirliği alanlarında samimi, açık ve yapıcı görüşmeler gerçekleştirmeye karar verdiklerini” belirtti ve bu görüşmede ele alınan konu başlıkları ve işbirliği alanlarını şu şekilde özetledi:

-Hukukun üstünlüğü ve temel özgürlükler,

-Dış ilişkiler (Libya, Katar, Kudüs gibi güncel sorunlar),

-Enerji,

-Güvenlik,

-Terörle mücadele,

-Göç yönetimi ve mülteciler,

-Ekonomik ve ticari ilişkiler,

-Ulaştırma ve tarım.

Mogherini bu işbirliği alanlarında pozitif bir gündem oluşturulabileceğini öne sürerken, insan hakları ve özgürlükler alanındaki sorunlara da dikkat çekti. Mogherini bu kapsamda, “hukukun üstünlüğü, adil yargılanma hakkı, hukuka uygunluk, ifade ve toplantı özgürlüğü ve iyi komşuluk ilişkilerinin Türkiye’nin sadece bir aday ülke olarak değil, Avrupa Konseyi üyesi olarak da bağlı olduğu temel ilkeler” olduğunu ekledi.

Mogherini, Türkiye’nin AB ilkelerine bağlılığının gereği üzerinde dururken, üyelik perspektifine dikkat çekmedi. Ancak AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik’in, Türkiye-AB ilişkilerinin omurgasını katılım müzakerelerinin oluşturduğu ve katılım müzakerelerini bir kenara bırakarak, ilişkileri; enerji, ticaret, terörle mücadele gibi alanlarda işbirliğine indirgemenin kabul edilemez olduğu yönündeki müdahalesi önemliydi. Çelik, “Türkiye'nin sadece bir komşu ülke değil, aynı zamanda bir aday ülke” olduğuna dikkat çekti ve katılım müzakerelerinin önündeki siyasi engellerin kaldırılması çağrısında bulundu. AB Bakanı Çelik’in Türkiye’nin üyelik perspektifi üzerinde önemle durması ve Türkiye’nin AB karşısındaki konumunu bir ortak ülke ya da komşu ülke statüsüne indirgemek isteyen yaklaşıma direnmesi, Türkiye’nin bu konudaki kararlılığını ortaya koydu.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, dış politikada işbirliği alanlarını vurgularken, Katar krizi, Mescid-i Aksa sorunu, Libya ve Suriye’deki durum gibi Türkiye ve AB’nin birlikte çalışabileceği alanlara dikkat çekti. Bunun yanında hukukun üstünlüğü ve demokrasi konusundaki eleştirilere yanıt veren Çavuşoğlu, Türkiye’nin sosyal bir hukuk devleti olduğunu, OHAL kararının Fransa’daki durumla benzer olduğunu ve Türkiye’de demokrasi veya hukukun üstünlüğünün olmadığının söylenemeyeceğini belirtti.

Komisyon Üyesi Hahn ise Türkiye’de demokratik hak ve özgürlüklerde yaşanan sorunlara değindikten sonra mülteci uzlaşısındaki gelişmeleri değerlendirdi. Hahn, Türkiye’nin Suriyeli mültecilere yönelik yaklaşımını takdirle karşıladıklarını belirtti ve AB’nin mültecilere yönelik olarak ayırdığı 3 milyar avronun 2,9 milyarının tahsis edildiğini, 48 proje için 1,6 milyar avroluk sözleşme imzalandığını ve 826 milyon avronun dağıtıldığını bildirdi. Hahn, vize serbestliğine ilişkin olarak, kalan kriterlerin yerine getirilmesi şartını yineledi ve topu Türkiye’ye attı.

Temel görüş ayrılıklarına rağmen, iki tarafın da ılımlı bir dil kullandığı ve birlikte çalışmayı arzu eden bir yaklaşım sergilediğini söylemek mümkün. Mogherini’nin şu sözleri yapıcı bir yaklaşım sergilediğinin deliliydi: “Birçok meslektaşımız daha çok kırmızı çizgilere odaklanıyor, bense ortak olarak sahip olduklarımıza odaklanmayı tercih ediyorum. Bugünkü diyaloğun bir açıdan faydalı olduğunu düşünüyorum: Üzerinde birlikte çalışabileceğimiz ortak öncelikler belirledik ve bu hafife alınmamalı…”

Türkiye-AB Karma İstişare Toplantısı

Üçüncü ve son olarak, 18-19 Temmuz tarihlerinde Brüksel’de gerçekleştirilen 36’ncı Karma İstişare Komitesi (KİK) toplantısına değinelim. Bu toplantı da son derecede önemliydi. Çünkü siyasetçilerin ve hükümet temsilcilerinin dışında, sivil toplumu oluşturan temel aktörlerin, ekonomik ve sosyal ortakların bir araya geldiği bir platformdu. Son günlerde Türk ve AB yetkililerinin bir araya geldiği birçok diğer toplantıda olduğu gibi, bu toplantıda da 15 Temmuz sonrası hassasiyetler, demokrasi, hak ve özgürlükler ve hukukun üstünlüğüne dair eleştiri ve hatırlatmalar ile Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği konuları gündemi meşgul etti.

Toplantı, AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik’in katılım ve açış konuşmaları ile başladı. Ardından Türkiye’nin AB Nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Faruk Kaymakçı, TOBB ve KİK Eş Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ve diğer Eş Başkan Annie van Wiezel açış konuşmalarını gerçekleştirdiler. Toplantıyı yöneten Hollandalı Eş Başkan van Wiezel’in 15 Temmuz şehitleri için 1 dakikalık saygı duruşu çağrısında bulunması Türkiye tarafınca son derecede memnuniyetle karşılandı.

KİK Türkiye kanadında, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun yanında, TOBB ile birlikte KİK üyeleri olan Türk-İş, TESK, Memur-Sen, Hak-İş, TZOB, TİSK ve Türkiye Kamu-Sen Başkanları da toplantıya katıldı. İki gün boyunca Türkiye-AB ilişkileri, ekonominin gidişatı, vize serbestliği ve mülteci işbirliği ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gibi güncel konularda sunumlar yapıldı ve karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.

KİK toplantısına katılan İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konusunda bir sunum gerçekleştirdi. Sunumda, Türkiye ve AB arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri rakamlarla ortaya koyan Zeytinoğlu, Gümrük Birliği’nin güncellenme sürecinden beklentileri ve bunun olası etkilerini açıkladı.

KİK toplantısı sonunda, Türkiye ve AB taraflarının üzerinde uzlaştığı bir ortak bildiri açıklandı. İki taraf son ana kadar bildiri üzerinde çalıştılar ve iki tarafça da kabul edilebilir bir bildiri ortaya koydular. Türkiye-AB ilişkilerinin içinden geçtiği bu zor dönemde ortak bir bildiriyi çıkarabilmek önemli bir başarıydı. Sivil toplumun işçi, işveren ve diğer kesimlerinden temsilcileri bir araya getiren KİK, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine dair umutları da tazelemiş oldu. Almanya ya da diğer Üye Devletlerle yaşanan krizler, AB ile aramızda esen soğuk rüzgârlar ve AB karşıtı söylemleri geride bırakarak, AB rotasına geri dönmek için gereken enerji ve istek, sivil toplumda mevcut.

Doç. Dr. Çiğdem Nas, İKV Genel Sekreteri