İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 EKİM 2020

TÜRKİYE AB GÜNDEMİ: KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Kıbrıs Görüşmelerinin Geleceği

KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Kıbrıs Görüşmelerinin Geleceği 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) nisan ayında gerçekleşmesi planlanan ancak koronavirüs salgını önlemleri nedeniyle ekim ayına ertelenen cumhurbaşkanlığı seçim süreci 18 Ekim 2020 tarihinde tamamlandı. Kıbrıs Türk halkı, 11 Ekim 2020 tarihinde cumhurbaşkanını seçmek üzere 1985’ten bu yana sekizinci kez sandıklara gitti. Koronavirüs salgının da etkisiyle katılımın %58,3 ile KKTC tarihinin en düşük seviyesinde gerçekleştiği cumhurbaşkanlığı seçiminde yarışan yedisi bağımsız 11 adaydan hiçbirinin oyların salt çoğunluğunu elde edememesi üzerine seçim ikinci tura kaldı (Bkz. Tablo 1). Seçimle eşzamanlı olarak KKTC Yüksek Mahkemesindeki yargıç sayısının 8’den 16’ya çıkarılmasını öngören anayasa değişikliği referandumu için de oy kullanan Kıbrıs Türk halkı, yargıç sayısının artırılmasını %50,13 oyla reddetti.  İlk turda en fazla oy alan iki aday olan Başbakan ve merkez sağ çizgideki Ulusal Birlik Partisi (UBP) adayı Ersin Tatar ile Cumhurbaşkanı ve bağımsız aday Mustafa Akıncı, 18 Ekim 2020 tarihinde seçimin ikinci turunda karşı karşıya geldi.

Tablo 1: 11 Ekim 2020 KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimi Sonuçları

Aday

Parti

Oy oranı (%)

Ersin Tatar

Ulusal Birlik Partisi (UBP)

32,34

Mustafa Akıncı

Bağımsız

29,80

Tufan Erhürman

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)

21,71

Kudret Özersay

Bağımsız

5,74

Erhan Arıklı

Yeniden Doğuş Partisi (YDP)

5,41

Serdar Denktaş

Bağımsız

4,17

Fuat Türköz Çiner

Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP)

0,30

Arif Salih Kırdağ

Bağımsız

0,25

Alpan Uz

Bağımsız

0,14

Ahmet Boran

Bağımsız

0,08

Mustafa Ulaş

Bağımsız

0,06

Kaynak: KKTC Yüksek Seçim Kurulu

Seçimin önceki yıllarda olduğu gibi ikinci tura kalması ve asıl çekişmenin Akıncı ve Tatar arasında yaşanması beklenen bir gelişmeydi. %67,29’lik katılım oranı ile gerçekleşen ikinci turda oyların %51,69’unu alan Tatar, KKTC’nin beşinci Cumhurbaşkanı seçildi. Akıncı’nın oy oranı ise %48,31’de kaldı.

Seçimin ikinci turundaki dengeler incelendiğinde, ilk turda bağımsız aday Serdar Denktaş’ı destekleyen Demokrat Parti (DP) ile YDP’nin Tatar’ı; merkez sol görüşlü CTP’nin ise Akıncı’yı destekleme kararı aldığı, HP’nin ise tercihini seçmeni yönlendirmemekten yana kullandığı biliniyor. Ayrıca ilk turda sandığa gitmeyip ikinci tura katılanların çoğunun Tatar’a oy verdikleri görülüyor. Seçim bölgeleri açısından değerlendirildiğinde ise Tatar’ın, İskele (%70,79) ve Gazimağusa’daki (%57,47) üstünlüğünün seçimi önde tamamlamasında belirleyici olduğu belirtiliyor.

Beş yılda bir gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimi, bu kez koronavirüs salgınının etkili olduğu, enerji kaynakları ve deniz yetki alanlarının paylaşımı ile bağlantılı olarak Doğu Akdeniz’de suların ısındığı bir döneme rastladı. Seçime günler kala, Kapalı Maraş konusunda yaşanan gelişmeler gündeme damgasını vurdu. KKTC Başbakanı ve UBP adayı Tatar’ın 6 Ekim 2020 tarihinde gerçekleşen Ankara ziyareti sırasında 46 yıldır kapalı olan Maraş’ın sahil hattının halkın kullanımına açılacağını açıklamasının ardından, koalisyon ortağı HP yeterince bilgilendirilmedikleri gerekçesiyle hükümetten çekilme kararı aldı. Hayalet şehir olarak bilinen Maraş’ın kamuya ait olan Demokrasi Caddesi ile sahil kısmının bir bölümü, 8 Ekim 2020 itibarıyla halkın kullanımına açıldı. Maraş açılımının seçim sürecini nasıl etkileyeceği merakla beklenmekteydi.

Kıbrıs Görüşmelerinin Geleceği ve Türkiye-AB İlişkileri

KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıs meselesi bağlamında son derece kritik bir rol üstleniyor. BM çerçevesindeki toplumlar arası müzakerelerde, KKTC Cumhurbaşkanı “Kıbrıs Türk toplumu lideri” sıfatıyla Kıbrıs Türk halkı adına müzakereleri yürütüyor. Siyasi eşitliğe dayalı iki kesimli iki toplumlu federasyon temelinde yaklaşık elli yıldır süregelen çözüm çabalarının sonuçsuz kalması sebebiyle bu çözüm modelinin aşındığı görüşünde olan Tatar, egemen eşitlik temelinde iki devletli bir çözüme verdiği destekle tanınıyor. Tatar, ayrıca BM çerçevesindeki görüşmelerin modalitelerinin de değişmesi gerektiğini dile getiriyor. Bazı yorumcular, Kıbrıs meselesine BM parametreleri temelinde federal bir çözümü destekleyen Akıncı ile iki devletli bir çözümü savunan Tatar arasında gerçekleşen ikinci turun, bu iki çözüm modeli konusunda bir referandum olarak görülmesi gerektiği görüşünde. Kıbrıs Türk toplumunun federal çözüme yönelik sonu gelmeyen müzakerelerden yorulduğu, Doğu Akdeniz’in enerji-politik ve jeopolitik açıdan artan önemi ve bölgede yaşanan gelişmeler ışığında tercihini Türkiye ile ilişkilerini daha yakın ve istikrarlı bir şekilde sürdürmekten yana kullandığı yorumları yapılıyor.

Hatırlanacağı üzere, Kıbrıs meselesine adil ve kapsamlı bir çözüm bulmak amacıyla BM gözetiminde elli yıldır sürdürülen müzakerelerin son turu, Temmuz 2017’de Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle çıkmaza girmişti. Garantör ülkelerin katılımıyla Kıbrıs meselesinin güvenlik ve garantiler gibi en zorlu ve hassas boyutlarının masaya yatırıldığı Crans Montana görüşmeleri süreci, Annan Planı’ndan sonra ilk kez çözümün ulaşılabilir olduğu yönünde umutların yeşermesine sebep olsa da, bir kez daha Rum tarafının maksimalist talepleri nedeniyle başarısızlığa uğramıştı. Bunu takip eden süreçte görüşmelerin yeniden başlaması yönündeki girişimlerde kayda değer ilerleme sağlanamadı. Kıbrıs dosyasına bakan yedinci BM Genel Sekreteri António Guterres’in, KKTC cumhurbaşkanlığı seçiminin tamamlanmasının ardından görüşmelerin sürdürülmesi ve garantör ülkelerin de katılımıyla beşli konferansa giden sürecin başlatılması için bir girişim sunacağı beklentisi bulunuyor.

Cumhurbaşkanı seçildikten sonra yaptığı ilk konuşmada, Rum tarafına “Kıbrıs Rum Halkı’na barış elini, dostluk elini bu geceden uzatıyorum. Masaya oturmaya, Kıbrıs konusunu gerçeklere dayalı olarak bir sonuca bağlamaya hazırım” sözleriyle seslenen Tatar, Rum tarafının uzlaşmaz tavrını sürdürmesi halinde gerekli adımları atmak konusundaki kararlılıklarını göstereceklerini ifade etti. Tatar, BM ile AB’ye ise adil olmaları çağrısında bulundu.

KKTC cumhurbaşkanlığı seçimi hakkında AB adına ilk değerlendirme, seçimden iki gün sonra Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile Avrupa Komisyonunun Uyum ve Reformlardan Sorumlu Üyesi Elisa Ferreira’dan geldi. Borrell ve Ferreira tarafından yayımlanan ortak açıklamada, Kıbrıs Türk toplumunun Ersin Tatar’ı yeni liderleri olarak seçtiği belirtildi ve bu aşamada adada kapsamlı bir çözüme ve yeniden birleşmeye yönelik yapıcı bir sürece girilmesinin önemli olduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca, AB’nin BM gözetimindeki müzakerelere yeniden başlanmasını desteklediği ve Kıbrıs meselesine iki kesimli iki toplumlu bir federasyon temelinde kapsamlı bir çözüm bulunmasına bağlılığını sürdürdüğü kaydedildi. AB’nin, BM İyi Niyet Misyonu’na bir temsilci atama niyetinin de dile getirildiği 1-2 Ekim 2020 tarihli AB Zirvesi kararlarına paralel olarak, BM çerçevesindeki müzakerelere aktif şekilde destek vermeye hazır olduğu yinelendi. Kıbrıs meselesinin çözümünün hem adanın hem de AB’nin yararına olacağı vurgulanırken, Doğu Akdeniz’de istikrar ve güven ortamının sağlanmasının ve bölgedeki tüm ortaklarla yapıcı ve karşılıklı yarar temelinde ikili ve çoklu ilişkiler geliştirilmesinin AB’nin stratejik çıkarına olduğuna dikkat çekildi.

AB’nin, temel değerlerini ve uluslararası hukuk ilkelerini pahasına/gözardı ederek, adada çözüme “hayır” diyen tarafı adanın tamamını temsilen 2004 yılında üyeliğe kabul ederek son derece büyük bir stratejik hataya imza attığı ve adada çözümsüzlüğü kalıcı hale getirdiği unutulmamalı. Çözüme ve AB içerisinde bir geleceğe “evet” diyen Kıbrıs Türk halkı diğer tarafın “hayır”ı nedeniyle AB’deki yerini alamadığı gibi izolasyonlar altında ezilmeye devam ediyor. Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusundaki çıkmaz sürerken AB’nin adanın çevresindeki doğal kaynaklar konusunda Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını görmezden gelen yaklaşımıyla stratejik hatasını sürdürdüğü görülüyor.

Türkiye-AB ilişkileri açısından değerlendirildiğinde ise katılım müzakereleri sürecinin işlerliğini yitirmesinin başlıca nedeni, toplam 14 faslın açılmasının ve tüm fasılların geçici olarak kapanmasının Kıbrıs meselesiyle bağlantılı olarak GKRY ve AB Konseyi tarafından engellenmiş olması. Türkiye’nin AB tarafından eleştirildiği hukukun üstünlüğü alanındaki 23’üncü ve 24’üncü fasıllar ile Türkiye ve AB’nin hayati çıkarlarını ilgilendiren enerji ile dış, güvenlik ve savunma politikası gibi fasılların GKRY’nin blokajı nedeniyle açılamaması, bu alanlardaki işbirliği potansiyelinin açığa çıkmasını engelliyor.

Bunun yanında, GKRY’nin adanın çevresindeki hidrokarbon kaynaklarına yönelik artan tek yanlı girişimleri, Türkiye-AB ilişkileri açısından ek bir gerginlik unsuru haline gelmiş durumda. Türkiye’nin bu adımlara cevaben kıta sahanlığından kaynaklanan meşru haklarını ve Kıbrıslı Türklerin haklarını korumak üzere attığı adımlar karşısında AB’nin “üye ülke dayanışması” adı altında Temmuz 2019’dan bu yana Türkiye’ye bir dizi yaptırım kabul etmesi/kararı alması, Türkiye ile AB arasında tansiyonu artıran gelişmeler oldu. 1-2 Ekim 2020 tarihli AB Zirvesi’nde; Türkiye ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, ticaret kolaylığı, toplumlararası temaslar, üst düzey diyalog mekanizmaları ve göç işbirliğini kapsayacak bir pozitif gündem yaratma iradesinin ortaya koyulması, Doğu Akdeniz’de gerilim döneminin geride bırakılması ve ilişkilerde yeni bir sayfa açılması yönünde önemli bir fırsat teşkil ediyor. Gelinen noktada, AB’yi jeopolitik davranma kabiliyetine sahip bir aktör haline getirme hedefiyle göreve gelen yeni AB liderliğinin bu hedefini, 2004’te ada ile ilgili yaptığı stratejik hatayı düzeltme yolunda yapıcı ve somut adımlarla desteklemesi büyük önem taşıyor.

Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı