İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 KASIM 2020

KÜRESEL GÜNDEM: 2020 ABD Başkanlık Seçim Sonuçları ve Avrupa ile ABD İlişkilerinin Geleceği

2020 ABD Başkanlık Seçim Sonuçları ve Avrupa ile ABD İlişkilerinin Geleceği

2020 yılı her vesile ile zorlu, sistemleri altüst eden bir yıl olduğunu hatırlatmaktan geri kalmıyor. Oy verme süreci posta yoluyla daha önce başlamış olmasına rağmen 3 Kasım 2020’de gerçekleşen ABD Başkanlık seçimi de 2020 yılına yakışır bir şekilde cereyan ediyor.

11 Kasım itibarıyla bazı eyaletlerde oy sayımı halen devam ediyor. Şu an sayılmakta olan oylar posta yoluyla kullanılanlar. İmza karşılaştırması ve doğrulanması zaman aldığı için de bu oyların sayılması daha uzun bir süreci gerektiriyor. Ancak posta ile oy kullananların büyük bir çoğunluğunun Demokratlar olduğu bilgisinden yola çıkarak seçim sonucuna aksi bir etki yapacağı düşünülmüyor. İstatistiklere bakıldığında, 2020 seçiminde 77 milyon kişinin Biden’a, 72 milyon kişinin ise Trump’a oy verdiği görülüyor. Trump’ın Başkanlığı kazandığı bir önceki seçimlere göre dokuz milyon daha fazla oy alması bu seçimin ilginç sonuçlarından. 2016’da %60,1 olarak gerçekleşen katılım ise bu yılki seçimlerde %66,4 gibi rekor düzeyde bir oranla gerçekleşti.

Seçimden sekiz gün sonraki resmi olmayan sonuçlara göre 279 oy alarak Seçici Kurul’da Başkan olmak için gerekli olan 270 oyu geçen 77 yaşındaki Demokrat Parti adayı Joseph R. Biden Jr.’ın garantilemiş olduğunu gösteriyor. BBC’ye göre, Trump’ın şu ana kadar aldığı oy sayısı 217. Bu sonuçlara göre şu anda Joe Biden Başkanlığı, Kamala Harris ise Başkan Yardımcılığını kazandı.

2016’da Trump’a oy vermesine rağmen bu seçimde Biden’a oy veren ve salıncak eyalet olarak da bilinen Pensilvanya, Wiskonsin ve Michigan eyaletlerinde alınan sonuçlar bu seçimin kim tarafından kazanılacağı konusunda belirleyici oldu. Halen Biden’ın çok az ara ile önde göründüğü Georgia, Arizona ve Trump’ın önde olduğu Kuzey Carolina’da ise kimin kazandığı henüz kesin değil. Georgia yeniden sayım yapılacağını açıkladı. Temsilciler Meclisi’nde 218’e 202 ile Demokratlar çoğunluğu ellerinde tutmaya devam ediyorlar. Biden’ın yapmak istediklerini gerçekleştirebilmesi açısından hayati önem taşıyan Senato’da ise durum daha karmaşık. 51 koltuğa sahip olan partinin kontrolü ele geçirdiği Senato’da mevcut durum 48’e karşı 50 koltukla Cumhuriyetçiler lehine. Ancak Georgia eyaletindeki adayların hiçbiri çoğunluğu kazanamadıkları için 5 Ocak 2021’de yeni bir oylama yapılacak. Seçilecek senatörlerin hangi partiden oldukları Senato’da hakimiyetin kimde olacağını ve yapılacak politikaların başarısını belirleyeceği için son derece önemli.

COVID-19 salgını nedeniyle bazı eyaletler, Amerikan seçimleri için normal bir uygulama olan posta ile oy kullanma yönteminin daha yaygın olarak kullanılması çağrısında bulunmuşlardı. Bu durum bir yandan katılımı artırmak suretiyle demokrasi açısından olumlu bir sonuç ortaya çıkarırken diğer yandan da ABD Başkanı Donald J. Trump’ın oylarla ilgili hile olduğu şeklindeki iddiasına temel oluşturması nedeniyle de tartışmalı bir konu olarak ortaya çıktı. Aslında seçimlerde hile ve sahte oy olacağı iddialarını Trump seçimlerden önce sosyal medya aracılığıyla duyurmuştu. POLITICO/Consult tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Trump’ın seçmen tabanının %70’i yapılan seçimin özgür ve adil olmadığını düşünmeleri Trump’ın sosyal medyayı kullanış şeklinin bu seçimlerdeki etkisinin en iyi göstergesi.

Resmi sonuçlar açıklanmamış olsa da seçim sonuçlarını büyük ölçüde Biden’ın kazandığı yönündeki genel kanıya rağmen Trump ve takımı ABD seçimlerinde alışıldığının aksine Biden’ın kazandığını kabul etmediler. Seçimin çalındığı iddialarıyla itiraz edip Georgia ve Wisconsin gibi sonucun yakın olduğu bazı eyaletlerde oyların yeniden sayılmasını talep etmekten, oylarda hile iddiasıyla soruşturma ve dava açma ve  yasaların izin verdiği her yola başvurarak sonuçların resmen açıklanmasını geciktirmek yoluna gittiler. Bu yaklaşım Mike Pence ve birkaç senatör hariç diğer üst düzey Cumhuriyetçiler tarafından da desteklendi, hatta Senato’daki en kıdemli Cumhuriyetçi Senatör olan Mitch McConnell, oyların yeniden sayılmasını istemesinin Trump’ın en doğal hakkı olduğunu söyledi. Diğer bazı Cumhuriyetçi Parti yetkilileri ise Başkan Donald Trump’ın yanında onu destekler pozisyonlarından vazgeçmediklerini gösterdiler. Bu durum, Trump artık Başkan olmasa da, Cumhuriyetçiler’in belki Trump’dan daha ılımlı bir lider önderliğinde benzer politikaları sürdürmek niyetinde olduklarının göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Bu yazı yazılırken resmi olmayan seçim sonuçlarının Biden’ın yeterli sayıda oyu garantilemek suretiyle zaferine işaret etmesi her ne kadar Demokratlar’a ve dünyada birçok insana rahat bir nefes aldırmış olsa da seçim sonrası dönemde ortaya çıkan sorular ve sorunlar çok çeşitli. Nitekim Trump, bu hafta başı itibarıyla giderken ortalığı karıştıracağına işaret eden adımları atmaya başladı. Tabii ki bunların en başında seçim sonuçlarının resmi olarak açıklanabilmesinin önünde engel oluşturan seçim sonuçlarını kabul etmemesi geliyor. Bundan sonraki ilk somut adımı ise “Siyahların Hayatı Değerlidir” protestoları sırasında herkesin gözü önünde açıkça Trump’a karşı çıkarak askerleri halka karşı kullanmayacağını söyleyen  Savunma Bakanı Mark Esper’in işine son verdiğini her zaman yaptığı gibi sosyal medya üzerinden açıklaması oldu. Ardından Baş Savcı William P. Barr,  9 Kasım Pazartesi günü federal savcılara seçimde hile ile ilgili “elle tutulur suçlamaların” olması şartıyla federal soruşturma açabilme iznini verdiğini açıkladı. Bunların yanısıra eski Başkanla seçilmiş Başkan arasında görev tesliminin gerçekleşeceği 20 Ocak 2021 tarihine kadar olan ve yönetimler arasında işlerin aksamadan devredilmesini sağlamak amacıyla işbirliğini gerektiren Geçiş Dönemi’ni engelliyor. 11 Kasım’da Biden’ın geçiş ekibiyle irtibat halinde olunup olunmayacağı sorusu üzerine Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, “İkinci Trump yönetimine pürüzsüz bir geçiş olacak“ şeklinde cevap vermesi Trump cephesinin olaylara yaklaşımını açıkça gözler önüne seriyor.

Bu arada Joe Biden ve Kamala Harris ikilisinin bambaşka bir tutum içinde olduğu ortada. Biden, Trump ve takımının aksine, seçim öncesi verdiği ve kendisine oy veren ve vermeyen herkesi kucaklayan ve ‘ulusal birlik’ sağlamak yönündeki mesajları seçim sonrası da vermeye devam ediyor. Ekibi ile birlikte işe hemen koyulmuş durumdalar. Politika önceliklerinin başında yer alan COVID-19 salgınıyla mücadele için ilk günden uzmanlardan oluşan bir ekip kurdukları ve çalışmalara başladıkları biliniyor.

ABD Seçim Sonuçlarının Sınırları Aşan Etkisi

2016 seçimlerinde Donald J. Trump’ın seçimleri kazanması ile başlayan geçtiğimiz dört yılın, ABD’nin iç dinamikleri için olduğu kadar dış dinamikleri ve dünya sistemi açısından da oldukça dönüştürücü bir zaman dilimi olduğu konusunda pek şüphe yok. Bu süre popülist politikaların izlendiği, toplumun değişik kesimleri arasında kutuplaşmanın yaratıldığı, Amerika’nın öncelik kazandığı (America First), ticaret savaşlarının başlatıldığı, uluslararası işbirlikleri ve yükümlülüklerden geri adım atıldığı, zaman zaman hukukun ve demokratik değerlerin göz ardı edildiği bir dönem oldu.

2020 ABD Başkanlık seçimi ise daha şimdiden etkisini göstermeye başladı. Kaybeden Başkan’ın yenilgiyi kabul etmediği, elindeki mevcut her yola başvurduğu, Geçiş Dönemi’nde adet olduğu üzere yeni seçilen Başkan ve ekibiyle işbirliği yapmayı reddettiği gibi bir dizi olumsuz ‘ilk’in yanısıra Joe Biden’ın kendisine Başkan Yardımcısı olarak seçtiği Kamala Harris’in ABD tarihindeki ilk kadın Başkan Yardımcısı, ilk siyah ve ilk Asyalı Amerikalı Başkan Yardımcısı olması gibi bir dizi de olumlu ‘ilk’ler bu seçimlere damgasını vuracak.

ABD’deki seçimlerin her zamankinden daha fazla tüm dünyada insanlar tarafından büyük bir ilgiyle, adeta kendi ülkelerindeki bir seçimi takip edercesine yakından izledikleri hemen herkesin dikkatini çeken bir nokta oldu. Trump’ın politikalarının yalnızca ABD içinde değil, ABD dışında da kutuplaşmaya neden olduğu gözlenmekte. Bir yanda Trump’ı seven ve kazanmasını isteyen liderlerden, diğer yanda ise Trump’ın kaybetmesinden rahatlayan ve sevinen liderlerden söz etmek mümkün. Henüz seçim sonuçlarının resmen açıklanmamış olmasına rağmen, Trump’ın kazanmasını isteyen birkaçı dışında, çoğunluğu ikinci gruba dâhil olan dünya liderleri- ki bu grup AB liderlerinin çoğunu içeriyor- 7 Kasım’da sayıların Joe Biden lehine dönmesi ile birlikte 46. ABD Başkanı Joe Biden’ı kutlamaya başladılar. Hatta hangi liderin ne zaman kutladığı bile siyasi analiz konusu haline geldi. Rusya gibi Trump’ın kazanmasını isteyenler ise Biden’ı kutlamak için resmi sonuçların açıklanmasını bekleyeceklerini açıkladılar. Milliyetçi ve popülist eğilimleri ile Trump’a benzeyen Slovenya Başbakanı ise daha çok başlarda Trump’ı kutlamasına rağmen sonuçlar açıklanıp tablo değiştikçe daha sonra belli ölçüde geri adım atmak zorunda kaldı. Estonya İçişleri Bakanı ise Trump’ı destekleyen tavrı nedeniyle istifa etmek durumunda kaldı.

Biden’ın Başkanlığı Perspektifinden Avrupa ile İlişkilerin Geleceği

Ilımlı ve uzlaşmacı tavrı ile tam anlamıyla Trump’tan ayrılan Biden’ın Başkanlığı sırasında dış politika tercihleri şartların değişmiş olması nedeniyle Obama dönemine göre daha içe dönük (isolationist) bir dış politikaya işaret etse de uluslararası kurumlarla olan ilişkilerin güçlendirilmesi, demokratik işbirliklerinin artırılması, sağlık, iklim değişikliği ve ekonominin iyileştirilmesi, Biden’ın öncelik verdiği konular.

ABD-Avrupa ekseninde ilk üzerinde durulması gereken konulardan biri tabii ki Trump yönetimi döneminde büyük darbe almış olan transatlantik ilişkiler. Avrupa ve ABD arasındaki tarihi yakınlığın hiç olmadığı kadar gerilediği bir dönem olan son dört yılın ardından Avrupa ile ilişkilerin tamir edilmesi ve geleneksel olarak özellikle ticaret ve güvenlik konularında işbirliği temeline dayanan kurumlar olan DSÖ, DTÖ ve özellikle de NATO’nun aldığı hasarın giderilmesi, iklim değişikliği önceliğiyle uyumlu olarak Trump’ın ayrıldığı Paris İklim Anlaşması’na ve DSÖ’ye geri dönmek, mültecilerle ilgili konularda Trump’ın yaptıklarını geri çevirmek, İran ile nükleer anlaşmaya yeniden katılmak için görüşmeleri başlatmak, gerektiğinde yeniden tanımlanması gerek ilişkilerin düzeltilmesi gerekse çok taraflılığa olan güvenin yeniden tazelenmesi açısından oldukça önemli. Bunlara yeni küresel gelişmeler olan sağlık, iklim değişikliği ve göç ve mülteciler ve tabii teknoloji gibi konularda işbirliğinin eklenmesi de kaçınılmaz olarak görülüyor. Niyeti bu yönde olsa bile Senato’da çoğunluğu elde edememiş olan Biden’ın istediklerini yapabilmek için yeterli desteği alamama olasılığını da göz ardı etmemek gerekiyor.

AB’yi, ABD’yi kullanan bir ‘düşman’ olarak niteleyen Trump’ın seçimleri kaybetmesinin, Trump’ın sert ve kaba tavrına defalarca maruz kalan Alman Başbakanı Merkel başta olmak üzere Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve genelde diğer AB liderler arasında adeta sevinç uyandırdığından söz edilebilir. Özellikle Almanya’nın olumlu etkilenmesi beklenirken ticaret konularındaki müzakerelerde tartışmalar olsa bile daha ılımlı bir tonda gerçekleşmesi, ABD’nin AB ile ilişkileri Berlin üzerinden yapmaya devam edebileceği de konuşulanlar arasında. AB Konsey Başkanı Charles Michel ise devir teslim törenini beklemeden Biden’ı önce bir video konferans aracılığıyla,  sonrasında ise Brüksel’de resmi bir zirveye AB liderleriyle bir araya gelmek üzere davet edeceğini   açıkladı. Michel’in bu daveti bazıları tarafından erken olarak nitelendirilse de AB liderlerinin Biden’ın seçilmesinden memnuniyet duyduklarını ve transatlantik ilişkileri önemsediklerini ve bir an önce iyileştirmek konusunda çok istekli olduklarına işaret etmesi açısından önemli. Buradaki en büyük sorunun bir sonraki seçimlerde Trump veya başka bir lider altındaki Cumhuriyetçi Parti’nin kazanması durumundaki belirsizlik olması. Washington’la ilişkilerde salgın, değerler ve çok taraflılık, iklim değişimi, ticaret, teknoloji, güvenlik ve jeopolitik çıkarlar gündemde. Uzmanlar özellikle ABD’nin içe dönme politikasının uzantısı olarak Avrupa’yı güvenlik konusunda daha bağımsız ve kendi çıkarları doğrultusunda kendini finanse edecek şekilde yönlendirmesi beklendiğine  değiniyorlar.

Trump’ın gidişine sevinen liderlere istisna olarak Macaristan, Polonya ve Slovenya gösterilebilir. Özellikle Macaristan Başbakanı Victor Orban’ın Trump’la yakın ilişkisi, popülist eğilimleri ve Trump’la benzeşen özellikleri nedeniyle Biden’ın seçilmesindenolumsuz etkilenmesi bekleniyor. Ancak güvenlik açısından ABD ile ilişkilerin öneminin farkında olması nedeniyle pragmatik bir yaklaşım içinde olması beklenen Orban’ın, ABD ile ilişkilerinin Trump yönetimi dönemine göre kötülemesi durumunda ise bunun iç politikadaki gücünü de olumsuz yönde etkileyebileceğine dikkat çekiliyor.

Birleşik Krallık’ın ABD ile arasındaki özel ilişkinin Boris Johnson-Biden ekseninde çok sıcak gelişmesi beklenmiyor. Johnson’ın kişiliği, Obama ve Hilary Clinton’la ilgili söyledikleri, Trump’a olan yakınlığı ve Biden’ın Brexit’e son derece karşı olması sorun yaratabilecek alanlar. Birleşik Krallık’ın AB ile anlaşmalı olarak ayrılıp ayrılmayacağı, Hayırlı Cuma anlaşması ve İrlanda konusunun İrlanda kökenli Biden için hassas bir konu olması da ilişkiler  üzerinde etki edebilecek bir faktör olabilir. Hatta bu durumun İç Piyasa Kanunu’nu geçirerek Biden’ı kızdırmamak için Johnson’ı Brexit çerçevesinde AB ile anlaşmaya itebileceği de analizler arasında yer alıyor. İki devlet arasında güvenlik, istihbarat ve askeri konularda işbirliği yapabileceklerinin yanısıra salgın ve iklim konularını dikkate alacak şekilde ilişkilerin yeniden tanımlanması gerektiği konusunda da uzmanlar görüş bildiriyorlar. Johnson hükümeti açısından ise Brexit sonrası ABD ile yapılacak bir ticaret anlaşması son derece değerli. Ancak böyle bir anlaşmanın belirli bir zaman dilimi içinde yapılması gerekliliği ve Biden yönetiminin bunu sağlayıp sağlayamayacağı ise şartların nasıl geliştiğine bağlı olarak şekil alacak.

Biden’ın ilk telefonla konuştuğu devlet başkanı Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun ardından sırası açıklanmamakla birlikte Avrupa’da Birleşik Krallık, İrlanda, Almanya ve Fransa liderleri ile görüşmesi Avrupa ile ilişkilere verdiği öneme dikkatleri çekiyor. Biden yönetimindeki ABD ile Avrupa’nın aralarındaki ilişkiye benzer yaklaşımlar içinde oldukları ortada. Ancak bir sonraki seçimlerde Trump dönemindeki dinamiklere dönülüp dönülmeyeceğini zaman gösterecek. Avrupa’nın her türlü senaryoya hazırlıklı olması gerekiyor.

Şehnaz Dölen, İKV Kıdemli Uzmanı