İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 KASIM 2020

KÜRESEL GÜNDEM: Asya-Pasifik’ten Dev Anlaşma: Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık

Asya-Pasifik’ten Dev Anlaşma: Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık

Dünya bir yandan çok sayıda ülkeyi kıskacına alan koronavirüsün ikinci dalgası ve umut vadeden aşı çalışmaları diğer yandan ABD’deki başkanlık seçimleri ve küresel sistemin geleceğine ilişkin tartışmaların odağında yoğun bir dönemden geçerken, 15 Kasım 2020 tarihinde çok önemli bir gelişme daha yaşandı. Çin’in liderliğinde toplam 15 Asya-Pasifik ülkesi, Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (Regional Comprehensive Economic Partnership – RCEP) isimli dünyanın en büyük ticaret anlaşmasını imzaladı. Anlaşmanın tarafları; Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği’ne (Association of Southeast Asian Nations – ASEAN) üye olan 10 ülke (Tayland, Vietnam, Singapur, Bruney, Kamboçya, Endonezya, Laos, Malezya, Myanmar ve Filipinler) ile Çin, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya 2019 verilerine göre dünya nüfusunun %30’unu oluşturan yaklaşık 2,2 milyar insana ev sahipliği yapıyor. Küresel hâsılanın neredeyse üçte birini (26 trilyon dolar) üreten 15 Asya-Pasifik ülkesi ayrıca küresel ticaretin de yaklaşık %28’ini gerçekleştiriyor. Aslında kapsamı çok geniş ve zaman çizelgesi çok hızlı olmayan RCEP’i “dev anlaşma” yapan şeyler işte bu nüfus, küresel hâsıla ve ticaret verileri.

İlk olarak Kasım 2011’deki 19’uncu ASEAN Zirvesi’nde gündeme gelen RCEP için müzakerelere Kasım 2012’de Kamboçya’da düzenlenen 21’inci ASEAN Zirvesi’nde başlandı. İki yıl içerisinde sonuçlanması beklenen müzakereler, bölgenin değişen dinamikleri neticesinde sekiz yıl sürdü ve imzalar Vietnam başkanlığında ülkenin başkenti Hanoi’de düzenlenen ve diğer üyelerin video konferansla katıldığı 37’nci ASEAN Zirvesi’nde atıldı. Aslında 2019 yılına kadar Hindistan da RCEP müzakerelerinde yer alıyordu, yani anlaşma 16 ülkeyi kapsıyordu. Ancak Hindistan, Çin ürünlerinin kendi pazarına ucuza girmesi ve yerel üreticisini zorda bırakması gibi endişelerle 4 Kasım 2019’da Tayland’ın başkenti Bangkok’ta düzenlenen 35’inci ASEAN Zirvesi’nde RCEP müzakerelerinden çekildi. Buna rağmen anlaşmayı imzalayan 15 ülke, kapının Hindistan için tamamen kapanmadığını, isterse anlaşamaya dâhil olabileceğini ifade ediyor. RCEP, 15 ülke tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek.

RCEP’e taraf olan 15 Asya-Pasifik ülkesi arasında çok sayıda ikili ticaret anlaşması olsa da dev anlaşma ile tüm ülkeler tek bir çatı altında toplanacak. RCEP kapsamında malların ve hizmetlerin serbest dolaşımı, fikri mülkiyet hakları, telekomünikasyon, mali hizmetler, e-ticaret ve profesyonel hizmetlere ilişkin hükümler yer alıyor. Menşe kurallarının sona erecek olmasının da gözle görülür bir etki yaratması bekleniyor. Genel olarak sanayi ürünlerini kapsayacak olan anlaşmanın yürürlüğe girmesi ile tarifelerin yaklaşık 20 yıl içerisinde kademeli olarak sıfırlanması planlanıyor. Peterson Institute for International Economics tarafından yapılan tahminlere göre RCEP, küresel hâsılayı 2030 itibarıyla yıllık 186 milyar dolar artıracak ve anlaşmaya taraf olan ülkelerin ekonomileri %0,2 büyüyecek. Bazı analistler ise anlaşmanın özellikle Çin, Japonya ve Güney Kore’nin lehine olacağını söylüyor. Toyota, Nissan, Mazda ve Mitsubishi gibi önemli otomotiv markalarına ev sahipliği yapan Japonya’nın bu alandaki tarifelerin kaldırılması ile RCEP’ten en fazla yararlanacak ülke olacağını ileri süren uzmanlar da mevcut. Etkilerinin kısa sürede gözlemlenmesi beklenmeyen RCEP’e taraf olan ülkelerin yayımladığı bildiride dev anlaşmanın koronavirüs ile mücadelede de önemli rol oynayacağı, bu kapsamda salgının etkilerinin azaltılmasında ve bölgede istikrarın sağlanmasında etkili olacağı belirtiliyor.

Dev Anlaşma, Devlerin İlişkisini Nasıl Etkileyecek?

Dünyanın en büyük ticaret anlaşması olan RCEP henüz yürürlüğe girmemiş olsa da Çin, anlaşma kapsamında oynadığı lider rolü ile dikkatleri şimdiden üzerine çekti. Dev anlaşmanın ayrıca ABD’nin küresel ticaretteki rolü ve ABD ile Çin arasındaki dengeleri nasıl etkileyeceği de merak konusu. Bu biraz da anlaşmanın imzalanmasından birkaç gün önce ABD’de gerçekleştirilen başkanlık seçimlerinden galibiyetle ayrılan Demokratların adayı Joe Biden’ın söz konusu bölge ve anlaşma karşısındaki tutumuna bağlı olacak.

RCEP’in ilk defa  küresel ekonominin iki devi olan ABD ile Çin arasında sürtüşme yaşanan bir dönemde gündem gelmesi şaşırtıcı değil . Nitekim ABD liderliğindeki 12 Pasifik ülkesi tarafından müzakere edilen ve 2016 yılında imzalanan ancak Donald Trump’ın ABD Başkanı olmasının ardından Ocak 2017’deki ilk icraatlarından biri olarak ülkesini çıkardığı Trans-Pasifik Ortaklığı’nda (Trans-Pacific Partnership – TPP) yer almayan Çin, RCEP’i TPP’ye rakip olarak gündeme getirmişti. Oysaki TPP, ABD’nin Trump’tan önceki başkanı olan Barack Obama’nın Asya-Pasifik açılımına dayanan Asia Pivot stratejisinin önemli yapı taşlarından biriydi ve ABD’nin Asya’da oluşacak bir yapılanmada başı çekmemesi durumunda Çin’in lider konumuna geçebileceği düşünülüyordu. Ancak Trump, TPP’den ABD’yi çıkararak selefi ile ters düştü.

TPP kadar radikal olmayan ve zamanlaması da çok daha uzun olan RCEP yine de dünyanın en büyük ticaret anlaşmasını ABD olmadan hayata geçirirken sanki “sensiz de başarabiliriz” diye göz kırpıyor. Bugüne kadar hep ikili ticaret anlaşmaları yapan Çin’in dâhil olduğu ilk çok taraflı ticaret anlaşması olan RCEP, Trump döneminde gittikçe yalnızlaştırılan ve entegrasyondan uzaklaştırılan küresel ticarette atılan çok taraflı ve serbest ticaret yanlısı bir hamle oldu. Bu sebeple RCEP’i 2017 yılında Oval Ofis’teki başkanlık koltuğuna oturduktan sonra çok sayıda tek taraflı ve korumacı karara imza atan Donald Trump’a verilen bir mesaj olarak da görmek mümkün. Nitekim ABD’nin 45’inci Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan ticaret savaşları ile dünyanın gündemine oturan Çin, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra serbest ticaretin ve kapitalizmin savunucusu olan ABD tarafından anti-liberal, serbest piyasa ekonomisinin dinamiklerine karşı olan ve pazarını dışarıya açmayan bir ülke olarak resmedildi.

Uzmanlar dev anlaşmanın Çin’in gelecek vizyonuna ve küresel arenada kendini yeniden nasıl tanımlamak istediğine ilişkin ipuçları sunduğunu söylüyor. Bugüne kadar sosyalist piyasa ekonomisi ve devletin ekonomiye etkin müdahalesi ile özdeşleşen Çin, belli ki serbest ticaret yanlısı ve çok taraflı anlaşmalarda yer alan bir aktör olarak görülmeyi hedefliyor. Çin’in Asya-Pasifik’teki hâkimiyetini artırmaya aday olan RCEP, Asya’nın topyekûn gücünü ve kapasitesini dünyaya kanıtlama isteği olarak da görülüyor. Bugüne kadar ABD ve AB’nin etkisi ile batıda konumlanan küresel ekonominin ağırlık merkezinin, dünyanın en büyük ticaret anlaşması ile doğuya kayabileceği yorumları da yapılıyor. Bu noktada Avrupa ve ABD merkezli şirketlerin RCEP’in dışında kalması bir dezavantaj olarak görülüyor.

RCEP’in bir diğer özelliği de koronavirüs salgınında dünyanın ikinci dalgayı yaşadığı ve küresel tedarik zincirlerinin geleceğini uzun zamandır sorguladığı bir dönemde imzalanmış olması. 2020 yılının başında koronavirüsün tüm dünyaya hızla yayılmasıyla fabrikaların kapanması ve karantina önlemleri kapsamında üretimin azalması gibi sebeplerle tedarik zincirlerinde kesintiler yaşanmıştı. Aynı zamanda getirilen seyahat kısıtlamaları ile taşımacılık da sekteye uğramış ve bu sebeple özellikle Çin merkezli değer zincirlerinin geleceği sorgulanmaya başlamıştı. Küreselleşme ile hayatımıza giren bu zincirlerin bölgeselleşmesi gündeme gelmiş, ülkeler bundan sonra dünyanın diğer ucunda bulunan tek bir üretim merkezi yerine kendi sınırları içinde ya da sınırlarına yakın ülkelerde birden fazla üretim merkezini hazırda bulundurmaları gerektiğini öğrenmişti. İşte tam da bu noktada imzalanan RCEP, hem küresel tedarik zincirlerini daha sağlıklı işletecek bir mekanizma hem de Asya-Pasifik ülkelerinin çok uzaklara gitmeden kendi bölgelerinde bir entegrasyon ve bölgeselleşme adımı olarak karşımıza çıkıyor.

Sonuç itibarıyla, 15 Asya-Pasifik ülkesinin Çin liderliğinde bir araya gelerek bölge ülkelerini kapsayan dünyanın en büyük ticaret anlaşması için imzaları atmış olması küresel ticaretin tarihi anlarından bir tanesi. Özellikle Donald Trump’ın estirdiği korumacılık rüzgârları ile liberal çizgiden uzaklaşmakta olan sisteme bir can suyu adeta. Koronavirüsün etkileri ile başa çıkılmaya çalışılan bir dönemde gelen dev anlaşmanın yapıcı sonuçlar doğurması ve olumsuz etkilerin izlerini silmede yardımcı olması da bekleniyor. ABD’nin 46’ncı Başkanı olarak Beyaz Saray’a taşınmak için gün sayan Joe Biden döneminde küresel ticaretteki dengelerin nasıl olacağı ve ABD’nin dev anlaşma karşısındaki tavrı da uzmanların merakla takip edeceği konular arasında yer alacak gibi duruyor.

Merve ÖZCAN ALTAN, İKV Uzman Yardımcısı