İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 KASIM 2020

AB GÜNDEMİ: AB Konsey Toplantısı Öncesinde Türkiye-AB İlişkilerinde Gelişme ve Beklentiler

AB Konsey Toplantısı Öncesinde Türkiye-AB İlişkilerinde Gelişme ve Beklentiler

1950’li yılların tanınmış sinema oyuncusu, karmaşık karakterleri başarıyla canlandıran aktris Bette Davis’in güzel bir sözü var: “Yaşlılık cesaretsizler için değildir” ya da Türkçeye uygun şekilde tercüme edersek “Yaşlılık yürek ister”. Davis’in, ileri yaşların birçok açıdan insanı zorlayan bir dönem olduğunu anlatan sözlerini Türkiye-AB ilişkilerine taşımak mümkün. Gerçekten Türkiye-AB ilişkilerinin iniş çıkışlarını, yürek çarpıntılarını, krizlerini soğukkanlılıkla izleyip bir de yorum yapmak da biraz yürek istiyor. Kriz çıktı çıkacak, koptu kopacak diye diye 61 yıl geçmiş ve yine bir AB Zirvesi öncesinde nasıl kararlar çıkabileceğini tartışıyor ve ilişkilerin geleceği için endişe duyuyoruz. İlişkilerin yaşadığı eski kritik dönemeçlerde olduğu gibi bugün de benzer şeyleri yaşasak da, yüzyıllar öncesinden Heraklitos’un söylediği gibi “aynı nehirde iki kez yıkanılmaz”.

Bu kez yaşadığımız süreç farklı unsurlar içeriyor ve temelde AB’nin Türkiye’ye yönelik eleştirileri ve Türkiye’nin AB’ye yönelik meydan okumalarının etkisi önemli rol oynasa da, birçok farklı dinamik ilişkilerde belirleyici oluyor. Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin 15 yıldır devam etmesine rağmen donmuş olması ve ilerlememesi, 1995 yılından beri yürürlükte olan gümrük birliğinin güncellenme ihtiyacına rağmen güncellenme ve modernizasyon müzakerelerinin başlatılamaması, vize serbestliği sürecinde sona yaklaşılmasına rağmen bir türlü tamamlanamaması gibi gerilim ve kısıtlar ilişkilerin sağlıklı bir şekilde ilerlemesini engellerken, güven ve işbirliği ruhu da zedeleniyor. Bunun yanında uluslararası sistemdeki değişimler, güvenlik tehditleri, ekonomik sorunlar ve dış politikadaki çelişen tutumlar da ilişkiler üzerinde zorlayıcı etkide bulunuyor.

AB’nin Türkiye’ye Yaklaşımı

AB Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell 17 Kasım 2020 tarihli Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda Türkiye ile ilgili olarak şunları söyledi: “Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili eylemleri ve açıklamalarını BM kararlarına aykırı buluyoruz ve gerilimleri daha da alevlendirdiğini düşünüyoruz. Türkiye’nin davranışlarının AB ile arasındaki ayrılığı daha da artırdığını anlamasının çok önemli olduğu kanısındayız… Pozitif gündeme geri dönmek için Türk tarafında temel bir tavır değişikliği olması gerekir. Gelecek ay AB Konseyi bu konuda çok önemli bir yönelim sağlayacak. Zaman geçiyor ve Türkiye ile ilişkimizde bir dönüm noktasına yaklaşıyoruz”. Öyle gözüküyor ki Borrell, 10-11 Aralık 2020’de toplanacak olan AB Konseyi’nde Türkiye konusunda AB’nin yaklaşımını şekillendirecek önemli bir kararın alınmasını bekliyor.

1 Ekim 2020 tarihinde toplanan AB Konseyi Türkiye’ye pozitif siyasi gündem önerisinde bulunmuştu. Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, ticaretin kolaylaştırılması, insani temaslar, yüksek düzeyli diyalog toplantılarının yapılması ve göç konusunda işbirliğinin devamı gibi maddeler içeren bu önerinin gerçekleşmesi Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de sismik araştırmalar ve hidrokarbon aramaları gibi AB tarafından tek taraflı ve provokatif olarak görülen davranış ve faaliyetlerini durdurması şartına bağlanmıştı. Türkiye’nin politikasında bir değişim olmaması ve Fransa ile yaşanan kriz ve Fransız mallarının boykot edilmesi gibi gelişmeler de sonrasında yaşanınca, Aralık ayındaki Konsey toplantısında Türkiye’ye yönelik sert tedbirler alınabileceğine yönelik beklentiler ortaya çıktı. Nitekim 1 Ekim tarihli AB Konseyi kararında pozitif gündemin uygulanmaması durumunda AB’nin kısıtlayıcı önlem uygulama çerçevesini belirleyen ilgili Anlaşma hükümlerine atıfta bulunulmuş ve konuyla ilgili gerekli çalışmaları yapmak için AB Konseyi Başkanı Michel ve Komisyon Başkanı von der Leyen görevlendirilmişti.

Türkiye’de AB Vurgusu

Süreç içinde Türkiye’de AB sürecinin yeniden canlandırılması gereğine yönelik bazı gelişmeler yaşandı. Adalet Bakanı’nın hukukun üstünlüğü ilkesine dikkat çeken açıklamalarının yanında Cumhurbaşkanı Erdoğan AB’nin Türkiye için stratejik bir hedef olduğunu belirtti ve ülkemizin yerini Avrupa’da gördüğünü ifade etti. Bunun yanında Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı İbrahim Kalın’ın Brüksel’e bir ziyaret gerçekleştirerek ilişkilerin canlandırılması yolunda çaba sarf ettiği görüldü. Ayrıca yaşanan ekonomik zorluklar ve Türk lirasının değer kaybı Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’ın istifası ile sonuçlandı. Merkez Bankası Başkanı ile birlikte Bakan da değişti ve ekonominin zirvesi teknokrat bir ekibe emanet edildi. Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sorunlar ve dış politikadaki çetrefil zorlukların da etkisiyle AB ile ilişkilerin yeniden aktive edilmesi ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gibi bir süreci başlatarak ülke ekonomisi ve uluslararası kredibilitesinin düzeltilmesi yönünde adımlar atıldı. Ancak AB açısından baktığımızda bu adımların yeterli olmayacağı ve AB’yi ikna edebilmek için somut adımlar ve kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç olduğu görülüyor.

Aralık AB Konseyi Öncesinde AB’den Açıklamalar

10-11 Aralık 2020 tarihindeki AB Konseyi öncesinde başta Yunanistan, Fransa ve Almanya olmak üzere AB Üyesi Devletler AB’nin Türkiye’ye karşı tutumunu belirlemeye yönelik çalışmalara başladılar. Özellikle Fransa ve Yunanistan Türkiye’ye yönelik AB politikasını belirlemek ve bugüne kadar görülen farklı görüşleri bir araya getirmek için çaba sarf etti. Savundukları ana tez Türkiye’nin pozitif bir gündem başlatmak ve ilişkileri olumlu bir rotaya sokmak için gerekli adımları atmadığı ve bu şekilde AB’nin uzattığı eli ittiği, artık sert tedbir ve yaptırımlara sıra geldiği yönündeydi. Fransa’nın Avrupa İşleri Bakanı Ariane Bonzon ülkesinin Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik pozisyonunu değiştirdiğini ve Aralık AB Konseyi’nde bireysel veya sektörel ekonomik yaptırımların ele alınacağını belirtti. Daha önce arabulucu konumunu üstlenen Almanya Başbakanı Angela Merkel dahi yaklaşımını değiştirdiğinin sinyallerini verdi ve son gelişmelerin bölgede olması istenen olaylar olmadığını söyledi.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias ise Avrupa Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Verhelyi’ye yazdığı bir mektupta Türkiye’nin devam eden “yasadışı” tutumuna dikkat çekmek için, Gümrük Birliği’nin tümüyle askıya alınmasını önerdi. Türkiye’nin AB üzerinden gelen bazı ürünlere ek vergi uyguladığı ve özellikle Fransız mallarına yönelik boykot çağrısında bulunarak Gümrük Birliği’ni ihlal ettiğine yönelik eleştiriler sıklıkla duyulmaya başladı. AP Ticaret Komitesi Başkan Yardımcısı Anna-Michelle Asimakopoulou Gümrük Birliği’nin askıya alınması çağrısına katıldı ve Türkiye’nin ticareti bir silah haline getirdiği suçlamasında bulundu: “Bizi boykot eden ve şantaj yapan bir ülkeyle ticaret yapmayacağız” dedi. Ticaret Komitesinin Başkanı olan Bernd Lange ise Gümrük Birliği’nin tamamen askıya alınmasını desteklemediğini belirtti ve bu tür yaptırımlar ile genellikle asıl hedef alınanların değil halkın mağdur olacağını vurguladı. Lange ayrıca Türkiye ile AB arasındaki ileriye giden ekonomik ilişkiler ve özellikle başta otomotiv olmak üzere Türkiye’deki yatırımlar nedeniyle AB’nin Gümrük Birliği’nin askıya almasının bindiği dalı kesmek anlamına geleceğini belirtti. Asimakopoulou Gümrük Birliği’nin tamamen askıya alınmasını beklemenin mantıklı olmayacağını söyledi ve bunun yerine, anti-damping vergileri uygulaması gibi bazı ticari kısıtlayıcı tedbirlerin alınabileceğini belirtti.

Gerilimleri Aşmak Mümkün Olacak Mı?

Son olarak Türkiye Cumhuriyeti bayraklı Roseline A gemisinin Libya ambargosunu uygulamak için oluşturulan IRINI operasyonu kapsamında aranması olayı ilişkilerde yeni bir gerginliğe neden oldu. Avrupa Komisyonu Sözcüsü Peter Stano gemiye çıkmak için izin istendiğini ancak cevap gelmediğini belirtirken, Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu Türkiye’nin yapılan bu hareketi karşılıksız bırakmayacağını ve gerekli tedbirleri alacağını belirtti.

Görünen o ki, ilişkilerin düzelebilmesi için tüm sorunların masaya yatırılıp çözümlerin ele alınacağı kapsamlı bir yaklaşıma ihtiyaç bulunuyor. İlişkileri ayakta tutacak bir çerçevenin olmaması günlük krizler ve sürtüşmelerin yönetilememesi ve ilişkileri giderek daha fazla aşındırıp yıpratmasına yol açıyor. 10-11 Aralık AB Konseyi’nde Türkiye konusu tartışılırken, AB’de Türkiye’ye yönelik sert tutum yanlılarının seslerini daha fazla yükselteceğini öngörmek mümkün. Türkiye ve AB arasındaki karşılıklı bağımlılık ve ortak çıkarlar daha sert adımların atılmasını engelleyebilir. Yine de 1 Ekim 2020 tarihli AB Konseyi’nde önerilen pozitif gündemin hayata geçirilmesi mümkün olmayacak gibi gözüküyor. İlişkilerde acilen ele alınması gereken konuların başında Gümrük Birliği’nin güncellenmesi geliyor. Bu kapsamda gerek COVID-19 sonrası hızlanan dijitalleşme süreci gerekse AB Yeşil Mutabakatı kapsamında AB’nin yeni standart ve uygulamalarına uyum sağlama gereği konunun güncelliğini artırıyor.

10-11 Aralık AB Konseyi öncesinde, Türkiye’nin yargı reformu, AB yönelimi gibi konuların güdeme gelmesi sevindirici. Ancak reform adımlarının ikna edici ve inandırıcı olabilmesi ve atılan bir olumlu adımın olumsuz bir gelişme ile sıfırlanmaması için kapsamlı bir strateji ve siyasi kararlılık gerekiyor. Görünen o ki bu siyasi irade olsa da, bu iradeyi hayata geçirebilmek için gereken dönüşüm kapasitesi mevcut değil. Bu konuda hükümetin yanında muhalefet, sivil toplum ve iş dünyasının da sürece olan katkısı büyük önem taşıyor. Türkiye’nin AB sürecini canlandırmanın ve bulunulan kritik aşamada sorunları çözerek yapıcı bir ilişki oluşturmanın ne kadar gerekli olduğu vurgulanmalı ve Türkiye’nin 2020’li yıllardaki öyküsünü yazmak ve uygulamak için daha fazla zaman kaybetmeden harekete geçilmeli.

Doç. Dr. Çiğdem Nas, İKV Genel Sekreteri