İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 OCAK 2021

AB GÜNDEMİ: AB’de Aşılama Çalışmaları Güçlü Bir Eleştiri Dalgasıyla Başladı

AB’de Aşılama Çalışmaları Güçlü Bir Eleştiri Dalgasıyla Başladı

2020 yılı boyunca dünyayı her anlamda altüst eden COVID-19 salgınını geride bırakmanın tek yolunun ancak etkili ve güvenli bir aşı bulunmasından geçtiği, ilk günlerden itibaren uzmanların verdiği bilgiler arasında. Bugüne kadar alınan önlemler yalnızca aşı bulunana kadar COVID-19’un neden olduğu ölümleri olabildiğince kontrol altına almak, uygun aşı/aşılar bulunana kadar zaman kazanmak ve bu zaman dilimi içerisinde sağlık sistemlerinin yükünü azaltmak için alınan önlemler oldu.

Aşı geliştirme çabaları ise bugüne kadar hiç görülmediği şekilde ilerledi. Pahalı, zahmetli, uzun ve başarı oranı oldukça düşük bir süreç olan aşı geliştirme süreci 2020’de salgının ortaya koyduğu aciliyet karşısında çok değişik bir boyuta ulaştı. COVID-19’a karşı etkili ve güvenli aşı bulunabilmesi ve olası her yol ve teknolojiye şans tanınabilmesi amacıyla büyük ilaç şirketleri ile gerek üniversiteler ve daha küçük inovasyon yapan şirketler ve devletlerle gerekse de özel sektörle şimdiye kadar aşı geliştirme ve üretim sürecinin her aşamasında bilimsel veri, maddi yardım ve klinik deneyler aşamalarında çeşitli işbirlikleri haberleri bu dönemde atılan adımlar oldu.

Hatırlanacağı üzere, önce 9 Kasım 2020 tarihinde ve ardından 16 Kasım’da önce BioNTech-Pfizer’ın ardından da Moderna’nın üzerinde çalıştıkları mRNA teknolojisi kullanılarak geliştikleri aşılarla ilgili son derece sevindirici ve ümit veren haberler geldi. Hem de %90-95 gibi son derece yüksek başarı oranları ile. Salgınla mücadelede böylece kritik bir dönemeç geçilmiş oldu. 2020 yılı sona ermeden BioNTech aşısıyla ilgili olarak acil kullanım ve pazarlama izni için onay alındı. 6 Ocak itibarıyla Moderna için de onayın çıkmasıyla birlikte şu anda AB’de iki aşı da kullanıma hazır bir durumda. Biraz arkadan gelmekle birlikte AstraZeneca-Oxford Üniversitesi işbirliğinde yürütülen aşı için acil kullanım amacıyla yapılan onay başvurusunun her an sonuçlanması bekleniyor.

Ocak 2021 ortası itibarıyla AB, değişik teknolojiler kullanılarak geliştirilmiş 6 değişik kaynaktan, yaz aylarından itibaren önceden yapmış olduğu anlaşmalar çerçevesinde ortak tedarik mekanizması ile toplam 2,3 milyar doz aşıyı garantilemiş bulunuyor. Bu aşıların teknolojilerinin farklı olduğu gibi fiyatları da farklı. Aralık ayı içinde Politico’da yayınlanan bir yazıda Belçika Dışişleri Bakanı’nın yanlışlıkla sosyal medya üzerinden paylaşması sonucu resmi olmayan bir yoldan öğrenildiği üzere AB’nin aşılar için ödediği fiyatların BioNTech aşısı için €12, Moderna aşısı için $18, CureVac için €10, Johnson & Johnson için $8.50 ve Sanofi-GSK aşısı için €7.56 ve AstraZeneca-Oxford aşısı için €1.78 olduğu belirtildi. Bu rakamların doğru olarak kabul edilmesi halinde aşı alımlarında aşı fiyatlarının da bir etken olduğu söylenebilir. Nitekim Komisyonun Üye Devletlerden ikinci tur aşı siparişleri için ek para talebinde bulunduğu da biliniyor.

AB’nin elindeki aşıların dökümü ise şu şekilde: onay almış olan aşılardan BioNTech-Pfizer’dan 600 milyon doz, Moderna’dan 160 milyon doz,AstraZeneca ve Johnson&Johnson’dan 400’er milyon doz, CureVac’tan 405 milyon doz ve Sanofi-GSK’dan 300 milyon doz. Novavax ile de 200 milyon dozluk aşı siparişi için yakın zamanda anlaşma yapması bekleniyor.

AB’nin Aşı Uygulamasında Üye Devletlere Önerileri

Aşılama konusunda esas yetkili merci Üye Devletler. AB’nin bu konudaki yetkisi aşıların güvenli ve etkili olduğuna ve pazarlanmasına dair Avrupa İlaç Ajansı tarafından verilecek onayla ve Aşı Stratejisi kapsamında aşıların Üye Devletler adına Komisyon tarafından pazarlık yapmak suretiyle ortak tedarik edilmesi ve nasıl ve kimlere öncelik verilerek uygulanacağına ilişkin önerilerle sınırlı. Avrupa Aşı Stratejisi çerçevesinde Avrupa Komisyonu, Üye Devletlere aşılama ile ilgili bilgi ve önerilerde bulunduğu 15 Ekim 2020 tarihli bildirisinde aşıların Üye Devletlere eş zamanlı ve nüfuslarıyla orantılı olarak dağıtacağını ve öncelik sıralamasına ilişkin önerilerde bulunuyor. Buna göre, bakımevleri ve sağlık hizmeti verilen mekânlar, 60 yaşın üzerindeki kişiler, ciddi hastalanma riski yaratan sağlık sorunu olan kişiler, ön saflarda çalışan ve sosyal mesafeyi koruyamayacak olan ve dezavantajlı sosyoekonomik şartlara sahip olanlar öncelikli olarak aşı yapılması gereken gruplar olarak tanımlanıyor. Ancak bunlar sadece öneri niteliğinde. Sağlık politikaları Üye Devletlerin yetkisi alanında olduğu için uygulamada farklılıklar olması kaçınılmaz.

2021 Başı İtibarıyla AB’deki Aşı Uygulamaları

AB genelinde 27 Aralık 2020 tarihinden itibaren aşılama çalışmaları başlamış durumda. Dünyada da bazı ülkelerde aşılama başlamış durumda. 2021 yılı başında aşı açısından dünyadaki duruma bakılacak olursa şu anda acil kullanım onayı almış olan BioNTech-Pfizer aşısının öncelikli gruplardan başlanarak bazı ülkelerde uygulanmasına başlanmış bulunuyor. Moderna aşısı da onay sonrası Almanya’ya ulaşmış bulunuyor. İsrail, Birleşik Krallık ve ABD 13 Ocak itibarıyla en fazla sayıda doz aşı yapmış olan ülkeler. Verilere göre, İsrail’in nüfusunun %20’sini aşıladığı biliniyor.

Özellikle İsrail, Birleşik Krallık ve ABD’nin şu ana kadar yaptığı doz aşı sayısı AB ülkelerindekine göre çok fazla. Aradaki farkın ne olduğunu anlayabilmek için karşılaştırmak gerekirse, Politico’daki verilere göre, İsrail’de her 100 kişiden 23’ü aşılanmışken bu rakam Birleşik Krallık için 4,52, ABD için ise 3,11. AB için genel bir rakam bulunmuyor. AB içinde en fazla aşılama yapmış olan birkaç Üye Devletle ilgili aynı oran Danimarka için 2,04’le en yüksek oran olarak görünüyor. İtalya için aynı oran 1,32, İspanya 1,24. Almanya 0,9 ile Macaristan’la aynı AB ülkeleri içinde 7’inci, Fransa ise 22’inci sırada yer alıyor.

Aşının bulunması ve uygulanmaya başlanmasıyla birlikte özellikle İsrail, BK ve ABD ile karşılaştırıldığında AB ülkelerinin çok gerilerde kaldığının anlaşılması üzerine AB’nin aşılarla ilgili daha önceden verdiği siparişler, aşıların tedariki, aşıya erişim sorunu ve aşılamaya ilişkin gecikmelerle ilgili olarak eleştiri ve suçlama haberlerinin gündemde yer almaya başladığı da görülüyor.

Aşı Konusunda AB’ye Getirilen Eleştiriler Haklı mı?

Eleştirilerin haklı olup olmadığını anlamak için önce eleştirilerin ne olduğuna ve daha sonra diğer etkenlere bakmakta fayda var. En büyük eleştirilerden biri Almanya’daki CSU lideri Markus Söder’den geliyor. Söder, Komisyonun bu süreci iyi yönetemediğini, yanlış aşılara yatırım yaptığını, yetersiz aşı sipariş ettiğini, fiyat müzakerelerinin ve aşıların AB içinde onaylanma sürecinin çok uzun sürdüğü şeklindeki eleştirilerini dile getirdi. Burada zamanın iyi kullanılmasının çok değerli olduğunu öne sürerek Almanya’da üretilen BioNTech-Pfizer aşısının AB içinde onaylanmasından çok daha önce Birlik dışında uygulanmaya başlamasını anlamanın çok zor olduğunu söyleyerek eleştirilerini devam ettirdi. Bu arada Almanya’da Sosyal Demokratlar da Almanya’da üretilen bir aşının tedarik edilmesi görevini Avrupa Komisyonuna devrederek kendi halkını yeterli koruyamadığını ileri sürerek iktidar ortağı olduğu Hırıstiyan Demokratları eleştirdi. Burada bir parantez açıp Markus Söder’in Merkel’den boşalacak olan başbakanlık koltuğuna aday olmasının eleştirilerin bu denli yüksek sesle dile getirilmesinde bir faktör olabileceğini akılda tutmakta fayda var.

Komisyona yönlendirilmiş olan bu eleştirilerin hepsi aslında çok yerinde değil. Komisyonun Sağlık ve Gıda Güvenliğinden Sorumlu Üyesi Stella Kyriakides her ülkenin onay almış olan iki aşının peşinde olması nedeniyle bir darboğaz yaşandığını ve üretim kapasitesi sorunuolduğunu açıkladı.. Tabii bunda doğruluk payı yok değil. BioNTech-Pfizer’in AB’ye 2020 yılı sonuna kadar teslim etmeyi taahhüt ettiği 12,5 milyon doz aşıyı tedarik zincirindeki sorun nedeniyle yerine getirememesi bunun bir göstergesi. Henüz sadece iki aşının onay almış olduğu ve Moderna’nın da ilk etapta sadece ABD’ye aşı verme taahhüdünde bulunduğu göz önünde bulundurulursa AstraZeneca aşısı onaylanana kadar üretim konusunun da etkili olduğu bir gerçek.

Bugün AB’de aşılama çalışmalarının BK, İsrail ve ABD’den geride kalmış olmasının başka nedenleri de var. Her şeyden önce Komisyonun yanlış aşılar için sipariş verildiğine ilişkin eleştiriler tamamen haklı değil. Bunun da nedeni siparişler verilmeye başlandığında henüz hangi aşıların ilk önce başarılı olacağının tam olarak bilinmemesi. Komisyon değişik aşılar için anlaşmalar yapmak suretiyle aşı garantileme şansını artırmaya gitmişti. Nitekim o dönemde AstraZeneca-Oxford işbirliğiyle geliştirilen aşının en hızlı sonuca ulaşacak aşı olması bekleniyordu. Ayrıca her ne kadar Komisyon Üye Devletler adına aşı pazarlığını sürdürmüş olsa da aşı siparişleri için yapılan anlaşmaların Üye Devletler tarafından imzalanması gerekiyor. Bu da süreci AB için diğer tek başına hareket etmiş olan ülkelere göre daha yavaşlatan bir faktör. Bir başka neden ise ilaç şirketlerinin hızlı bir şekilde geliştirdikleri aşılardan kaynaklanacak olan hukuki yükümlülükleri kısıtlamak amacıyla müzakerelerin uzaması. Aynı şekilde Avrupa İlaç Ajansı’nın, aşı güvenliğinden ödün vermeksizin hızlı onay için testlerin her aşamadaki sonucu belli oldukça değerlendirmeye tutmak gibi yeni bazı yöntemler geliştirmiş olmasına rağmen, benimsediği onay süreci BK ve ABD’deki karşılıkları olan kurumların onay sürecine göre daha uzun. ABD ve BK’nın bu konuda daha fazla yükümlülük üstlenmek pahasına daha kısa zamanda onay verdikleri söyleniyor. Avrupa İlaç Ajansı tarafından BioNTech-Pfizer’e verilen onayın diğer ülkelere göre gecikmesinin nedenleri arasında sayılıyor.

Üye Devletlerdeki Farklı Uygulamalara Birkaç Örnek

AB’de aşılamanın yavaş seyretmesinin diğer nedenleri arasında, daha önceden de belirtildiği gibi, bu konuda esas yetki sahibi olan Üye Devletlerin uygulamaları arasındaki farklılıklar geliyor. Bu bağlamda ulusal ve yerel hükümetlerle Üye Devletler’deki sağlık yetkililerinin yeterli derecede hazırlıklı olmamalarının yanı sıra değişik stratejiler izlenmesi de aşılamanın istenilen hızda yapılmaması ile ilişkili.

Aşıların farklı şekillerde muhafaza edilmesi gerekliliği ve özellikle de BioNTech-Pfizer aşısının -70 derecede saklanması da sorun teşkil ediyor. Aşının belli aralıkla iki doz halinde verilmesi gerekliliği nedeniyle bazı ülkeler ellerinde aşı bulunsa da yeni kişiler için kullanmaktansa ellerindekinin bir kısmını zamanı geldiğinde ikinci doz olarak kullanmak üzere saklıyorlar.

Danimarka’nın nüfusun aşılanmasıyla ilgili olarak neredeyse Birleşik Krallık’ta elde edilen oranlara ulaşmış olması, buna karşılık diğer Üye Devletlerdeki oranın şu ana kadar oldukça düşük olarak gerçekleşmesinin tek ve en önemli nedeninin Komisyonun yanlışlarından kaynaklanmadığının bir göstergesi olduğu da söylenebilir.

Fransa çok hızlı aşılama yapmadığı için en düşük aşılama oranının olduğu AB ülkelerinden biri. Oranın düşüklüğünde aşı karşıtlığının ve bürokrasinin fazla olması da etkili. Ancak daha sonra eleştirilere cevap olarak Macron’un talimatı üzerine daha farklı bir strateji uygulamaya başladığı ve diğer ülkelerle arasında oluşan açığı kapatmak üzere çok sayıda aşı merkezini devreye sokmak üzere harekete geçtiği biliniyor.

Öte yandan Almanya’da kuzeydeki Schleswig-Holstein eyaletinde her Salı sabahı saat 8’de haftada bir internet veya telefon hattı üzerinden açılan randevu sistemine haftalık ayrılan 15.000 randevunun ilk 15 dakika içinde tükenmesi ve özellikle öncelik verilen ileri yaştaki vatandaşların erişiminin çok kolay olmaması basında Almanya’da ‘aşı felaketi’ olarak nitelendirildi.

Salgının başlamasından 9 ay sonra COVID-19 aşısı bulundu. Bu süre aşı geliştirilmesi söz konusu olduğunda rekor denecek kadar kısa bir süre. Salgının dünyada neden olduğu olumsuzlukların biteceğine dair artık herkesin bir ümidi var. Ancak öyle görünüyor ki çalkantılar sona ermiyor. Dünyada herkesin aşılanabilmesinin yıllar alacağı söyleniyor. AB’de nüfusun tamamına aşı yapılabilmesi en iyi ihtimalle aylar sürecek. Her ülke imkanları dâhilinde bir diğerinin önüne geçmeye çalışıyor. Aşı kısıtlamaların azalması ya da kalkması demek. Bu da ekonominin normale dönmesi ve canlanmanın başlaması anlamına geliyor. Herkes son yılda kaybettikleri açığı kapamanın peşinde. Bunun da etkisiyle bazı Üye Devletler AB’den ayrı olarak aşı alma girişimleri daha şimdiden başlamış durumda. Aslında paralel müzakere olmadığı sürece AB’nin buna bir itirazı bulunmuyor. Ancak Almanya kendisi adına BioNTech-Pfizer’dan 30 milyon, CureVac’tan 20 milyon ek aşı için ikili anlaşma yapmış durumda. GKRY’nin İsrail’den aşı talebinde bulunduğu, Macaristan’ın Rusya’dan aşı almak yönündeki isteği ve Danimarka’nın da Almanya’yı takip ederek ek aşı tedarik ettiği de haberler arasında. Aslında Komisyon önceliğin ortak siparişlere verilmesi konusunda ısrarcı. AB aşı tedarikini ortak olarak yaparak aşı milliyetçiliğini önlemiş olsa da çıkarlar söz konusu olduğunda birtakım ortak yoldan sapmalar da ortaya çıkıyor. Bunu kontrol altında tutmak amacıyla Avrupa Komisyonunun Sağlık ve Gıda Güvenliğinden Sorumlu Üyesi Stella Kyriakides Üye Devletlerin sağlık bakanlarından yazılı olarak  ilaç şirketleriyle yapmış oldukları anlaşmalarla ilgili bilgi vermelerini istedi. Bunun yanında AP’nin de Komisyonun ilaç şirketleriyle yaptığı anlaşmalar konusunda şeffaflık talebinde bulunduğu biliniyor.

Aşılarla ilgili gündemdeki konular oldukça fazla ve karmaşık. Hepsine değinmek bu yazılar çerçevesinde mümkün olmasa da COVID-19 sonrasında suların henüz durgunlaşamayacağını göstermeye yeterli.

Şehnaz Dölen, İKV Kıdemli Uzmanı