İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 ŞUBAT 2021

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: Ankara ve Atina İstikşafi Görüşmeler İçin Yeniden Masada

Ankara ve Atina İstikşafi Görüşmeler İçin Yeniden Masada

Türkiye ve Yunanistan heyetleri, yaklaşık beş yıllık bir aradan sonra istikşafi görüşmelerin 61’inci turu için 25 Ocak 2021 tarihinde İstanbul’da bir araya geldi. İki ülkenin askeri heyetleri de denizde ve havada olası kaza riskinin azaltılmasını amaçlayan ayrıştırma mekanizmasına yönelik NATO çerçevesinde Eylül 2020’de başlayan askeri teknik görüşmelerin 9’uncusu için 5 Şubat 2021 tarihinde NATO Karargahı’nda buluştu. Ankara ve Atina arasında deniz yetki alanlarının paylaşımı konusundaki anlaşmazlığın Doğu Akdeniz’e taşındığı ve sahada artan askeri hareketliliğin etkisiyle sıcak çatışma riskinin telaffuz edildiği 2020 yazından sonra istikşafi görüşmelere dönülmesi ve askeri teknik temasların sürdürülmesi, gerek Doğu Akdeniz’de tansiyonun düşürülmesi gerekse geçen yıl Türkiye-AB ilişkilerine damgasını vuran çetin tartışmaların geride bırakılarak ilişkilerin yapıcı bir rotada ilerletilmesi için son derece önemli adımlar teşkil ediyor.

İstikşafi Görüşmelerin Tarihi

Türkiye ve Yunanistan arasında Ege Denizi sorunlarının; taraflarca kabul edilebilir, adil, kalıcı ve kapsamlı çözümüne zemin hazırlamak amacıyla yürütülen “keşfe yönelik” (istikşafi) görüşmeler mekanizmasının tarihi, 1999 yılına dayanıyor. Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde gerilimin ve güvensizliğin hüküm sürdüğü 1990’lı yıllarda, NATO müttefiki iki ülke; Aralık 1996’da Kardak kriziyle sıcak çatışmanın eşiğine gelmiş, Şubat 1999’da terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın GKRY pasaportuyla Yunanistan’ın Nairobi Büyükelçiliğinde yakalanması ise ilişkileri derin bir krize sürüklemişti. İstikşafi görüşmeler; 1999 yazında Ege’nin iki yakasında büyük yıkıma ve can kaybına yol açan ardışık depremlerin ardından Ankara ve Atina arasında “sismik diplomasi” ile girilen yumuşama sürecinde, dönemin Dışişleri Bakanı merhum İsmail Cem ve Yunan mevkidaşı Yorgo Papandreou’nun girişimiyle hayata geçirildi. Türkiye’nin aday ülke ilan edildiği 10-11 Aralık 1999 tarihli Helsinki Zirvesi kararlarında ikili uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümüne yapılan vurgu da bu süreçte belirleyici rol oynadı.

Türk ve Yunan heyetleri, 12 Mart 2002 tarihinde Ankara’da düzenlenen ilk tur ile başlayan istikşafi görüşmeler kapsamında; 2002-2005 yılları arasında 34 kez, 2005-2010 yılları arasında 8 kez, 2010-2016 yılları arasında ise 18 kez bir araya geldi. Görüşmeler, 1 Mart 2016 tarihinde Atina’da düzenlenen 60’ıncı turun ardından, dönemin Başbakanı Aleksis Tsipras liderliğindeki Yunanistan hükümetinin istikşafi görüşmelerin kapsamına karşı çıkması nedeniyle askıya alındı. Bunu takiben taraflar arasındaki siyasi istişareler sürse de istikşafi görüşmeler zeminine dönülemedi.

Son Gelişmeler ve Görüşmelere Yeniden Başlanmasının Yankıları

Deniz yetki alanları konusundaki Türk-Yunan uyuşmazlığının Ege’den Doğu Akdeniz’e taşınmasıyla suların günbegün ısındığı 2020 yazında, AB Dönem Başkanlığı’nı üstlenen Almanya 2016’da kesintiye uğrayan istikşafi görüşmelerin canlandırılması için Ankara-Atina hattında yoğun bir diplomasi trafiği yürüttü. Yunanistan ve Türkiye arasında Berlin’de düzenlenen resmi olmayan toplantılarda, istikşafi görüşmelere yeniden başlanması ve ikili bir diyalog mekanizmasının kurulması konularında görüş birliğine varıldığının açıklanmasına bir gün kala, Yunanistan’ın Mısır ile deniz yetki alanı sınırlandırma anlaşması imzalaması, bu süreci çıkmaza soktu ve Doğu Akdeniz’de gerilimi tırmandırdı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel arasında 22 Eylül 2020 tarihinde gerçekleşen üçlü video konferans görüşmesi sonrasında Ankara ile Atina arasında istikşafi görüşmelere başlanması konusunda anlaşıldığı açıklansa da, Yunanistan’ın masaya dönmek için ön koşullar sunmayı sürdürerek Türkiye ile ikili uyuşmazlıklarını AB platformuna taşıması nedeniyle görüşmelere 2020 yılında başlanması mümkün olamadı.

Bu süreçte Doğu Akdeniz gerilimi, Türkiye-AB ilişkilerinde de önemli bir sorun alanı haline gelirken, Yunanistan, doğal müttefiki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ve Libya krizi bağlamında Türkiye ile zıt kampta yer alan Fransa’nın desteğini alarak Türkiye’ye sert yaptırım uygulanması konusunda girişimlerde bulundu. Bu girişimlerin Dönem Başkanı Almanya’nın sağduyulu tutumu sayesinde dengelenmesiyle 1-2 Ekim ve 10-11 Aralık 2020 tarihlerinde toplanan AB Zirvelerinde, Türkiye-AB ilişkilerinde bir tren kazasının önüne geçilse de, yaptırımların Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya devam etmesi, ilişkilerin olumlu bir rotada ilerlemesini engelleyen bir etken olmayı sürdürdü. Geçen yılın son zirvesinde, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerine ilişkin Kasım 2019’da kabul edilen kısıtlayıcı tedbirler listesine yeni isimler eklenmesi hafif bir yaptırım seçeneği olarak ön plana çıkarken AB liderleri, Türkiye’ye dair kapsamlı tartışmayı, Mart 2021’ye erteleyerek Doğu Akdeniz’de tansiyonun düşürülmesi ve ilişkilerde iyileşme için zaman kazanmayı hedefleyen bir yaklaşım benimsediler.

İstikşafi görüşmelere yeniden başlanması, Doğu Akdeniz’de tansiyonun düşürülmesi ve uyuşmazlıkların diyalog ve diplomasi yoluyla ele alınması bakımından olumlu bir gelişme teşkil ediyor. Bu adım ayrıca, Türkiye-AB ilişkilerinin AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell tarafından hazırlanacak rapor ışığında masaya yatırılacağı 25-26 Mart 2021 tarihli AB Konsey toplantısı öncesinde, 2020’nin ikinci yarısında ilişkileri zehirleyen yaptırım söyleminin yerini “pozitif gündem”e bırakması açısından belirleyici önemde. Doğu Akdeniz’de gerilim ortamından çıkılması ve Ankara ile Atina arasında istikşafi görüşmeler mekanizmasının canlandırılması ile yaptırım ihtimali ciddi anlamda zayıflamış durumda. Bu adım, yılın başından beri Ankara-Brüksel hattında yoğunlaşan diplomasi trafiği, Türkiye’nin geleceğini AB içerisinde gördüğü yönünde Ankara’dan yükselen mesajlar ve Fransa ile ilişkilerin onarılması doğrultusunda atılan adımlarla birlikte değerlendirildiğinde; 2021’in Türkiye ve AB arasında yakınlaşma yılı olabileceği konusunda iyimserliği artırıyor. Nitekim Türkiye ve Yunanistan arasında istikşafi görüşmelere yeniden başlanacağının duyurulmasının ardından AB yetkilileri tarafından yapılan açıklamalar da bu görüşü doğruluyor.

AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell istikşafi görüşmelerin 61’inci turu ile aynı gün gerçekleşen AB Dış İlişkiler Konseyi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, görüşmelere yeniden başlanmasının, Türkiye ile AB arasında diyalog ve işbirliğinin pekiştirilerek güçlendirilmesi yönünde önemli bir adım olduğunu vurguladı. 18 Ocak’ta Türkiye’yi ziyaret eden Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ve 22 Ocak’ta Brüksel’de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya gelen AB Konseyi Başkanı Charles Michel’den de benzer açıklamalar geldi.

İstikşafi Görüşmelerin İçeriği

25 Ocak 2021 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde gerçekleştirilen 61’inci tur görüşmede, Türkiye; Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın, Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İşler, Denizcilik, Havacılık, Hudut Genel Müdürü Büyükelçi Çağatay Erciyes ve Denizcilik, Havacılık ve Hudut Genel Müdür Yardımcısı Barış Kalkavan tarafından temsil edildi. Masanın karşı tarafındaki Yunan heyetinde ise Emekli Büyükelçi Pavlos Apostolidis, Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Büyükelçi Aleksandros Kuyu ve Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri'nin Özel Kalem Müdürü İfigeniya Kanara vardı. Görüşmelerin Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde gerçekleştirilmesi ve Türk heyetinde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi Kalın’ın da yer alması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sürece verdiği önemin göstergesi olarak yorumlandı. Ele alınan konuların hassasiyeti nedeniyle gizlilik geleneğiyle yürütülen görüşmelerin içeriği konusunda bilgi verilmezken, 61’inci tur görüşmede, Mart 2016’da gerçekleşen 60’ıncı turda ele alınan konuların değerlendirildiği; güncel durum ve son gelişmeler ışığında geleceğe yönelik olası adımların ele alındığı belirtildi. Görüşmelerin 62’nci turunun şubat sonu veya mart ayı başında Atina’da yapılacağının açıklanması da diyaloğun hızlı şekilde sürdürülmesi açısından olumlu bir gelişme olarak görülüyor.

Ankara ve Atina arasında istikşafi görüşmelerin içeriğine ilişkin derin görüş farklılıkları bulunması dikkat çekiyor. Taraflar arasındaki tek sorunun deniz sınırının belirlenmemesi olduğunu savunan ve bunun çözümü için Uluslararası Adalet Divanı’nı adres gösteren Atina, bu anlayış doğrultusunda görüşmelerin kapsamını deniz yetki alanları ile sınırlı tutmaya çalışıyor. Taraflar arasındaki sorunlar yumağının tek bir konuya indirgenemeyeceği görüşünde olan Ankara ise Doğu Ege adalarının silahsızlandırılması, egemenliği tartışmalı ada ve adacıkların hukuki statüsü ve hava sahası gibi diğer konulardaki uyuşmazlıkların da bütüncül bir çerçevede diyalog yoluyla ele alınması gerektiğini belirtiyor. Tarafların görüşmelerin içeriğinin gizli tutulması yönünde aldıkları karar nedeniyle süreçte sağlanan ilerleme açıklanmamakla birlikte, Kadir Has Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mustafa Aydın’a göre, bugüne kadar 60 turun üzerinde gerçekleşen istikşafi görüşmede tüm konular ele alınmış ve bazı boyutlarda önemli yakınlaşmalar sağlanmış durumda. Görüşülen konuların her iki ülke için de güvenlik ve egemenlik meselesi olarak görülmesi sebebiyle istikşafi görüşmelerde hızlı şekilde çözüme kavuşturulması gerçekçi bir ihtimal olarak görülmüyor. Buna rağmen görüşmelerin sürdürülmesi, taraflar arasındaki uyuşmazlıkların diplomasi ve diyalog zemininde ele alınması ve sahada gerilimin önlenmesi açısından büyük önem taşıyor.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de tüm kıyıdaş ülkelerin katılacağı çok taraflı bir konferansın toplanması yönünde AB’nin de desteğini alan önerisinin kısa zamanda hayata geçirilmesi ve mart ayında New York’ta Kıbrıslı iki taraf ile üç garantör ülkenin katılımıyla 5+BM formatında gerçekleşecek gayri resmi toplantı, Doğu Akdeniz’de gerilimli atmosferin geride bırakılmasına katkı sunabilecek diğer önemli gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor.

Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı