İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 TEMMUZ 2021

AB GÜNDEMİ: Bir Dönemin Sonu: Merkel’den Sonra Almanya ve AB’yi Neler Bekliyor?

Bir Dönemin Sonu: Merkel’den Sonra Almanya ve AB’yi Neler Bekliyor?

AB’nin kurucu üyelerinden Almanya’da 20’nci Federal Meclis seçimleri 26 Eylül 2021 Pazar günü yapılacak. Almanya Federal Meclisinde Hristiyan Demokrat Partisi (CDU), Hristiyan Demokratların kardeş partisi Bavyera kökenli Hristiyan Sosyal Birliği (CSU), Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD), Almanya için Alternatif Partisi (AfD), Hür Demokrat Parti (FDP), Sol Parti ve Yeşiller’den oluşan yedi parti temsil ediliyor ve bu partiler de altı meclis grubu oluşturuyorlar. Nazi dönemi tecrübesi nedeniyle tek bir  siyasetçinin iktidara gelip tüm gücü elinde toplamasını engellemek amacıyla oluşturulan Alman siyasi sisteminde ülkeyi koalisyonlar yönetiyor. Nitekim halihazırdaki 4’üncü Merkel kabinesi de CDU, CSU ve SPD koalisyonuna dayanıyor.

Almanya’da 16 Temmuz 2021 tarihinde yapılan anket sonuçlarına göre, merkez sağı temsil eden Birlik partilerinin (CDU/CSU), oyların %30’unu alarak seçimlerde birinci parti olması bekleniyor. Yeşiller’in %20 oy oranıyla en çok oy alan ikinci parti olması ve böylece ilk kez merkez solu temsil eden sosyal demokratların (SPD) önüne geçmesi bekleniyor. %15’lik oy oranı ile SPD’nin ancak üçüncü sırada çıkması ise çok muhtemel gözüküyor.  Aşırı sağcı AfD ve liberal FDP %10 ile dördüncü ve beşinci sırada yer alırlarken, onları Sol Parti %6 ile izliyor.

Bu oy oranlarına göre şu anda iktidarda olan büyük koalisyon partileri CDU, CSU ve SPD’nin önümüzdeki seçimlerde Federal Meclis’te yeniden hükümeti kuracak çoğunluğu elde etmesi zor görünüyor. Anketlere göre Almanların en çok görmek istediği koalisyon ise CDU/CSU ve Yeşiller’in yer alacağı bir hükümet. En az ihtimal verilen koalisyon olasılığıYeşiller, SPD ve FDP’nin yer alacağı bir hükümetin kurulması. Yine anketlere göre seçim süresince Alman kamuoyunda en çok tartışılan konuların başında COVID-19, çevre ve iklim, göç ve mülteciler, sosyal sorunlar, ekonomi ve eğitim geliyor.  

Almanya’da Yeni Başbakan Adayları Kimler?

Almanya’da Angela Merkel’in tekrar aday olmaması ile bu seçimle birlikte 2005 yılından itibaren ilk kez yeni bir başbakan seçilecek. Yeni başbakan için üç aday bulunuyor. Bunlar CDU’dan Armin Laschet, Yeşiller’den Annalena Baerbock ve SPD’den Olaf Scholz. “Almanya’da kimi başbakan olarak görmek isterdiniz” adı altında yapılan anketlerde de Laschet %37 ile lider konumda bulunurken, Laschet’i %28 ile Scholz ve %18 ile de Baerbock takip ediyor. 60 yaşındaki Laschet, Ocak 2021’de Annegret Kramp-Karrenbauer’ın istifasından sonra CDU’nun başına gelmişti. İnançlı bir Katolik ve Türk dostu olarak bilinen Laschet, 2015 yılında patlak veren göç krizinde Merkel’e destek veren sayılı politikacından biri olmuş ve göçmenlere karşı olumlu bir yaklaşım izlemişti. Laschet, Türkiye politikaları konusunda da Merkel ile benzer görüşlere sahip. Yaptığı açıklamalarda Türkiye ile AB arasında yürütülen tam üyelik müzakerelerinin sürmesinden yana bir tavır sergileyen Laschet yine de Türkiye'ye yönelik özellikle hukukun üstünlüğü konusundaki eleştirilerini dile getirmekten geri kalmamıştı. Laschet, buna rağmen Türkiye'nin jeopolitik önemini vurgulamış, Berlin ve Ankara arasındaki gerilimleri azaltma ve Türkiye ile diyalog çağrılarına vurgu yapmıştı.

SPD’nin adayı 63 yaşındaki Scholz, Mart 2018’den itibaren Merkel Kabinesi’nde Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı olarak görev yapıyor. Scholz, COVID-19 krizi nedeniyle çıkarılan mali yardım paketleri ve bütçeye yapılan eklemelerle, kriz yöneticisi olarak isim yapmayı başardı. Salgın sonrasında "genç kuşaklar için perspektif" sunmayı amaçladığını belirten Scholz, emeklilik ve vergi konularında da reform sözü verdi. Koalisyon ortakları CDU ve CSU'yu da eleştiren Scholz, iki partiyi de Almanya’nın ilerlemesinin önünü tıkamakla suçlayarak, Birlik partilerinin bir dönem daha koalisyonda yer almasının ülkenin refahı ve istihdamı için risk teşkil ettiğini savunuyor. Scholz’un aynı zamanda ulaşım, iklimi koruma, dijitalleşme ve sağlık alanlarında değişim yapmak istediği biliniyor.

Üçüncü başbakan adayı ise Yeşiller’den 41 yaşındaki Annalena Baerbock. 2018 yılından beri Robert Habeck ile birlikte çevreci parti Yeşiller'in eş başkanlığını yürüten Baerbock, Yeşiller Meclis Grubu’nun iklim uzmanı olma özelliğini taşırken, Almanya’daki popülizm ve yabancı düşmanlığı gibi önemli konulara karşı duruşuyla da biliniyor. Seçildiği takdirde Merkel’den sonra Almanya tarihinin ikinci kadın başbakanı olacak olan Baerbock, partisinin yeşil programına büyük önem veriyor. Baerbock, iktidarda olan CDU/CSU ile SPD hükümetinin izlediği siyasetten farklı olarak, kömür enerjisinden 2038 yılından önce vazgeçilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Baerbock aynı zamanda CDU ve CSU'nun aksine Almanya'nın yüksek savunma harcamalarına karşı bir duruş sergiliyor. Yeşiller Partisi seçim programında da iklim koruması için atılacak adımlara hız verilmesi gerektiği özellikle vurgulanıyor. Ancak olası koalisyon ortağı Birlik partileri ile Yeşiller arasında birçok konuda görüş ayrılığı bulunuyor ve bunun olası koalisyonda sorun yaratmasından endişe duyuluyor.

Merkel Sonrası Dönemde Almanya’yı Neler Bekliyor?

Almanya tarihinin ilk kadın ve ilk Doğu Alman kökenli başbakanı olma özelliğini taşıyan Merkel’in dördüncü dönemi 26 Eylül 2021 seçimleriyle sona erecek. Merkel sonrası dönemde Almanya’da salgınla mücadele büyük bir önem arz ediyor. COVID-19'un etkilerini silmekve Almanya'nın ekonomik toparlanmasını sağlamak en büyük öncelik olacak.

Merkel'in başbakanlığı döneminde yaşadığı sıkıntıların çoğu, 2015 ve 2016 yıllarında  Almanya’nın sınırını yüz binlerce mülteciye açma kararından kaynaklandı. Bu nedenle de 2017 Federal Meclis seçimlerinde, Merkel'in partisi CDU 1949'dan bu yana en kötü sonucunu almıştı. Göçmenlik karşıtı AfD, oyların %12,6'sını alarak 1953'ten bu yana, Federal Meclis'te sandalye kazanan ilk aşırı sağ parti olmuştu. Her ne kadar salgın, göç konusunu ikinci planda bıraksa da, göç halen Avrupa için bir zorluk olmaya devam ediyor. Merkel'in halefinin buna ortak bir yanıt oluşturması gerekecek.

Merkel, 2011 yılında Japonya’daki Fukushima reaktör felaketinden sonra Almanya'nın nükleer enerjiden çıkışını tasarlamış ve seçmenler arasında çevresel eylem için güçlü bir destek almıştı. AB, Yeşil Mutabakatı’nın arkasında bir ivme oluşturmaya çalışırken, enerji altyapısında ve onun desteklediği endüstriyel modelde bir değişime giden Almanya’da ülkenin kömürden planlı çıkışına, daha fazla yenilenebilir enerji ve tarım reformuna değinen iklim politikası, Merkel’in halefi için en büyük zorluklardan biri olmanın yanı sıra CDU/CSU ile Yeşiller arasında kurulabilecek bir koalisyonda gerginliğe yol açabilecek bir sorun olarak görülüyor.

Yeni başbakanın ABD ile kuracağı ilişkiler de Merkel sonrası dönemde Almanya için önemli bir konu başlığı olacak.  Almanya, ABD’nin Avrupa'daki en büyük ve en zengin müttefiki olma özelliğini taşıyor. Ancak bilindiği gibi Donald Trump'ın başkanlığı döneminde ikili ilişkilerde istenilen seviyeye gelinememişti. Merkel'in halefi ABD’nin 46. Başkanı Joe Biden ile ilişkiyi onarma çabalarını sürdürme şansına sahip olacak. Laschet, ABD’yi her zaman bir özgürlük ve demokrasi ülkesi olarak gördüklerini belirtirken, CSU lideri Markus Söder de ABD’ye olan sevgisinin Trump yıllarında şiddetle test edildiğini itiraf etti.

Önümüzdeki süreçte transatlantik ilişkilerin yakınlaşması önündeki engellerden biri de Almanya'nın Çin ve Rusya'ya karşı olan tutumu. Bu tutum Almanya'nın temel yaklaşımı olmaya devam edecek gibi görünüyor. ABD’nin Almanya’nın Rusya ile olan Kuzey Akım 2 projesinden ve yine Almanya'nın 5G telekom ağının inşasında Çin menşeli  teknoloji şirketi Huawei'nin ciddi bir rol oynamasından rahatsız olduğu biliniyor. Söder de konuya ilişkin olarak çıkarlar ve değerler arasında doğru dengeyi bulmanın, önümüzdeki yıllarda Alman dış politikasının en büyük zorluğu olduğunu düşündüğünü ifade etmişti.

Birliğin lokomotifi konumunda bulunan Almanya’da 16 yıl sonra gerçekleşecek bu değişiklik AB’yi önemli ölçüde etkileyecek. Merkel’den sonra başbakan olacak aday, Polonya ve Macaristan'daki hukukun üstünlüğü ve demokratik alanda yaşanan gerileme, Güney Avrupa'da, özellikle İtalya'daki yüksek borç konusundaki anlaşmazlıklar ve Brexit sonrası gibi zor sorunlarla yüzleşmek zorunda kalacak.

Merkel Sonrası Dönemde AB’yi Neler Bekliyor?

2005 yılından beri sadece Almanya’nın değil aynı zamanda AB’nin de liderlik görevini üstlenen Merkel’in görevinin sona ermesi AB için de büyük bir değişiklik anlamına geliyor. Merkel'in ayrılışı, hiçbir AB liderinin yeterli bir şekilde dolduramayacağı büyük bir boşluk bırakacak. Gerek Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin, Merkel’in AB Konseyi’nde konuşmaya başladığında liderlerin telefonlarını ve kalemleri bir kenara koyarak onu dinlemeye başladıklarını belirtmesi gerekse de Avrupa Komisyonu Başkanı ve Merkel'in müttefiki Ursula von der Leyen’in, Merkel'in birleştirme gücüne sahip olduğunu ve kendisinin bu özelliğini özleyeceklerini belirtmesi de Merkel’in AB’de ne kadar saygı duyulan bir figür olduğunu gösteriyor.

Merkel, AB liderliği boyunca 2008 Avro Krizi, 2015 Göç Krizi ve COVID-19 gibi ciddi sorunlarla mücadele etmek zorunda kalsa da büyük başarılara imza attı. Merkel'in liderliğinde, Almanya'nın AB Konsey Dönem Başkanlığı, Macaristan ve Polonya'nın sert muhalefeti karşısında 750 milyar avroluk önemli bir kurtarma fonu üzerinde bir anlaşma yaparak Avrupa'nın ekonomik toparlanmasında kilit bir rol oynadı. Ayrıca Birleşik Krallık ve Çin ile yapılan ticaret anlaşmaları ile daha geniş siyasi ve stratejik işbirliğinin çerçevesi ve temeli olan bir yatırım anlaşması imzalamayı başardı. Merkel ayrıca AB'nin iklim hedefini ve 2030 emisyon azaltma hedefini de yükseltmeyi başardı.

AB içerisinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Merkel’den sonra oluşacak bu boşluğu doldurmayı denemesi beklense de, Merkel’in halefi olmadan bunu başarması zor gözükmekte. Macron, AB reformları, genişleme politikası ve NATO hakkında yaptığı açıklamalarla Birlik içinde tartışmalı fikirleri olan bölücü bir figür olarak görülüyor.  

Bu nedenle Macron açıkça Merkel sonrası Avrupa'da yol gösterici bir güç olmayı beklerken, bu konuda yeni Almanya Başbakanı’nın desteğine ihtiyaç duyacak. Ancak adaylar göz önüne alındığında, iç politika ve koalisyon yönetimi ile ilgili konuların Almanya'nın Merkel kadar deneyimi olmayan yeni liderini, Merkel'den daha fazla meşgul etmesi bekleniyor. Anketlerde yarışı önde götüren CDU ve Yeşiller’in daha önce hiçbir koalisyon kurmamış olmaları ise Avrupa söz konusu olduğunda daha temkinli bir yaklaşım içinde olmalarına ve bir takım fikir ayrılıklarının yaşanmasına sebep olabilir.

Ayrıca Almanya'nın yeni lideri belirlendiğinde kendi ülkesindeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşıyor olacağı için Macron’un dikkatini daha çok 2022 yılında ülkesi Fransa’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri, salgın ve ekonomik krizlere yoğunlaştırması bekleniyor. Bu durum da, Avrupa'nın önümüzdeki 12 ila 15 ay boyunca etkisiz bir şekilde yönetilebileceği sinyallerini veriyor.

Ekonomik olarak  birçok ülkedeki karantina kısıtlamalarından etkilenen Avrupa için  Üye Devletler tarafından yapılan sınırlı yardımlar güçlü bir toparlanmayı mümkün kılmaya yeterli olmayacak. Ekonomik olarak yaşanacak sorunlar, 2021 yılının sonlarına kadar düzenli bir şekilde ödemelere başlanması planlanmayan kurtarma fonundan yapılan harcamaların hızlandırılması hakkındaki tartışmaları tetikleyebilir. Merkel sonrası liderlik açığı göz önünde bulundurulduğunda, AB ayrıca başka bir mali anlaşmayı önleme riskiyle karşı karşıya kalabilir. Daha önce tahvil konusunda Avusturya, Danimarka, Hollanda ve İsveç'ten oluşan  “Tutumlu Dörtlü’nün” yaptığı gibi Birlik içinde kurulacak herhangi bir koalisyon ya da yapılacak başka bir gruplaşma, yalnızca kurtarma fonunun genişlemesini engellemekle kalmayacak, aynı zamanda fonun kendi ülkelerinin taleplerini karşılamak için harcama kabiliyetini de ciddi oranda azaltacak.

Merkel’siz Bir AB Türkiye İçin Ne Anlama Geliyor?

Merkel’siz bir AB, Türkiye ile Birlik arasında "de facto" durma noktasına gelen katılım müzakereleri sürecinin geleceği için de büyük önem taşıyor. Merkel gibi güçlü bir müzakerecinin olmadığı ve Türkiye konusunda çok olumlu düşüncelere sahip olmayan Macron’un AB liderliğini üstlendiği bir senaryoda, Doğu Akdeniz'deki anlaşmazlıkları çözmeye yönelik diplomatik çabalar, BM liderliğindeki Kıbrıs barış süreci ve 18 Mart 2016 Türkiye-AB Mutabakatı baz alındığında Türkiye-AB ilişkilerinde olası gerilmeler oldukça mümkün gözüküyor. Temmuz 2021 itibarıyla Türkiye’ye doğru yaşanan yoğun Afgan göçü ve Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz tarafından Afgan göçmenlerin Avrupa yerine daha rahat uyum sağlayabilecekleri Türkiye’de kalmalarına ilişkin açıklamalar göz önünde bulundurulduğunda, Merkel gibi bir arabulucunun olmadığı ikili ilişkilerde sorun yaşanması olası gözüküyor.

Almanya’daki federal seçimlerin yapılacağı 26 Eylül 2021 tarihinden sonra hem Almanya’da hem de AB’de büyük bir değişiklik yaşanacak. Gelecek yeni Başbakanın Merkel’in boşluğunu hem AB’de hem de Almanya’da ne kadar doldurabileceği elbette Türkiye’nin AB ve Almanya ile olan ilişkilerini de doğrudan etkileyecek.

Zafer Can Dartan, İKV Uzman Yardımcısı