İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-31 AĞUSTOS 2021

KÜRESEL GÜNDEM: Altıncı Değerlendirme Raporu: İnsanlık İçin Kırmızı Alarm

Altıncı Değerlendirme Raporu: İnsanlık İçin Kırmızı Alarm

İklim değişikliği, her yıl olumsuz etkilerini daha da artırıyor. 2021 yılının ilk yarısını geçtiğimiz şu günlerde hem tüm dünyada hem de Türkiye’de bu olumsuz etkiler aşırı sıcaklar, seller, orman yangınları olarak kendini göstermeye devam ediyor. Durum o kadar kritik bir hâle geldi ki, 2021 yılı Temmuz ayı, dünyanın en sıcak ayı olarak tarihe geçti. Öyle ki, hava sıcaklıklarının kayda geçirilmeye başlanmasından 142 yıl sonra, 2021 yılında, kara ve okyanus yüzeyi sıcaklıklarının toplamı 20’nci yüzyıl ortalamasından 0,93°C; daha önce en sıcak Temmuz rekorunun kırıldığı 2016 yılından ise 0,01°C daha yüksek ölçüldü. Diğer yandan, Kuzey Yarımküre kara sıcaklıklarının ortalamasının 1,54°C üzerinde seyretmesiyle bu durumdan en çok etkilenen bölge oldu. Durum o kadar vahimdi ki, Kanada ve ABD’de aşırı sıcaklar nedeniyle yüzlerce can kaybı yaşandı. Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye de yalnızca sıcaklardan değil, aynı zamanla seller ve orman yangınlarından da nasibini fazlasıyla aldı.

Orman yangınları, bu sene de dünyayı kasıp kavurmaya devam etti. 2021 yılının ilk sekiz ayında Sibirya’dan Avrupa’ya, birçok yerde çıkan orman yangınlarının geçen senelere oranla olağanüstü derecede yıkıcı hâle geldiği gözlemlenebiliyordu. Ancak şüphesiz ki bu durumdan en çok etkilenen ülkelerden ilki Türkiye oldu. Türkiye’de 2008 yılından 2020’ekadar 38 bin 780 hektar orman yanmışken, 28 Temmuz 2021’de Antalya’nın Manavgat ilçesinde başlayarak onlarca ile sıçrayan orman yangınlarının da etkisiyle, sadece 2021 yılının ilk sekiz ayında 182 bin 208 hektarlık bir alan yok oldu. Bu yangınlar can ve mal kaybına yol açarken, Türkiye’nin biyoçeşitliliği ve ekosistemleri de hasar aldı. Bunun yanı sıra, Sydney Teknoloji Üniversitesi kıdemli eğitmeni Dr. Nic Surawski’nin hesaplamalarına göre, 2021 yılındaki yangınlar toplamda 15 milyon ton CO2 emisyonuna sebep olarak Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelesine de ket vurdu. Yazın orman yangınlarından etkilenen yalnız Türkiye olmadı. Türkiye ile benzer zaman diliminde Yunanistan, İtalya, Arnavutluk, Kuzey Makedonya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinde ve ABD’nin Kaliforniya eyaletinde de orman yangınları ekosistemleri tehdit etmeye devam etti.

Diğer yandan, sel felaketi de hem Avrupa hem Türkiye’de ciddi kayıplara neden oldu. 13 Temmuz 2021 tarihinde başlayan ve Almanya ve Belçika başta olmak üzere birçok Orta Avrupa ülkesini etkileyen sel felaketinde yaklaşık 200 can kaybı yaşanırken, Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Rize, Artvin, Bartın, Kastamonu ve Sinop illerinde gerçekleşen sel felaketlerinde 70’in üzerinde can kaybı yaşandı.

2013 yılında Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından yayımlanan Beşinci Değerlendirme Raporu, küresel ölçekteki ekonomik büyüme ve nüfus artışının, fosil yakıt kullanımının atmosferdeki CO2 oranının artmasına neden olduğunu ortaya koyarak insan eylemlerinin iklim sistemi üzerindeki “bariz” bir etkisine vurgu yapmıştı.  2021 yılında gerçekleşen tüm bu felaketlere da baktığımızda, bunların başlıca sebebinin iklim değişikliği olduğu görülebiliyor ve eyleme geçilmediği takdirde iklim değişikliğinin etkilerini artırarak dünyaya çok daha büyük hasarlar vermesi bekleniyor. İşte tam da bu gündemin ardından 14 Ağustos 2021’de yayımlanan Altıncı Değerlendirme Raporu, insan faaliyetlerinin iklim değişikliği üzerindeki etkisine işaret ederken, daha hızlı ve kararlı adımlar atılmadığı takdirde “geri döndürülemez” değişimlerin ortaya çıkmasının mümkün olduğuna işaret ediyor.  

İklim Değişikliği Değerlendirme Raporlarının Gelişimi

IPCC, 1990 yılından beri iklim değişikliğine ilişkin en son bilimsel, teknik ve sosyoekonomik bilgileri, iklim değişikliğinin etkilerini ve oluşturduğu potansiyel riskleri ile hızının azaltılmasına yönelik seçenekleri derlemek amacıyla kapsamlı Değerlendirme Raporları hazırlıyor. Bu raporlar uluslararası iklim politikalarının oluşturulmasında rehber görevi görüyor.

Öyle ki, iklim değişikliğinin küresel sonuçlara sahip olan bir sorun olduğunu ve uluslararası iş birliği gerektirdiğini vurgulayan Birinci Değerlendirme Raporu, küresel ısınmanın etkilerini azaltmayı ve iklim değişikliğinin yarattığı sonuçlarla başa çıkmayı amaçlayan bir uluslararası antlaşma olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) kurulmasında önemli bir rol oynadı. Diğer yandan 1995 yılında yayımlanan İkinci Değerlendirme Raporu, 1997 yılında kabul edilen Kyoto Protokolü’ne yönelik politikaların şekillendirilmesi için önemli bir temel oluşturdu. 2001 yılında yayımlanan Üçüncü Değerlendirme Raporu iklim değişikliğinin etkileri ve uyum sağlama gerekliliği üzerinde dururken, 2007 yılında yayımlanan Dördüncü Değerlendirme Raporu, Kyoto Protokolü sonrası küresel sıcaklık artışının 2°C ile sınırlandırılması için gerekli zemini sağladı. 2013 ile 2014 yılları arasında sonuçlanan Beşinci Değerlendirme Raporu ise Paris Anlaşması’nın şekillendirilmesinde bilimsel bir girdi görevi gördü.

Altıncı Değerlendirme Raporu

Bir süredir devam eden altıncı değerlendirme aşamasında, üç özel rapor, bir Metodoloji Raporu ve Altıncı Değerlendirme Raporu’nun hazırlanmasının hedefleniyordu. Nitekimüç özel rapor hâlihazırda yayımlandı. Bunlardan ilki, “1,5°C Küresel Isınma Özel Raporu” (Global Warming of 1,5°C) dünya liderlerinin istekleri üzerine 2019 yılı Mayıs ayında, “İklim Değişikliği ve Arazi Özel Raporu” (Special Report on Climate Change and Land) ile “Değişen İklimde Okyanus ve Kriyosfer Özel Raporu” (Special Report on the Ocean and Cryosphere in a Changing Climate) da sırasıyla aynı yılın ağustos ve ekim aylarında yayımlandı. Aynı yıl, ulusal sera gazı emisyonları envanterlerine ilişkin IPCC rehber ilkeleri de güncellendi. Son olarak, 9 Ağustos 2021 tarihinde yayımlanan ve Birinci Çalışma Grubu’nun katkılarını ortaya koyan ilk Altıncı Değerlendirme Raporu, dünya çapındaki bilim insanlarının paylaştığı veriler sayesinde iklim değişikliği ve iklim sistemine ilişkin en güncel fiziksel bilim temellerini ortaya koyuyor. Bu raporun ardından, Altıncı Değerlendirme Raporu’nun iklim değişikliğinin etkileri ile iklim değişikliğine uyum ve savunmasızlığı ele alan İkinci Çalışma Grubu’na ve iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasını ele alan Üçüncü Çalışma Grubu’na ilişkin raporların da 2022 yılında yayımlanması öngörülüyor. Altıncı değerlendirme aşamasında yayımlanan tüm raporların çıktılarından yola çıkarak hazırlanacak olan Sentez Raporu’nun da 2022 yılının sonlarına doğru yayımlanarak bir son rapor işlevi görmesi bekleniyor. Altıncı Değerlendirme Raporu, büyük bir önem arz ediyor zira Paris Anlaşması uyarınca her beş yılda bir yapılması öngörülen küresel durum değerlendirmesi ile politika oluşturma ve küresel iklim müzakerelerine ilişkin süreçlerde başvurulacak önemli bir kaynak olarak görülüyor.

İklim Değişikliğinin Baş Sorumlusu İnsan Faaliyetleri

Genel hatlarıyla bakıldığında 9 Ağustos 2021 tarihinde yayımlanan Birinci Çalışma Grubu’na ilişkin Altıncı Değerlendirme Raporu, insan faaliyetlerinin küresel ısınmaya kazandırdığı büyük ivmeyi ortaya koyan korkutucu bir senaryo çiziyor. İnsan faaliyetlerinin iklim değişikliğini körüklediğini net bir şekilde belirten raporda, son 40 yıldır her on yılın bir öncekinden daha sıcak olduğunun altı çiziliyor. Bununla birlikte, karadaki ortalama yağış miktarının 1950 yılından bu yana küresel çapta artmış olma ihtimalinin yüksek olduğunu belirten rapor, 1980 yılından beri artış eğiliminin devam ettiğini ve küresel ısınma gibi bunda da insan faaliyetlerinin sorumluluğu olması ihtimalinin çok yüksek olduğunu vurguluyor. Aynı şekilde, buzdağlarının erimesi, deniz seviyelerinin yükselmesi ve okyanusların ısınması ve asitlenmesinin ardındaki başlıca faktörlerinin de insan faaliyetleri olması ihtimalinin yüksek olduğu belirtiliyor.

Rapor, 2019 yılında atmosferdeki CO2 konsantrasyonlarının en az 2 milyon yılda, metan ve azot protoksit konsantrasyonlarının da en az 800 bin yılda olduğundan daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Buna göre, 1750’den bu yana CO2 (%47) ve CH4 (%156) konsantrasyonları buzul ve buzullar arası dönemler arasındaki binlerce yıllık doğal geçiş sürecindeki konsantrasyonlarını fazlasıyla aşarken, N20 (%23) artışı da bu dönemle benzer seyrediyor. Son 2 bin yılın önceki 50 yıllık dönemlerine kıyasla 1970’ten itibaren küresel yüzey sıcaklıklarının çok daha hızlı yükseldiği, 2011-2020 döneminde Arktik deniz buzul alanları yıllık ortalamasının 1850’den bu yana en düşük seviyeye ulaştığı ve ortalama küresel deniz seviyelerinin 1990’dan bu yana son 3 bin yıl içinde önceki yüzyıllara kıyasla çok daha fazla yükseldiği aktarılıyor.

Bir önceki değerlendirme raporundan bu yana, iklim değişikliği etkilerinin artışının arkasında insanların rolü olduğuna yönelik kanıtların da arttığı görülebiliyor.  İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin küresel çapta aşırı sıcaklar, aşırı yağış, kuraklık ve tropik hortum gibi aşırı hava olaylarını daha da güçlendirdiği de belirtiliyor.

İnsanlığın Geleceğine Dair Endişe Verici Beş Senaryo

Altıncı Değerlendirme Raporu, Beşinci Değerlendirme Raporu’ndakinden daha geniş bir kapsamda ele aldığı sera gazı emisyonları, arazi kullanımı ve hava kirleticilerden yola çıkarak geleceğe yönelik beş iklim senaryosu ortaya koyuyor. Bu senaryolar, iklim sistemindeki değişikliklerin oluşturduğu iklim modeli projeksiyonlarını ortaya koyuyor. 2015 yılını referans alan bu senaryolardan yüksek ve çok yüksek sera gazı emisyonlarını içeren SSP3-7,0 ve SSP5-8,5 senaryoları, CO2 emisyonlarının sırasıyla 2100 veya 2050 yılında neredeyse ikiye katladığını göz önünde bulunduruyor. Orta derece sera gazı emisyonu içeren SSP2-4,5 senaryosunun, emisyonların yüzyılın ortasına kadar aynı seviyelerde kalması durumunda gerçekleşmesinin olası olduğunu ortaya koyuluyor. Diğer yandan, çok düşük ve düşük sera gazı emisyonu içeren senaryoların da 2050 yılı ya da sonrasında CO2 emisyonlarının net sıfır hâle gelmesi ve farklı seviyelerde net negatif CO2 emisyonlarının elde edilmesiyle gerçekleşebileceği tahmin ediliyor. 

Tablo: İklimin geleceğine dair beş senaryo

 

Kısa vade, 2021-2040

Orta vade, 2041-2060

Uzun vade, 2081-2100

Senaryo

En iyi tahmin (°C)

Yüksek ihtimal (°C)

En iyi tahmin (°C)

Yüksek ihtimal (°C)

En iyi tahmin (°C)

Yüksek ihtimal (°C)

SSP1-1,9 (çok düşük ihtimal)

1,5

1,2 ile 1,7 arası

1,6

1,2 ile 2 arası

1,4

1,0 ile 1,8 arası

SSP1-2,6 (düşük ihtimal)

1,5

1,2 ile 1,8 arası

1,7

1,3 ile 2,2 arası

1,8

1,3 ile 2,4 arası

SSP2-4,5 (orta ihtimal)

1,5

1,2 ile 1,8 arası

2,0

1,6 ile 2,5 arası

2,7

2,1 ile 3,5 arası

SSP3-7,0 (yüksek ihtimal)

1,5

1,2 ile 1,8 arası

2,1

1,7 ile 2,6 arası

3,6

2,8 ile 4,6 arası

SSP5-8,5 (çok yüksek ihtimal)

1,6

1,3 ile 1,9 arası

2,4

1,9 ile 3 arası

4,4

3,3 ile 5,7 arası

Kaynak: Altıncı Değerlendirme Raporu

Rapor, dikkate alınan tüm emisyon senaryoları altında küresel yüzey sıcaklığının en azından yüzyılın ortalarına kadar artmaya devam edeceğini de vurguluyor. Öyle ki, önümüzdeki yıllarda CO2 ve diğer sera gazı emisyonlarında önemli oranda azalma gerçekleşmediği takdirde, 21’inci yüzyılda 1,5°C ve 2°C'lik küresel ısınma sınırlarının ötesine geçileceği belirtiliyor. Buna göre, 2081-2100 yıllarında küresel yüzey sıcaklıklarında, 1850-1900 yıllarına kıyasla, çok düşük sera gazı emisyonu senaryosunda 1,0°C ile 1,8°C arasında; çok yüksek sera gazı emisyonu senaryosunda ise 3,3°C ile 5,7°C arasında bir artış gözlemlenme olasılığı çok yüksek. Düşük ve çok düşük sera gazı emisyonu senaryolarında 2°C'lik küresel ısınmanın gerçekleşme ihtimalinin çok az olduğu belirtilirken, yüksek ve çok yüksek sera gazı emisyonu senaryoları altında bu ihtimalin çok yüksek olduğu da belirtiliyor. Diğer yandan, tüm senaryolarda, kısa vadede (2021-2040) 1,5°C'lik küresel ısınmanın gerçekleşme olasılığının en azından gerçekleşmeme olasılığından daha yüksek olduğu da vurgulanıyor. Bu da fazlasıyla korkutucu bir durum zira her 0,5°C’lik küresel ısınma artışının, aşırı sıcaklıkların daha yoğun ve sık olarak yaşanmasına yoğunluklarının ve sıklıklarının artışına, aşırı yağış oranlarına ve bazı bölgelerde tarımsal ve ekolojik kuraklıklara neden olma ihtimalinin yüksek olduğu düşünülüyor.

Geri Dönüşü Olmayan Felaketler Kapıda

Atmosferdeki CO2 emisyonlarının arttığı tüm senaryolarda, okyanuslar ve karadaki karbon yutaklarının sayısının artacağı öngörülüyor olsa bile, karbon yutaklarının atmosferdeki CO2 birikimini yavaşlatma konusundaki etkililiğinin azalacağı düşünülüyor. Bu durumun da atmosferdeki CO2 oranında artışa neden olabileceğine işaret ediliyor. Atmosferdeki kümülatif CO2 emisyonlarının sabit kaldığı senaryoda ise okyanuslar ve karadaki yutaklardaki CO2 oranlarının 21’inci yüzyılın ikinci yarısında azalma ihtimali yüksek görülüyor. Diğer yandan, CO2 konsantrasyonlarının düşme eğilimine geçtiği çok düşük ve düşük emisyon senaryoları altında, atmosferdeki CO2 konsantrasyonları azaldığı için okyanuslar ve karadaki yutakların daha az karbon yakalayacağı öngörülüyor.

Raporda ayrıca, gelecekte emisyonların oranına bağlı olarak üst okyanus tabakalaşması, okyanusların asidifikasyonu, okyanusların oksijen düzeylerinin azalması gibi olumsuz etkilerin artması bekleniyor. Küresel okyanus sıcaklığı, derin okyanus asidifikasyonu ve okyanuslarda oksijen düzeylerinin azalması konularındaki değişikliklerin yüzyıl ile bin yıllık zaman ölçeklerinde geri döndürülemez hâle geleceği de raporun ürkütücü öngörülerinden biri olarak göze çarpıyor.

Dağ ve kutup buzullarının da on yıllar ya da yüzyıllar boyunca erimeye devam edeceğine dair öngörülerin gerçekleşme ihtimalinin çok yüksek olduğu da belirtiliyor.  Bu durumda permafrost çözünümünün ardından permafrost karbonu kaybının bin yıllık bir zaman diliminde geri döndürülemez hâle geleceği de ifade ediliyor.

Uzun vadede, yani yüzyıl ya da bin yıllık bir zaman aralığında, okyanusların ısınması ve buzulların erimesi dolayısıyla deniz seviyelerinin yükselmeye devam edeceği ve binlerce yıl yüksek kalacağı ihtimali de yüksek görünüyor. Gelecek 2 bin yılda küresel deniz seviyelerinde, küresel ısınma 1,5°C ile sınırlandırılabilirse 2 veya 3 metre, 2°C ile sınırlandırılabilirse 2 ile 6 metre, 5°C ile sınırlandırılabilirse de 19 ile 22 metre arasında bir yükselme olacağı ve bu yükselmenin sonraki binyılda da devam edeceğine ilişkin tahminler bulunuyor. Ancak bu duruma yönelik güçlü kanıtlar sunulmuyor.

Çok Geçmeden Harekete Geçilmeli

Başta CO2 olmak üzere, atmosferdeki sera gazı emisyonları her geçen gün daha da artarak iklim değişikliğini körüklemeye devam ediyor. Öyle ki, insan faaliyetleri sonucunda Sanayi Devrimi’nden bu yana hâlihazırda 1,1°C’lik bir küresel ısınma söz konusu. Dahası, mevcut küresel iklim politikaları doğrultusunda dünyayı 3°C’lik bir küresel ısınma bekliyor.

Paris Anlaşması’nın küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefinin gerçekleşebilmesi, 2030 yılında 2050 net sıfır emisyon hedefine ulaşma yolunda iddialı adımlar atılmasına bağlı.  Zira. net sıfır C02 emisyonları hedefine ulaşıldığı takdirde, küresel ısınmanın sabitlenmesinin mümkün hâle gelmesi bekleniyor. Bunun ardından, atmosferdeki CO2’nin azaltılmasıyla küresel sıcaklık artışı eğiliminin de tersine döndürülebileceği tahmin ediliyor. Ancak tüm bunların gerçekleşebilmesi için tüm ülkelerin, özellikle de G20 ülkeleri ve en fazla sera gazı salınımına neden olan diğer başlıca ülkelerin, net sıfır emisyon hedefine adanmaları ve bu doğrultuda çok daha iddialı iklim ve enerji politika ortaya koymaları gerekiyor. Bu durumda, 1-12 Kasım 2021 tarihlerinde gerçekleşecek olan COP26 Zirvesi’nin sonuçlarının bu yolda çok büyük bir rol oynayacağı söylenebilir. Bunun gerçekleşebilmesi için Paris Anlaşması tarafı olan tüm ülkelerin güvenilir ve somut yeni ya da güncellenmiş iklim planları veya ulusal katkı beyanları sunması gerekiyor. G20 ülkesi olup Paris Anlaşması’na taraf olmayan tek ülke olan Türkiye’nin de bir an önce bu anlaşmaya taraf olarak daha somut bir iklim stratejisi oluşturması büyük önem arz ediyor.

N. Melis Bostanoğlu, İKV Uzmanı