İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-30 EYLÜL 2021

KÜRESEL GÜNDEM: Denizaltı Krizi: AUKUS Paktı ve Stratejik Yansımaları

Denizaltı Krizi: AUKUS Paktı ve Stratejik Yansımaları

Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD’nin 15 Eylül 2021 tarihinde gerçekleştirdikleri sanal toplantıda ortak kabiliyet geliştirme ve teknoloji paylaşımını öngören üçlü bir savunma paktı imzaladıkları haberi, son iki haftadır gerek küresel gündemin gerekse AB gündeminin en üst sırasında yer alıyor. Söz konusu üç ülkenin isimlerinin baş harflerinin bir araya gelmesiyle “AUKUS” adıyla anılan bu paktın odağında Hint-Pasifik bölgesi, hedefinde ise Çin’e karşı caydırıcılığın artırılması var.

Pakt kapsamında, Avustralya’nın Fransız Naval Group şirketi ile konvansiyonel dizel elektrikli denizaltı geliştirmek için 2016’da imzaladığı 90 milyar Avustralya Doları (56 milyar avro) değerindeki anlaşmayı iptal ederek, ABD’den nükleer denizaltı teknolojisi alacağını duyurması ise Fransa’nın tepkisini çekmekle kalmayıp transatlantik ilişkilerde tansiyonun yükselmesine neden oldu. İronik şekilde, AUKUS Paktı’nın imzalanması, Avrupa Komisyonunun AB Hint-Pasifik Stratejisi’ni sunmasından bir gün önceye rastladı. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in Pakt hakkında önceden bilgilendirilmediklerini açıklamasıyla birlikte Beyaz Saray yönetimi ile Brüksel arasındaki koordinasyon eksikliğini gösteren gelişmelere bir yenisi daha eklendi.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves le Drian’ın “sırtından bıçaklanma” olarak tasvir ettiği AUKUS Paktı karşısında, Fransa’nın tepkisi Vaşington ve Kanberra büyükelçilerini istişareler için geri çağırmak oldu. Fransa’nın ve dolayısıyla Kıta Avrupası’nın Hint-Pasifik’te Anglosakson ülkeleri bir araya getiren bu girişimden dışlandığı görüşü, Avustralya ile Fransa ve AB arasındaki ilişkilerin akıbetinden transatlantik ilişkilerin geleceğine, AB’nin küresel aktörlük iddiasından Brexit sonrası Birleşik Krallık-AB ilişkilerine dair pek çok konuda soru işaretleri barındırıyor.

Hint-Pasifik’te jeopolitik dengeleri değiştiren bir gelişme olarak nitelendirilen AUKUS Paktı, ABD’nin Obama döneminden beri izlediği Asya’ya Yöneliş (Pivot to Asia) stratejisinin somut şekilde hayata geçtiğini gösteriyor. Vaşington, Birleşik Krallık ve Avustralya’yı kapsayan AUKUS Paktı ve Japonya, Hindistan ve Avustralya’nın dâhil olduğu Quad İttifakı gibi girişimlerle Çin’e karşı safları sıkılaştırırken Atlantik’in diğer yakasındaki karar alıcıların cevap araması gereken en önemli sorulardan biri ise uzun soluklu bu stratejik rekabette AB’nin nerede konumlanacağı olacak.

AUKUS Paktı: Fransa’nın Tepkisi

Avustralya’nın Fransız denizaltı anlaşmasını iptal ederek, Amerikan nükleer denizaltılara yönelmesinin altında Çin’in bölgede etkinliğini artırması yatıyor. Bazı analistlere göre, Fransız denizaltıların artan maliyeti ve yaşanan gecikmeler nedeniyle anlaşmanın geleceği iç siyasette zaten bir süredir tartışılmaktaydı. Bu faktörlere ek olarak, Pekin’in bölgede artan iddiası ve güç gösterileri, Kanberra’nın Vaşington ile daha yakın ilişkiler geliştirme yoluna giderek Amerikan nükleer denizaltı teknolojisine yönelmesinde belirleyici oldu.

AUKUS Paktı ve Avustralya’nın Fransız denizaltıları yerine Amerikan teknolojisini tercih etmesi, Fransa’da deprem etkisi yarattı. AUKUS Paktı, Fransa savunma sanayiini “yüzyılın anlaşması” olarak nitelendirilen kârlı bir sözleşmeden mahrum bırakmakla kalmayıp, Fransa’nın Hint-Pasifik’teki stratejik hedeflerini de zora sokuyor. Paris, 2014-2016 yılları arasında müzakere edilen denizaltı anlaşması ile Fransa-Avustralya ilişkilerinde 50 yıllık bir stratejik ortaklığın çerçevesini oluşturmayı amaçlıyordu. Bunun ötesinde, anlaşma, Paris’in Kanberra ve Delhi ekseninde oluşturmayı planladığı çok uluslu ortaklık ve Hint-Pasifik’te belirleyici bir aktör haline gelme hedefleri açısından da kritik önem taşıyordu. Fransa’nın münhasır ekonomik bölgelerinin dörtte üçünün ve 1,6 milyon vatandaşına ev sahipliği yapan yedi denizaşırı bölgesinin bulunduğu Hint-Pasifik bölgesindeki konumunu güçlendirme stratejisi çerçevesinde Avustralya ile ortaklığın tesisi önemli yer tutuyordu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, 2018’de Hint-Pasifik stratejisini açıklamak üzere Sidney’i adres seçmesi bu önemin göstergesiydi. Bu arka plan karşısında ve iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın Avustralya Başbakanı Scott Morrison’ın haziran ayında Paris’e gerçekleştirdiği resmi ziyarette ve ağustos sonunda düzenlenen savunma bakanları toplantısında teyit edildiği düşünüldüğünde, AUKUS karşısında hazırlıksız yakalanan Fransa yönetiminin tepki vermekte pek de haksız olmadığı söylenebilir.

Paris-Kanberra hattında tansiyonun yükselmesiyle, AB ile Avustralya arasında 2018’de başlatılan ve yılsonuna kadar tamamlanması öngörülen serbest ticaret anlaşması (STA) müzakereleri de tehlikeye girdi. Fransa Avrupa İşleri Bakanı Clément Beaune’ye göre, ilişkilerde yaşanan güven erozyonu göz önünde bulundurulduğunda 11’inci turu tamamlanan STA müzakerelerinin sürdürülmesi mümkün görünmüyor. Avrupa Komisyonu Başsözcüsü Eric Mamer’ın da Komisyonun, AUKUS’un, 12’nci turu ekim ayında düzenlenmesi planlanan STA müzakere takvimi üzerindeki olası etkilerini incelemeyi sürdürdüğünü dile getirmesi yaşanabilecek gecikmelerin habercisi niteliğinde. AUKUS hezimetinin, Fransa’da ABD karşıtı ve Neo-Gaullist çevrelerin elini güçlendireceğini düşünülüyor. Fransa’ya –dolayısıyla da Avrupa’ya- Doğu ile Batı arasında dengeleyici bir rol biçen Neo-Gaullistler, Atlantik ittifakına mesafeli yaklaşılması gerektiğini savunuyorlar. Bazı analistlere göre, Neo-Gaullizm sadece Fransa ile sınırlı değil, diğer üye ülkelerde de zemin kazanan bir olgu olarak görülmeli. Neo-Gaullist görüşlerin güçlenmesi ışığında Macron’un Fransa’da 2022 ilkbaharında gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde AUKUS’a yönelik tepkisinin sertleşebileceği düşünülüyor.

AUKUS’un Transatlantik İlişkiler Boyutu

Kıta Avrupası’nda, ABD’de Joe Biden’ın göreve gelmesiyle Trump başkanlığına damgasını vuran tek taraflılığın sona erdiği ve transatlantik ilişkilerde yakın işbirliğiyle özdeşleşen yepyeni bir sayfa açıldığı yönünde oluşan iyimserlik yerini şüpheye bırakmış durumda. Avrupalı karar alıcıların gözünde, AUKUS hamlesi Paris ile Kanberra arasında ikili bir mesele olmanın ötesinde; Vaşington’un Avrupalı ortaklarıyla istişare etmeksizin tek taraflı hareket etme eğiliminin son örneğini oluşturuyor. AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in sarf ettiği “Joe Biden yönetimi, Amerika geri döndü diyerek tarihi bir mesaj vermişti ancak şimdi bunu sorguluyoruz. Amerika geri döndü ne demek; Amerika, Amerika’ya mı geri döndü yoksa başka bir yere mi, bilmiyoruz” sözleri, AB’nin AUKUS konusunda yaşadığı şaşkınlığı ve hayal kırıklığını özetliyor. Michel’e göre, bu adımla ittifakın olmazsa olmazları sadakat ve şeffaflık ilkeleri büyük darbe aldı. Fransa’nın gördüğü muameleyi “kabul edilemez” olarak nitelendiren Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e göre ise ABD ile ilişkilerin olağan seyrinde ilerleyebilmesi önce bazı konuların açığa kavuşturulmasına bağlı olacak. AB kurumlarının başkanları tarafından yapılan açıklamalar bir yana bırakılacak olursa, Paris’in AUKUS karşısındaki sert tepkisinin diğer AB başkentlerince paylaşılmadığını da belirtmek gerekiyor. Hint-Pasifik strateji belgeleri bulunan Almanya ve Hollanda gibi Üye Devletlerin bu süreçte sessizliklerini korudukları dikkat çekiyor.

AUKUS Paktı ile gerilen transatlantik ilişkilerin, 6 Ekim 2021 tarihinde AB Dönem Başkanı Slovenya’nın ev sahipliğinde düzenlenecek AB-Batı Balkanlar Zirvesi öncesinde gerçekleşecek gayriresmî çalışma yemeğinde AB liderlerinin gündemine gelmesi bekleniyor. ABD’nin Afganistan’dan çekilme sürecine damgasını vuran istişare eksikliği ve kaos halen akıllardayken, Avrupalı ortakların bu kez de AUKUS Paktı karşısında hazırlıksız yakalanmaları sonucunda, AB’nin güvenliğinin sağlanmasında ABD’ye olan bağımlılığın azaltılması ve stratejik özerkliğin sağlaması yönündeki reflekslerin güçlenmesi muhtemel görünüyor. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ile Savunma Bakanı Florence Parly’ye göre, Fransa’nın AUKUS Paktı’ndan dışlanması, Avrupa’nın stratejik özerkliğinin daha açık şekilde ve yüksek sesle dile getirilmesini elzem kılıyor. Benzer şekilde, Avrupa Komisyonunun Kurumlararası İlişkiler ve Öngörüden Sorumlu Başkan Yardımcısı Maroš Šefcovic de stratejik özerklik konusunun liderler seviyesinde değerlendirilmesi gerektiği görüşünde.

Brexit Sonrası Dünyada Rol Arayışındaki “Küresel Britanya”

Birleşik Krallık açısından bakıldığında, Londra’nın AUKUS Paktı’na taraf olarak –Avrupalı ortaklarının tepkisini çekmek pahasına da olsa-  sadece afili bir slogan olarak nitelendirilen “Küresel Britanya” dış politika vizyonunu hayata geçirme yönünde somut adım attığı görülüyor. Bilindiği üzere, Birleşik Krallık bağımsız hareket kabiliyetini kısıtlayacağı düşüncesiyle dış politika ve savunma konularını AB ile Brexit sonrası ilişkileri düzenleyen antlaşmanın dışında bırakmayı tercih etmişti. Brexit sonrasında Birleşik Krallık’ın ABD ile sahip olduğu “özel ilişki”nin öneminin arttığı ve Londra’nın, Çin ile girdiği uzun soluklu stratejik rekabette Vaşington’a güçlü destek verme yoluna gittiği görülüyor. Fransa’nın, Kanberra ve Vaşington’daki büyükelçilerini geri çağırırken Londra büyükelçisini geri çağırmaması, AUKUS Paktı’nın imzacıları arasında yer almasına karşın Birleşik Krallık’ın rolünün ABD ve Avustralya kadar önemsenmediği şeklinde yorumlanıyor. Buna karşın denizaltı krizi, Birleşik Krallık ile Fransa arasında 2010 tarihli Lancaster House Antlaşması’na dayanan savunma işbirliğini zora sokma ve Birleşik Krallık ile AB arasında balıkçılık hakları ve Kuzey İrlanda Protokolü gibi konularda Brexit sonrasında yaşanan sorunları derinleştirme riski taşıyor. Nitekim Fransa’nın AUKUS Paktı’nın açıklanmasının ertesinde Birleşik Krallık ile savunma bakanları düzeyinde düzenlenmesi planlanan toplantıyı iptal ettiğini açıklaması, son dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri karakterize eden kuşkunun güvensizliğe evirildiğini gösteriyor.

Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı