İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 EKİM 2021

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: AB’nin 2021 Türkiye Raporu Ne Söylüyor?

AB’nin 2021 Türkiye Raporu Ne Söylüyor?

Avrupa Komisyonu 2021 Genişleme Strateji Belgesi ve Ülke Raporlarını 19 Ekim 2021 tarihinde yayımladı. Avrupa Komisyonunun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varheyli’nin sunumuyla açıklanan Genişleme Paketi, Batı Balkan ülkeleri ile Türkiye’ye ilişkin tespitler ortaya koyuyor. Komisyon her yıl aday ve potansiyel aday ülkeler hakkında rapor yayımlıyor. Türkiye, Sırbistan, Karadağ, Kuzey Makedonya ve Arnavutluk aday ülke, Bosna-Hersek ve Kosova ise potansiyel aday ülke statüsüne sahip bulunuyor. Bu seneki ülke raporları öncekilerden farklı olarak genişleme paketi kapsamında yeni bir metodoloji ile hazırlandı. Gözden geçirilmiş katılım metodolojisi, hukukun üstünlüğü, ekonomi ve demokratik kurumların işleyişi, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve çoğulculuk ile kamu yönetimi alanında temel reformlara daha da güçlü bir şekilde odaklanıyor. Haliyle söz konusu yöntemle birlikte genişleme ülkelerinin bu reformlara odaklanma ve bu reformlar doğrultusunda ilerlemeye yönelik kapasiteleri ve siyasi iradeleri, AB entegrasyonunun merkezinde yer alır hale geldi.

Türkiye Raporu’na Genel Bir Bakış

Raporda her ne kadar Türkiye’nin aday ülke olduğu vurgusu yapılsa da üyelik müzakerelerinin durduğu ve çeşitli konularda geriye gidişin sürdüğü belirtiliyor. Türkiye ile AB’nin belirli konularda ortak çıkarlara sahip olduğu belirtilirken Türkiye’nin AB için kilit öneme sahip bir ortak olduğunun altı çiziliyor.

Raporda Türkiye’ye yönelik en olumlu ifadelerin göç ve sığınmacı politikaları konusunda yapıldığı görülüyor. Göç ve sığınmacı politikasında Türkiye’nin bir miktar ilerleme sağladığı ifade edilirken 2016 yılı AB-Türkiye Mutabakatı’nın sonuç vermeye devam ettiği belirtiliyor. Ayrıca Türkiye’nin en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke olması sebebiyle takdir edildiği ve çabasının önemli düzeyde olduğu vurgulanıyor. Fakat Türkiye ile ilgili bu olumlu ifadelere rağmen AB’nin göç ve mülteci konularında kendi payına düşen yükümlülüklerine dair herhangi bir ifadeye yer vermediği bu noktada dikkat çekiyor.

Güvenlik, savunma ve dış politika konularında geçtiğimiz yıllarda yöneltilen eleştirilerin sürdürüldüğü görülüyor. Türkiye’nin her geçen gün agresif bir dış politika izlediği eleştirileriyle birlikte, gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonlara değinilerek AB’nin Ortak Güvenlik ve Dış Politikası ile tezat bir durum ortaya çıkardığı belirtiliyor. Dış politikada atılan söz konusu adımların AB öncelikleriyle çelişmeye devam ettiği vurgusu oldukça ön planda. Bunların yanı sıra raporda Türkiye’nin Afrika’ya yönelik açılımına dikkat çekilirken Mısır ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini geliştirdiği belirtiliyor. 2020 Raporu’nda AB’nin Ortak Dış Güvenlik ve Savunma Politikası’na Türkiye’nin uyum oranı %21 olarak açıklanmışken bu eleştirilerin gölgesinde hazırlanan bu seneki raporda söz konusu oranın %14’e düştüğü görülüyor.

Ekonomi konusu da AB’nin dengeli bir dil kullandığı bölümlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Raporda Türkiye ekonomisinin oldukça ileri düzeyde olduğu fakat raporlama dönemi içinde herhangi bir ilerleme kaydedilmediği belirtiliyor. İç talebin artırılması ve COVID-19’un etkilerinin hafifletilmesi için kapsamlı önlemlerin alındığına işaret edilirken, bu önlemler sayesinde Türkiye’nin ekonomik krizi hızlı bir şekilde geride bıraktığı ve 2020’nin üçüncü çeyreğinde kriz öncesi seviyelere ulaştığı belirtiliyor. Bunların yanı sıra geçen yıl ortaya koyulan parasal genişlemenin Türk lirasını zayıflattığı öne sürülürken, bunun enflasyon ve dolarizasyonun artması üzerinde etkili olduğu ifade ediliyor. Bankacılık sektörünün ise iyi bir sermaye yapısına sahip olmaya devam ettiği vurgulanıyor.

Geçtiğimiz yıllardaki raporlarda olduğu gibi bu seneki Türkiye Raporu’nda da en sert eleştirilerin yer aldığı bölüm 23’inci ve 24’üncü fasıllar oldu. Bu bölümde yargı ve temel haklar, demokrasi, kamu yönetimi, insan hakları gibi konularda Türkiye’nin sert bir şekilde eleştirildiği ve AB kriterlerini yerine getirmekten uzak bir görüntü sergilediği belirtiliyor. Özellikle bu alanlarda her konuda eleştiri yöneltildiği ve gerilemenin devam ettiği ifade ediliyor. Türkiye’nin bu fasıllarda erken aşamada olduğu belirtilirken, raporun kapsadığı Haziran 2020-2021 döneminde gerilemenin devam ettiğine dikkat çekiliyor. Her ne kadar geçtiğimiz yıl İnsan Hakları Eylem Planı ve Yargı Reformu Strateji Belgesi yayımlansa da AB’nin bu adımlara karşı temkinli olduğu görülüyor. İnsan Hakları Eylem Planı gibi adımların acil olan sorunları çözmek için somut adımlar içermediği eleştirileri yöneltiliyor. Haliyle insan haklarında, demokratik kurumlara dair sorunlarda ve sivil toplum konularında gerilemenin devam ettiğinin altı çiziliyor.

Genel hatları itibarıyla 2021 Türkiye Raporu’na bakıldığında her ne kadar diyaloğun sürdüğü ifade edilse de bir ilerlemenin gerçekleşmediği, bazı konularda geriye gidişlerin sürdüğü görülüyor. Raporun odaklandığı Haziran 2020 ile Haziran 2021 arası dönemde Türkiye’nin AB müktesebatına uyum düzeyinde olumsuz bir tablo ortaya çıkıyor. Bu kapsamda bir fasılda iyi düzeyde ilerleme, 10 fasılda ilerleme, dokuz fasılda sınırlı ilerleme, altı fasılda ilerleme olmadığı, yedi fasılda ise gerileme olduğu belirtiliyor. Yayımlanan bu raporla birlikte Türkiye’nin AB müktesebatına genel uyum düzeyinde ise 33 faslın üçünün ileri düzeyde, altısının iyi düzeyde, 11’inin orta düzeyde, 10’unun bazı alanlarda uyumlu düzeyde, üçünün ise başlangıç düzeyinde uyumlu olduğu şeklinde bir derecelendirme yapıldığı görülüyor. Mevzuat uyumu ve daha fazla ilerlemenin sağlanabilmesi için ise düzenleyici otoritelerin bağımsızlığının sağlanması ve idari kapasitenin geliştirilmesinin kilit önemde olduğu özellikle vurgulanıyor.

Türkiye’den Rapora Yönelik Tepkiler

Türkiye-AB ilişkilerinde her ne kadar pozitif gündemin ön plana çıkarılmaya ve üst düzey diyalog mekanizmalarının canlandırılmaya çalışıldığı bir dönem olsa da rapor Türkiye’nin AB uyum sürecinde bir ilerleme yaşanmadığını ortaya koyuyor. Rapora yönelik tepkinin ise Dışişleri Bakanlığı tarafından verildiği görülüyor. Son yıllardaki Türkiye raporlarında dile getirilen çifte standartlı yaklaşımın sürdürüldüğü vurgulanırken, özellikle siyasi kriterler ve Yargı ve Temel Haklar fasıllarındaki iddiaların mesnetsiz ve haksız olduğu belirtiliyor.

Dışişleri Bakanlığının tepkisinde “AB’nin özellikle kendi çıkarına hizmet eden konularda Türkiye ile günlük al-ver ilişkisi yürütmek istemesinin kabul edilemez” olduğu ifadesi en önemli vurgu olarak ön plana çıkıyor. Öyle ki AB yetkilileri her ne kadar göç ve sığınmacı politikasında Türkiye’ye yönelik olumlu ifadeler kullansa da 18 Mart Mutabakatı’nın tüm boyutlarıyla güncellenmesine yanaşmaması ya da ekonomi konusundaki dengeli dile rağmen Gümrük Birliği’nin modernizasyonu gibi konulardaki mevcut siyasi blokajlara yönelik adım atmaması böyle bir tepkinin oluşmasına zemin hazırlıyor.

Türkiye-AB İlişkilerinin Geleceği

Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği açısından Türkiye’nin AB’ye üyelik perspektifinin sürdüğü ve uyum çabalarının devam ettiğinin altını çizmek gerekiyor. Özellikle AB Yeşil Mutabakatı konusunda son dönemde atılan adımlar ve Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması oldukça önem taşıyor. Bunun yanı sıra her ne kadar AB tarafından somut çözümler ortaya koymadığı gerekçesiyle temkinli yaklaşılsa da İnsan Hakları Eylem Planı, Yargı Reformu Stratejisi ve AB’ye Katılım için Ulusal Eylem Planı’nın açıklanması, AB üyeliğinin Türkiye için stratejik bir tercih olmaya devam ettiğinin en önemli göstergeleri oldu. AB’nin de genişleme perspektifine gölge düşüren iç sorunlarının üstesinden gelerek Türkiye’nin son yıllarda maruz kaldığı siyasi blokajların ortadan kaldırılmasına aracılık etmesi, özellikle en çok eleştirilerin yöneltildiği 23’üncü ve 24’üncü fasıllarda gerekli reformları hızla hayata geçirmesi gerekiyor.

Oğuz Güngörmez, İKV Uzmanı