İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 KASIM 2021

AB GÜNDEMİ: Yeniden Salgının Merkezi Haline Gelen Avrupa’nın Tutumu

Yeniden Salgının Merkezi Haline Gelen Avrupa Önlemleri Artırıyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölgesi Direktörü Dr. Hans Henri P. Kluge 4 Kasım 2021 tarihli açıklamasında Delta varyantının hâkim olduğu Avrupa ve Orta Asya’nın yeniden salgının merkezi haline geldiğini belirtti. Paylaşılan verilere göre, bir önceki hafta kayda geçen 1,8 milyon yeni vaka sayısı ile aynı dönem için tüm dünyadaki vakaların %59’unun ve 24 bin ölüm ile de dünyadaki COVID-19 kaynaklı tüm ölümlerin %48’inin görüldüğü Avrupa ve Orta Asya Avrupa bölgesi içindeki 53 ülkede bir önceki aya göre yeni vakalardaki artışın %55 oranında gerçekleşmesi yeni bir dalgaya işaret ediyor. 

Avrupa ve Orta Asya’yı kapsayan Avrupa bölgesinde tam doz aşı olanların sayısı nüfusun ortalama %47’si olarak belirtiliyor. %70’in üzerindeki AB aşılama ortalamasına rağmen aşı uygulamalarının az olduğu Baltık ülkeleri, Balkanlar ile Orta ve Doğu Avrupa’da hastaneye yatış oranlarının oldukça yüksek olması salgınla mücadelede aşılamanın önemini ortaya koyuyor. Hastaneye yatışların yine geçtiğimiz hafta içinde iki katına çıkması ve ölümle sonuçlanan vakaların %75’inin 65 yaş üstü insanlar arasında olması da dikkat çekici bir diğer veri. Bu da ilk aşılanan kişiler olan 65 yaş üzeri grupta aradan geçen süre içinde aşıların korumasının azalmasına bağlanıyor. Aşılamanın yüksek olduğu Avrupa ülkelerinde bile vaka sayılarının artış göstermesinin dünyadaki diğer ülkeler için de bir uyarı niteliğinde olması gerektiğini söyleyen DSÖ Acil Sağlık Durumları Direktörü Dr. Mike Ryan, yaz aylarının gelmesiyle birlikte sosyalleşmenin artması, daha sonra havaların soğumaya başlaması ile de faaliyetlerin giderek daha fazla kapalı mekânlara taşınması ve ekonomilerin işlemesini sağlamak amacıyla kamu sağlığına ilişkin kısıtlamalarda ve sosyal alanda önlemlerin gevşetilmesi sonucu bu artışların meydana geldiğini ve hükümetlerin yardım etmek yerine “risk yönetimlerini bireylerin kendilerine devrettiğine” vurgu yaptı. 

Yerel epidemiyolojik veriler doğrultusunda maske kullanımı, testler, kapalı mekânların havalandırılması ve sosyal mesafe gibi önlemlerin uygulanmaya devam edilmesi veya sıkılaştırılması ile bulaşmanın kontrol edilebileceği ve böylelikle tam kapanmaların önüne geçmenin olası olduğunu hatırlamakta fayda var. Geçen yıl bu zamanlara kadar yalnızca salgını kontrol edebilmek için alınan önlemler tek mücadele aracı iken Kasım 2020’nin ikinci haftası itibarıyla gelen başarılı COVID-19 aşı haberleri ile bir dönüm noktası geçilmiş, 2021 yılı içinde devam eden aşılama faaliyetleri sayesinde normalleşmeden söz edilmeye başlanmıştı. Dolayısıyla Avrupa’nın salgının merkezi olduğu geçen yıla göre bu yıl durum oldukça farklı; aşılar salgınla mücadelede hükümetlerin elindeki en önemli araç durumunda. Ancak aşı tereddüdü, aşı karşıtlığı başta olmak üzere sağlık konusunda yetkiyi ellerinde bulunduran AB ülkelerinin bir kısmının aşıların dağıtımı konusunda yetersiz kalması gibi nedenlerle bu oran her Avrupa ülkesi veya bölgesinde aynı değil. Bulgaristan ve ardından Romanya aşılamanın en az olduğu ve dolayısıyla vaka artışlarının en hızlı seyrettiği ülkeler arasında. 

Avrupa’nın Vaka Artışlarına Cevabı: Hatırlatma Dozu Uygulaması

Avrupa için vatandaşlarını ve sağlık sistemlerini yeni dalgadan korumak amacıyla alabilecekleri önlem mümkün olabildiğince fazla sayıda insana hatırlatma dozu yapmak. DSÖ orta ve ciddi derecede bağışıklık sistemi sorunu yaşayan kişilerde ilk seri aşının ardından 1-3 ay sonra olmak üzere 60 yaşın üzerindeki herkese hatırlatma dozu yapılmasını öneriyor. Avrupa İlaç Ajansı Biyolojik Sağlık Tehditleri ve Aşı Stratejisi Bölüm Başkanı Marco Cavaleri, birçok AB üyesi ülkede korunmasız, yaşlı ve bağışıklığı düşük yüksek riskli kişilere hatırlatma dozu uygulanmaya başlandığını, bu uygulamayı nüfusun tamamına yaymayı düşünen ülkeler için, Avrupa İlaç Ajansının 18 yaş üzerindeki herkese Moderna ve Pfizer-BioNTech aşılarını olmaları yönündeki önerisini hatırlattı. Bu bağlamda bazı Avrupa ülkelerinin uygulamalarına bakmakta fayda var.  

11 Kasım itibarıyla 50 bin yeni vakanın kaydedildiği ve Sağlık Bakanı Jens Spahn’ın 4’üncü dalganın yaşandığını söylediği Almanya’da rekor düzeye ulaşan sayılar karşısında Alman Sağlık Bakanı hatırlatma dozu aşılarının herkese teklif edilmesinden yana olsa da Almanya bağışıklık komitesi STİKO bu konuyla ilgili kararını birkaç hafta içinde açıklayacağını belirtti. Almanya’da 25 Kasım’da geçerliliği sona erecek olan korona tedbirlerinin yasal dayanağını oluşturan özel yetkiler için uzatma kararı ise ne giden hükümette ne de yeni koalisyon ortakları arasında pek popüler değil.

Belçika’da artan sayılar nedeniyle evden çalışmaların desteklenmesi ve hatırlatma dozu aşıların nüfusun tamamına önerilmesi yönündeki karar, Fransa’da artan vaka sayıları karşısında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bazı mekânlara girebilmek için şart olan aşı pasaportlarını 65 yaş ve üstü için bu sefer de hatırlatma dozu yaptırmış olmalarına bağlamak yönündeki kararı ve aralık başı itibarıyla 50-65 yaş arası kişilerin de hatırlatma dozunu yaptırabilecekleri yönünde açıklamada bulunması Avrupa hükümetlerinin aldığı tavrı yansıtıyor. 

Yunanistan’ın tavrı ise AB hükümetleri içinde en uç noktada olan. Hatırlatma dozunu hem yetişkin nüfusun tamamına uygulama hem de bunu zorunlu kılma yönündeki kararının yanı sıra Yunan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis’in kapalı mekânlara girmek için gerekli olan COVID-19 sertifikalarına ilk seri aşıdan sonra 6 aylık bir geçerlilik süresi eklemeyi düşündüğü yönündeki açıklaması dikkat çekiyor.

Çin ve Rus aşılarını kullanarak diğer AB ülkelerine göre daha erken aşılama faaliyetlerine başlayan Macaristan’ın Çin aşısının korumasının daha düşük olması nedeniyle yaz aylarında 3’üncü doz aşıyı yapmaya başladığı biliniyor. Ülkede halihazırda 4’üncü tur aşıya geçip geçmeme tartışılıyor.

Bu arada 12 yaş üzerindeki nüfusunun %86’ya yakın bir kısmının tam doz aşı olduğu ve AB ülkeleri içinde kısıtlamaları ilk kaldıran ülke Danimarka’da ise vaka sayılarının artması nedeniyle 10 Eylül’de kaldırılmış olan COVID-19 sertifikasının yeniden uygulamaya koyulması için parlamentoya sunulan yasa tasarısı kabul edildi.

Birleşik Krallık (BK) ise sırası gelenleri hatırlatma dozu aşısı yaptırmaları konusunda teşvik ediyor.  %90’ı tam aşılanmış olmasına rağmen 80-100 bin civarında sağlık çalışanının hala aşı olmadığı İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS England), aşıyı çalışanlarına zorunlu hale getirdi ve önümüzdeki nisan ayına kadar aşıların tamamlanması için zaman tanıdı. Bu durum sonucu işten ayrılacağı düşünülen sağlık çalışanlarından boşalan pozisyonlar nedeniyle ortaya çıkması beklenen sağlık çalışanı açığı ise Brexit sonrası BK hükümetini bekleyen önemli sorunlar arasında.

Avrupa’daki COVID-19 vaka sayılarındaki artış devam ederken AB kurumlarından Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı David Sassoli’nin, salgının başından itibaren uygulandığı şekliyle evden oy kullanma düzenlemelerini iptal ederek, AP’nun 10-11 Kasım 2021 tarihlerinde Brüksel’de gerçekleştirilen oturumunda AP üyelerinin  oy kullanabilmek için fiziki olarak bulunmasını şart koşmasının eleştirildiği görülüyor. Hibrid uygulamanın devam etmesi  üzerinde ısrarcı olan AP üyeleri bu kararın, vaka sayılarının arttığı bu dönemde virüsün yayılmasına katkıda bulunabilecek tehlikeli bir adım olduğunu ifade ediyor.

Gelişmiş Ülkelerin Salgının Ortaya Çıkardığı  Karanlık Yüzü

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, 8 Eylül 2021 tarihinde yaptığı basın toplantısında DSÖ’nün, eylül ayının sonuna kadar dünya nüfusunun %10’unun, yılsonuna kadar %40’ının ve 2022 yılı ortasına kadar %70’inin aşılanması hedeflerinin değerlendirmesini yaparken, yüksek gelirli ülkelerin %90’ında %10 hedefine ulaşıldığını, %70’inde ise % 40 hedefine ulaşıldığını söylemişti. COVID-19 aşılarına eşit erişim sağlamak için küresel aşılama girişimleri bulunmasına rağmen ilaç şirketlerinin siparişlerini, gelişmiş ülkelerin ise taahhütlerini tam ve zamanında yerine getirmemeleri nedeniyle Afrika başta olmak üzere düşük ve orta gelirli ülkelerde aşılama oranları gelişmiş ülkelerle kıyaslanamayacak kadar düşük; sağlık çalışanlarına bile aşı yapılmamış ülke sayısı oldukça fazla. Bu kapsamda düşük ve orta gelirli ülkelerin hiçbirinde DSÖ hedeflerine ulaşılamadığını belirten Ghebreyesus, yüksek gelirli ülkelerin G7, G20, Küresel Sağlık Zirvesi ve Dünya Sağlık Asamblesi gibi uluslararası platformlar kapsamında alınan kararlara, COVAX çerçevesinde yapılan bağışlara rağmen taahhütlerin en fazla %15’inin yerine ulaştığını ifade etti. Ayrıca açıklamasında “küresel aşı tedarikini kontrol eden ülke ve şirketlerin dünyanın yoksullarının zengin ülkelerden geriye kalan aşılarla tatmin olması gerektiği düşüncesi karşısında sessiz kalmayacağını” belirtti. Avrupa’da hükümetlerin vaka artışlarının önüne geçmek için kendi nüfuslarına hatırlatma dozu uygulamasını yaygınlaştırmasının, DSÖ’nün ve küresel aşılama faaliyetleri konusunda çalışan STK’ların farklı platformlarda aşıların öncelikli olarak düşük ve orta gelirli ülkelere yönlendirilmesine ilişkin çağrısına rağmen olması oldukça düşündürücü ve salgının gelişmiş ülkelerin karanlık yüzünü ortaya çıkardığına işaret ediyor. COVAX’ın uluslararası kamu-özel sektör işbirliği girişiminin taahhütlerini yerine getirmede yetersiz kalması zaten büyük eleştirilere yol açıyor. DTÖ’nün Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması (Trade-Related Aspects of Intellectual Property Rights -TRIPS) kapsamındaki COVID-19 aşı patent haklarından feragat etmeleri konusunda ilaç şirketlerine yapılan baskılara rağmen AB’nin de aralarında bulunduğu ilaç üreticisi gelişmiş ülkelerin itirazları sonucunda henüz bir gelişme sağlanamaması yeni bir hayal kırıklığı yarattı.

Umut Veren Gelişmeler

Ancak arka planda hiçbir şey de olmuyor değil. Bu çapta bir sağlık krizi yaratan salgın karşısında ülkelerin tek başlarına çözüm oluşturamayacaklarının anlaşılmasıyla küresel işbirliği ve dayanışmanın önemi ortaya çıkınca mevcut uluslararası sağlık düzenlemelerini değiştirmek ya da yeni bir uluslararası salgın anlaşması oluşturmak şeklinde iki farklı görüş ortaya atılmıştı. Mayıs 2021’de yapılan Dünya Sağlık Asamblesi kararı doğrultusunda seçenekleri değerlendirmek üzere görevlendirilen Dünya Sağlık Asamblesi Çalışma Grubu tarafından yapılan çalışmanın resmi sonuçları kasım ayı ortasında açıklanacak. 30 Kasım -1 Aralık 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan Dünya Sağlık Asamblesi özel oturumunda ise görüşülerek bir sonuca varılması  bekleniyor.  Kluge, 4 Kasım tarihli açıklamasında vaka sayılarındaki artışın aynı şekilde devam etmesi halinde DSÖ Avrupa bölgesindeki 43 ülkenin sağlık sistemlerinin çok büyük bir yük altına gireceğini ve yapılan projeksiyon sonucu 1 Şubat 2022’ye kadar 500 bin kişinin daha ölüm riski ile karşı karşıya bulunduğunu söyledi. Bu öngörüler sağlık sistemlerinin hazırlıklı olmalarının ve dayanıklılıklarının artırılmasının aciliyetini yeniden gözler önüne seriyor.

COVID-19’un tedavisine ilişkin yeni olumlu gelişmeler de gündemin önemli konuları arasında. Bir ay kadar önce Merck ilaç şirketinin ağızdan alınan yeni anti-viral ilacı Molnupiravir’in COVID-19 hastalarını tedavi ederek hastaneye yatış ve ölümleri %50 oranında azalttığı açıklamasının ardından ilaç kasım ayının ilk haftası itibarıyla BK tarafından onaylandı. Bu haberi takiben Avrupa İlaç Ajansının ilacın değerlendirmesini hızlandırdığı açıklandı. Molnupiravir’in COVID-19’u hastanede enjeksiyon veya damar yoluyla değil de evde ağızdan alınarak tedavi edebilen ilk ilaç olması son derece umut veren bir gelişme. Merck’in ardından 5 Kasım 2021 tarihinde de Pfizer, yeni ağızdan alınan anti-viral ilacı PAXLOVID’in hastalandıktan sonraki ilk üç gün içinde alınması halinde hastaneye yatış ve ölümleri %89 oranında azalttığı açıklamasını yaptı. Merck’in ve Pfizer’in  her ikisinin de İlaç Patent Havuzu (Medicines Patent Pool) ile anlaşma haberleri de COVID-19 tedavisine eşit erişim yolunda önemli bir adım. Merck, İlaç Patent Havuzu ile yaptığı anlaşma kapsamında  Molnupiravir’in  jenerik üretimi için 105’ten fazla ülkede anlaşma yaparak düşük fiyatla satılmasına olanak sağlarken Pfizer yapacağı anlaşma ile PAXLOVID’in fikri mülkiyet hakkını muhafaza etmek suretiyle ülkelerin gelir durumuna göre kademeli fiyat uygulayacağını açıkladı. Virüsün tedavisine yönelik bulunan bu ilaçların düşük ve orta gelirli ülkelerce erişimine ilişkin bu olumlu gelişmeler özellikle mRNA teknolojisini paylaşmak istemeyen ilaç şirketleri tarafından küresel eşitsizliğin telafisi yönünde atılmış doğru bir adım olarak düşünülebilir. Bu tür doğru adımların artması dünyayı daha adaletli bir noktaya götürmek için son derece önemli.

Şehnaz Dölen, İKV Kıdemli Uzmanı