İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 ARALIK 2021

AB GÜNDEMİ: Avrupa Komisyonundan Kuşak ve Yol Girişimi’ne Alternatif: Küresel Geçit Programı

Avrupa Komisyonundan Kuşak ve Yol Girişimi’ne Alternatif: Küresel Geçit Programı

COVID-19 salgının başlıca etkileri, küresel yarı-iletkenlerin tedarik sıkıntısı, enerji fiyatlarındaki artışlar ve tıbbi ürün temininde yaşanan problemler gibi son dönemdeki gelişmeler altyapının ve bağlantıların önemini vurgularken uluslararası ticaretin birbirine ne kadar bağlı ve savunmasız halde olduğunu gösterdi. Dahası, G20’nin raporuna göre küresel altyapı yatırım açığının 2040 yılına kadar 13 trilyon avroya ulaşacağı tahmin ediliyor. Küresel altyapı açığını kapatabilmek, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşmak, iklim değişikliğini ve çevresel bozulmayı sınırlamak için gereken altyapı yatırımının da dikkate alınması durumunda bu meblağa her yıl için 1,3 trilyon avro ekleniyor. Böyle bir ortam limanların, yolların, demiryollarının, havalimanlarının, fiber optik kabloların, gümrük düzenlemelerinin, mobil ağların, internet bağlantılarının ve hatta konteyner boyutlarının dâhil olduğu kurumsal ve fiziksel bağlantı altyapısı anlamına gelen bağlanabilirliğin (connectivity)  jeostratejik ve jeopolitik olarak önemini artırıyor. Nitekim Avrupa Komisyonunun 2021 yılı bitmeden Küresel Geçit Programı’nı açıklaması bağlanabilirliğe verdiği önemi açıkça gösteriyor.  Program Çin’in 2013 yılında ticaret ağlarını geliştirmek için başlattığı ve dünya çapında etkili olduğu Kuşak ve Yol Girişimi’ne (Belt and Road Initiative) karşı, bağlanabilirliğin rekabet alanına dönüştüğü küresel düzende, AB’nin yanıtı ve alternatifi olarak karşımıza çıkıyor.

Komisyonun Yeni Stratejisi Küresel Geçit Programı Nedir?

Bağlanabilirliğin artan stratejik önemi karşısında ilk kez Temmuz 2021’de AB Konseyi kararıyla, Komisyon ve Yüksel Temsilci’den AB küresel bağlantı stratejisini hazırlanması talep edilmişti. Özellikle Konsey kararında bağlanabilirliğe yönelik stratejik bir yaklaşımın sağlanmasının AB içinde ve dışında ekonomik büyüme, güvenlik ve dayanıklılık için temel olduğunun vurgulanması dikkat çekerken, bağlanabilirlik için jeostratejik ve küresel AB yaklaşımının doğmasına neden oldu. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 15 Eylül’de AB’nin yeni Küresel Geçit Programı’nı (Global Gateway) tanıttı ve AB’nin bağlanabilirlik stratejisi ile dünya çapında güvenilir bir marka olacağını; bağımlılıklar değil, bağlantılar oluşturmak için ‘’değerlere dayalı ve şeffaf’’ bir yaklaşım benimseyeceğini vurguladı. Von der Leyen konuşmasında Çin’in alt yapı yatırımlarına değinmese de Küresel Geçit Programı’nın Kuşak ve Yol Girişimi’ne karşı AB’nin yanıtı olacağı şeklinde yorumlandı.

Von der Leyen’in ifadesiyle ‘’yeni bir hiper-rekabetçilik çağına’’ uygun bir şekilde tasarlanan Küresel Geçit Programı’nın 1 Aralık 2021 tarihinde sunulmasıyla birlikte Komisyon, Avrupa’nın dünya çapında tedarik zincirlerini ve küresel altyapısını geliştirmesini, ulaşım ve enerji ağlarını güçlendirmesini ve böylece AB ticaretinin canlanmasını planlarken ayrıca yeşil ve dijital geçişi destekleyerek iklim değişikliğiyle mücadeleye katkıda bulunmayı öngörüyor. Bu hedeflerle birlikte de Komisyon, 2027’ye kadar küresel çapta altyapı, dijital, sağlık, enerji geçişi, eğitim ve araştırma projeleri için 300 milyar avroluk bütçe ayırmayı planlıyor.

Program Nasıl Uygulanacak?

Küresel Geçit’in detaylarına bakıldığında, program ile kaliteli altyapının, küresel ürünlerin, insanların ve hizmetlerin birbirine bağlanmasını içeren beş ana alana odaklanılıyor. İlk olarak dijital alanda küresel iş birliğinin, dijital altyapının, veri paylaşımının ve yapay zekâya özgü teknolojilerin gelişimi için ülkeler arasında fiber optik kablolara, uydu iletişimine ve bulut altyapısına yatırım yapılması ve güvenli bir internet ağının inşa edilmesi öngörülüyor. Bu kapsamda AB örneğin, Latin Amerika’da 35 bin yüksek hızlı fiber optik ağ üzerindeki çalışmaların genişletilmesini amaçlıyor.

İkinci olarak yenilenebilir hidrojen üretimini artırmak için yenilenebilir enerjiye geçişin desteklenmesi ve ülkelerle bu konuda ortaklık yapılması planlanıyor. Üçüncü olarak ise taşımacılık ile gelişmekte olan ülkelere ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmek üzere ulaşım altyapısına (demiryolları, yollar, limanlar, havaalanları ve sınır kapıları) yatırım yapılması öngörülüyor. Özellikle bu başlığın Çin’in etkisini yadsınamaz şekilde artıran ve Çin’den Avrupa’ya teslimat süresini 15 güne indiren ‘’Çin-Avrupa Ekspres Demiryolu’’ projesine rakip olması bekleniyor. Türkiye’yi de etkileyebilecek olan ulaştırmaya ilişkin başlıkta, Türkiye’de trans-Avrupa hattını genişletme hedefi ile Batı Balkanlar-Türkiye arasındaki bölgeye 9 milyar avro tutarında hibe verilmesi planlanıyor.

Dördüncü olarak COVID-19 salgınına bir yanıt olarak ülkelerin yerel aşı üretim kapasitelerinin güçlendirilmesi ve özellikle ilaç tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesine yardımcı olunması amaçlanırken, belirli bir finansman hedefi sunulmamaktadır. Son olarak da eğitim ve araştırma alanı ile salgının bir uzantısı olarak çevrimiçi eğitim/öğretimin genişletilmesi planlanırken küresel olarak eğitime daha fazla yatırım yapılması öngörülüyor. Bahsedilen bu beş alanla birlikte Program, ülkeleri, toplumları ve insanları birbirine yakınlaştırmayı amaçlıyor. Ancak en önemlisi Program’ın hayata geçirilmesi için başta demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları olmak üzere AB değerleri ve uluslararası kurallara uyumlu olma koşulluluğu teyit ediliyor.  

Program’da küresel altyapı ve bağlanabilirlik ihtiyacının karşılanmasında AB’nin diğer girişimlerle işbirliği içerisinde olacağının belirtilmesi dikkat çeken bir diğer nokta olarak karşımıza çıkıyor. Komisyon, bu hamleyle birlikte küresel bağlanabilirlik alanının çatışma içerisinde bir rekabet alanına dönüşmemesini talep ediyor. Programın içeriğine bakıldığında Haziran 2021’de ABD Başkanı Joe Biden öncülüğündeki G7 ülkelerinin kabul ettiği ve Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile rekabet etmesi amacıyla oluşturulan ‘’Daha İyi Bir Dünyayı Yeniden İnşa Et’’ (Build Back Better World-B3W) girişimine referans yapıldığı ve iş birliği içerisinde olunacağı belirtiliyor.

Program Nasıl Finanse Edilecek?

Avrupa Komisyonu, sürdürülebilir bağlantı ve kaliteli altyapıya yapılacak yatırımların, AB çıkarlarını ve rekabet gücünü dünya çapında artıracağı ve böylece AB’nin değer zincirlerinin çeşitlendirilmesine katkıda bulunacağı, ayrıca kritik hammaddeler dâhil olmak üzere stratejik bağımlılıkların azalabileceği görüşünde. Bu yüzden Küresel Geçit Programı’nın başarılı bir şekilde uygulanması için mevcut finansman yöntemlerini de çeşitlendirdiği gözlerden kaçmıyor. Avrupa Komisyonu tarafından yapılan açıklamada Program’ın finansmanı, üye ülkelerden, ulusal kalkınma bankalarından, özel sektörlerden, Avrupa Sürdürülebilir Kalkınma Fonu+ (EFSD+), Avrupa Yatırım Bankası (AYB) ve Avrupa Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (EBRD) da dâhil olmak üzere AB finansman kuruluşlarından gelecek 135 milyar avroluk fon (ek olarak 18 milyar avro) ve 145 milyar avroluk yatırımlardan oluşuyor. Program’ın finanse edilmesinde kamu ve özel sektör yatırımlarının güçlenmesine olanak tanıyan, 2021-2027 AB’nin Çok Yıllı Mali Çerçeve’sindeki yeni finansal araçlardan yararlanması dikkat çekiyor. Komisyon ayrıca, AB dışındaki pazarlarda ticaret yapan Avrupalı şirketlerin rekabet edebilirliklerini artırmak üzere yeni bir kredi tesisi de oluşturacağını belirterek Küresel Geçit Programı’nın stratejik olarak uygulanmasının önü açmaya çalışıyor.

Küresel Geçit Programı, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne Bir Alternatif mi?

Çin tarafından resmi olarak 2013 yılında başlatılan Asya’yı Afrika ve Avrupa’ya deniz ve kara yoluyla bağlamayı amaçlayan Kuşak ve Yol Girişimi günümüzde Çin’in dış politikasının merkezi bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Bu politikanın odağında dünya çapında yollar, limanlar, demiryolu ve demiryolu tünelleri, köprüler, havalimanları, barajlar, kömürle çalışan elektrikli santraller gibi altyapılara yatırım yaparak ticari bağlantılar oluşturulması yer alıyor. Çin geniş krediler ve yatırım girişimleri ile dünyaya yayılarak,-özellikle gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere tüm Çin’in politik ve ekonomik nüfuzunu önemli ölçüde genişletti ve genişletmeye de devam ediyor. Kasım 2021 itibarıyla Yunanistan, GKRY, İtalya, Portekiz ve Avusturya gibi 18 AB üyesinin de dâhil olduğu 139 ülke bu girişime imza atmış ve Çin yaklaşık 2,5 trilyon dolarlık yatırım yapmış durumda. Tüm bu altyapı ve ulaşım yatırımlarıyla Çin, Asya, Hint-Pasifik, Afrika, Avrupa-Doğu Avrupa ve Batı Balkanlarda oldukça etkili bir aktör olarak karşımıza çıkıyor.

Çin bu alanda çok etkili görünmekle birlikte bu girişimin etkisi, yayılımı, kapsamı ve içeriğiyle ilgili birçok eleştiriye maruz kalıyor. Bazı analistler, kolay kredilerin belirli ülkeleri (özellikle gelişmekte olan ülkeleri) borç tuzağına çekmek için bir av olarak kullanılıp, bu ülkelere kredi sunmanın bir aracı olduğuna işaret ediyor. Çin tarafından verilen kredilerin ödenmemesi durumunda borçlu ülkelerin kaynaklarını teminat olarak kullanması, makul olmayan sözleşme koşullarını dayatması (yapılan sözleşmelerde borçların yapılandırılamaması), sözleşme müzakerelerinde şeffaflık eksikliği ve gizlilik gibi durumlar dolayısıyla Kuşak ve Yol Girişimi oldukça eleştiriliyor. Özellikle Çin’in borç tuzaklarıyla Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılan ev sahibi ülkelere hem iç hem de dış politikada baskı yapma avantajını sağladığı iddia ediliyor. Komisyon Başkanı von der Leyen’in Küresel Geçit Programı’nı tanıtırken yaptığı şeffaflık ve değerlere bağlılık, AB standartları ve kuralların Program’ın uygulanabilmesi için kriter olması AB projesinin Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nden farklı olacağının sinyalini verirken, özellikle Çin kredileriyle boğuşmak istemeyen, ancak altyapısını geliştirmek isteyen ülkeler için de bir alternatif sunuyor.  

AB’nin bir alternatif yaratmak istemesinde ise Çin’in ekonomik, sosyal, politik ve diplomatik olarak elde ettiği nüfuz ve bu nüfuzu nasıl kullanacağıyla ilgili artan endişeler etkili oldu. Batı Balkanlarda (Sırbistan ve Bosna Hersek gibi AB’ye genişleme perspektifi bulunan ülkelerde bile) kömürle üretim yapan elektrik santralleri inşa etmesi, Karadağ’ın Çin’den 2014 yılında yol yapımı için aldığı 1 milyar dolar tutarındaki krediyi ödeyememesinin ardından AB’den yardım istemesi, Sri Lanka’nın borçlarını ödeyememesi sonucunda stratejik Hambantoya limanını 99 yıllığına Çin’e kiralamak zorunda kalması ve Çin’in Avrupa’da birçok limana yerleşmesi (Antwerp, Bilbao, Dunkirk, Le Havre, Marsilya, Nantes, Valencia, Rotterdam vd.) gibi son dönemde yaşanan gelişmeler AB’nin Çin’in projeleri hakkında kaygılarının daha da artmasına ve AB bu endişeler karşısında Kuşak ve Yol Girişimi’ne AB yanıtı bir alternatifin doğmasına neden oldu.

Küresel Geçit Programı Başarılı Olabilir mi?

Asya ve Afrika’daki ulaşım projelerine büyük ölçekli yatırımlar yapan, Kuşak ve Yol Girişimi’nin bir parçası olarak Avrupa’da ulaşım altyapısını çoğunlukla satın alan Çin değişen ve sürekli gelişen bu dünyaya hazır gibi gözüküyor. Yaşanan bu değişimler ve gelişmeler Avrupa’nın ise küresel ticaret alanında zayıflayan etkisini güçlendirmesi gerektiğine işaret ederken ayrıca bu güçlenmeyi inşa etmesi gerektiğini, değerlerini ve çıkarlarını da savunmasının gerekliliğini gösteriyor. 

Daha pragmatik ve uygulanabilir olan Kuşak ve Yol Girişimi karşısında, Küresel Geçit Programı, başta Afrika ülkeleri olmak üzere hibe ve yatırımlarından yararlanmak isteyen ülkelerin, bir koşul olarak sunulan Avrupa standartlarını karşılayabilmesi oldukça güç. İkinci olarak Çin, nispeten, kısa bir süre içinde hızla ekonomik büyümenin ve sanayileşmenin bir modeli olarak az gelişmiş ülkelerde AB’ye göre daha fazla etkiye sahip olabilir. Çin böyle bir etkiye ek olarak özellikle Afrika ve Asya’da verimli bir zemin bulan Batı karşıtı anlatılardan yararlanıyor. Üçüncü olarak Küresel Geçit Programı’nın B3W gibi diğer girişimlerle koordine edilmedikçe önemli bir alternatif sunması olası değil. Yine de bu üç ihtimale karşılık gerçek şu ki Küresel Geçit Programı; altyapı yatırımlarına ihtiyaç duyan ülkelerin Kuşak ve Yol Girişimi’ne yönelik devam eden bağımlılık döngüsünü kırmak, AB ile karşılıklı yarar sağlayan ilişkiler kurmak üzere, gerçek bir ortaklığa geçiş için önemli bir adım olarak görülebilir.

Sema Nur Yeniyıldız, İKV Uzman Yardımcısı