İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 ŞUBAT 2022

TÜRKİYE-AB GÜNDEMİ: Yeşil Dönüşüm ve Dijital Gündem Ekseninde Türkiye-AB İlişkilerinin Geleceği

Yeşil Dönüşüm ve Dijital Gündem Ekseninde Türkiye-AB İlişkilerinin Geleceği

Halen etkileri devam eden COVID-19 pandemisi tüm dünyada yüzbinlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca kişinin enfekte olmasına neden oldu. Aynı zamanda dünya ekonomisi üzerinde de ağır tahribat bıraktı. Pandeminin etkileri esasen bunun da ötesine geçti. Yükselen enerji dahil ham madde fiyatları, tedarik zincirlerinde yaşanan kopukluklar ve aksamalar, küresel düzeydeki fiyat artışlarının etkileri tüm ülkeler için zorlayıcı oldu ve olmaya devam ediyor.

Bunun sonucunda pandemi, dünya genelinde ulusal ve uluslararası politikanın dokusunu da tehdit eder hale geldi. Henry Kissinger’ın vurguladığı gibi, “Koronavirüs salgını, dünya düzenini ilelebet değiştirecektir”.

Dünya genelinde COVID-19 pandemisinin etkilerine ilaveten, güney sınırımızda devam eden Suriye sorunu, İran ile nükleer pazarlıkların geleceğinin belirsizliği ve yakın coğrafyamızda yükselen Rusya-Ukrayna gerginliği gibi sorunlar da varlığını devam ettiriyor.

Dünyanın, bölgemizin ve ülkemizin karşı karşıya olduğu sorunlar, son yıllarda, kapsamı giderek daraltılan Türkiye-AB ilişkilerinin her iki taraf için de önemini yeniden hatırlatmaktadır. Vizyonsuz popülist siyasi yaklaşımların aksine, gerçekler ve gelişmeler Türkiye ile AB’nin stratejik olarak birbiri için ne kadar “vazgeçilmez” olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Türkiye-AB ilişkileri stratejik bir uzak görüşlülük sonucu, iktisadi bütünleşme ile başladı. Aradan geçen yarım asırdan fazla süre içinde de farklı ölçülerde iniş ve çıkışlar yaşandı. Ancak, geniş bir perspektifle bakıldığında, ilişkilerde işbirliği ve bütünleşme süreci sürekli olarak ileri istikamette gelişti.

Özellikle, Türkiye’nin AB üyeliği için adaylığının teyit edilmesi ve katılım müzakerelerinin başlamasıyla, ilişkiler her açıdan tarihi zirveye ulaştı. Ortaklık ilişkisinin bir ürünü olarak başlayan Gümrük Birliği Türkiye’yi iktisadi olarak AB’ye daha da yakınlaştırdı. Bütünleşme düzeyini artırdı ve güçlendirdi. Benzer şekilde, katılım süreci Türkiye’nin iktisadi alana ilaveten, siyasi ve sosyal alanda da gerçekleştirdiği reformlarla Türkiye’yi AB’ye daha da yakınlaştırıp, ülkemize duyulan güveni artırdı.   

Hepimiz biliyoruz ki, Türkiye-AB katılım süreci ve katılım müzakereleri fiili olarak durduruldu. Ancak yine hepimiz biliyoruz ki Türkiye, AB üyeliği için “aday ülke”dir. İktisadi olarak bütünleşme son derece ileri bir düzeye ulaştı.

Türkiye-AB ilişkilerinin ticari ve yatırım boyutu da son derece güçlüdür. Bu ilişki, esasen iktisadi alandaki bütünleşmenin de güçlü bir göstergesidir.

Türkiye, AB’nin 6’ncı büyük ticari ortağıdır. Bu ticaret ortaklığı, 2020 yılı itibarıyla, AB’nin dünya ile gerçekleştirdiği mal ticaretinin %3,6’sını temsil ediyor.

AB, Türkiye’nin ihracatında da ithalatında da açık ara ilk sırada yer alıyor. Türkiye’nin ithalatının %33,4’ü, ihracatının da %41,3’ü AB ile gerçekleşiyor. Aynı zamanda, Türkiye’de gerçekleşen doğrudan dış yatırımlarda da AB ilk sırada yer alıyor.

2020 yılı rakamlarına göre, Türkiye ile AB arasındaki ticaret hacmi 132,4 milyar avro olarak gerçekleşti. Türkiye’nin AB’ye 62,6 milyar avro tutarındaki ihracatının, %35,8 makine ve ulaşım ekipmanları, %13,3’ünü giyim ve %8,5’ini tarım ve hammadde, %18,5’ini kimyasallar ile %9,2’sini madencilik ürünleri teşkil ediyor.

Türkiye’nin AB’den ithalatı ise 69,9 milyar avro olarak gerçekleşti. İthalatın %43,8’i makine ulaşıma ekipmanından oluşturuyor.  

Türkiye ile AB arasındaki 2019 yılı itibariyle hizmet ticaretinin toplamı ise 26,5 milyar avro olarak gerçekleşti. Türkiye AB’ye 12,6 milyar avro hizmet ihraç ederken, AB’den 13,9 milyar avro hizmet ithal ediyor.

Bazı sorunlar ve görüş ayrılıklarına rağmen, Türkiye-AB ilişkilerinin işleyen bir başka unsur da Suriye iç savaşı ile Türkiye’ye yönelen göç alanında devam ediyor.

Türkiye ve AB bir süredir iyice daralan ve içi boşaltılan “pozitif gündem” konularını çeşitlendirmelidir. Esasen, siyasi iradenin var olması ve “stratejik körlükten” uzaklaşılması halinde ilişkileri kısa sürede canlandırmak mümkündür.  Zira, yukarıda da vurgulandığı gibi, ilişkilerin iktisadi temeli son derece güçlüdür.

Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, yeşil ekonomi ve dijital dönüşüm birbirini tamamlayan son derece güçlü bir pozitif gündem zinciridir. Güçlü bir iş birliği alandır. Her iki taraf için de kazanç getirecek alanlardır. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi müzakerelerinin başlatılması, ilişkilere ciddi ivme kazandıracaktır. 

Öte yandan, yine siyasi gerekçelerle durdurulan “yüksek düzeyli diyalog” platformları canlandırılmalıdır. Ekonomide, enerjide, ulaştırmada ve iklim değişikliği alanlarında yürütülecek yüksek düzeyli diyalogların yararı aşikârdır.

Vize diyaloğu, giderek artan karşılıklı ticarete konu eşyaların taşınmalarında yaşanan sorunlar aşılmalıdır. Pandemi süreci, tedarik zincirlerinin yakınlığının sağlayacağı avantajı tartışmasız biçimde ortaya koydu. O nedenle, karşılıklı tedarik sürecini aksatacak taşıma kotaları ve benzeri uygulamalara artık son verilmesi akıllı bir adım olacaktır.

Güçlü, genişletilmiş ve derinleştirilmiş Türkiye-AB ilişkileri, 2022 yılı içinde insanımızın refah ve huzuruna katkı sağlayacaktır. Ben 2022 yılının, stratejik körlüğe yol açabilen iç siyasi gelişmelerin uzağında bir bakış açısıyla ilişkilerin geliştiği bir yıl olacağına inanıyorum. Türk iş dünyası olarak, Türkiye’de ve AB üyesi ülkelerde bu hedef doğrultusunda ortaklarımızla birlikte çalışmalarımıza devam edeceğiz.

M. Rifat HİSARCIKLIOĞLU, TOBB Yönetim Kurulu Başkanı