Rusya-Ukrayna Geriliminde Kritik Eşik Aşıldı: Kremlin’in Hamleleri ve Batı’nın Yanıtı
Rusya’nın Ukrayna sınırına yoğun askeri sevkiyatı ve eş zamanlı olarak Batı’dan talep ettiği güvenlik garantileriyle geçen yılın sonundan beri uluslararası camianın diken üzerinde takip ettiği ve aylardır farklı düzeylerde sürdürülen pek çok diplomatik girişime rağmen tansiyonun günbegün arttığı Rusya-Ukrayna geriliminde, 21 Şubat 2022 tarihinde önemli bir kırılma noktası yaşandı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Ulusal Güvenlik Konseyi Toplantısı’nın ardından yaptığı, tarihsel olayları yorumlayan ve Ukrayna’nın egemenlik hakkını sorgulayan ulusa sesleniş konuşmasında, Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesinde Rusya yanlısı ayrılıkçıların kontrolündeki sözde Donetsk ve Luhansk “halk cumhuriyetlerinin” bağımsızlığını tanıdığını açıkladı. Kremlin’in bir sonraki hamlesi ise ayrılıkçı bölgelere barış gücü adı altında Rus askeri sevk etme kararı alması oldu. Ayrılıkçı yönetimleri tanıma kararından bir gün sonra Kremlin’in, iki ayrılıkçı yönetimin yalnızca üçte birini ellerinde tuttukları bölgelerin tamamı üzerindeki toprak iddialarını destekleyen açıklamalarda bulunması ise tanıma kararının Ukrayna’nın tamamının işgali senaryosunda ilk adım olabileceği yönündeki endişeleri artırdı.
Tanıma Kararına Tepkiler
Olası bir Biden-Putin zirvesi konuşulurken Kremlin’in aldığı bu kararla Rusya-Ukrayna gerilimi yeni bir safhaya geçerken, Batı’dan peş peşe bu hamleyi şiddetli şekilde kınayan, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve siyasi bağımsızlığını destekleyen ve yaptırım tehdidinde bulunan açıklamalar geldi. Türkiye de Rusya’nın iki ayrılıkçı yönetimi tanıma kararını reddeden ve Ukrayna’nın siyasi birliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne desteğini teyit eden ilk devletlerden biri oldu.
BM Güvenlik Konseyi olağanüstü şekilde toplanırken, önde gelen uluslararası aktörler yaptırım kararlarını sıralamaya başladı. AB Dışişleri Bakanları tarafından 22 Şubat tarihinde kabul edilen yaptırım paketi kapsamında ayrılıkçı bölgelerle AB arasında ticaret yasaklanırken, Rusya’nın AB sermaye ve finans piyasalarına erişimini engelleyen önlemler harekete geçirildi. Rusya Parlamentosunun alt kanadı Duma’da ayrılıkçı bölgelerin tanınması teklifi lehinde oy kullanan 351 vekili ile Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine zarar veren 27 kişi ve kuruluş, seyahat yasağı, finansmana erişim yasağı ve varlıklarının dondurulmasını kapsayan AB kısıtlayıcı önlemleri listesine eklendi.
Atlantik’in diğer yakasında Kremlin’in hamlesini “Ukrayna’nın işgalinin başlangıcı” olarak nitelendiren ve Kırım’ın ilhakı karşısında kabul edilen yaptırımlardan daha ağır yaptırımlar kabul etmekte kararlı olduğunu dile getiren ABD Başkanı Joe Biden, önce iki ayrılıkçı bölgeye yatırım ve ticaret yasağı getiren sınırlı yaptırımları devreye sokarken “Rusya Hükümeti’nin Batı finansmanına erişimini kesme” hedefiyle iki finansal kuruluşu, Rusya devlet bonolarını, Rus siyasi eliti ile ailelerini hedef alan bir dizi yaptırım kabul etti. Bunun yanında, Avrupa’da konuşlu birliklerinin bir kısmını Baltık ülkeleri ve Polonya’ya kaydıracağını duyurdu.
Kremlin’in ayrılıkçı yönetimleri tanıma hamlesine karşı en dikkat çekici yaptırım kararı ise Almanya’dan geldi. ABD ve Avrupalı ortakları tarafından Kremlin’e karşı yeterince sert bir duruş sergileyemediği gerekçesiyle eleştirilerin hedefindeki Berlin, Rus gazını Almanya’ya taşıyacak olan Kuzey Akım 2’nin ruhsatlandırma sürecini durdurduğunu açıklayarak, son derece önemli bir mesaj verdi.
Felaket Senaryosuna Adım Adım… Harekât Kararı ve Sonrası
Putin’in Rusya yanlısı ayrılıkçıların kontrolündeki bölgelerin bağımsızlığını tanımasının, sınıra neden bu boyutta askeri yığınak yaptığını açıklamada yetersiz kaldığı düşüncesi hakimdi. Analistler Rusya’nın askeri yığınağının ayrılıkçı bölgelerin bağımsızlığının tanınmasını mı yoksa bu bölgelerin bağımsızlığının tanınmasının Ukrayna’nın işgali ve ülkede rejim değişikliğini mi amaçladığı konusunda kafa yorarken, korkulan oldu ve 24 Şubat sabahı Kremlin tansiyonu daha da artıran bir hamleyle ayrılıkçı yönetimlerin yardım talebi üzerine Donbas’a özel askeri hareket başlattığını ilan etti. Kiev, Odessa ve Harkiv gibi şehirlerden gelen haberler, Rusya’nın, Ukrayna’nın tamamını kapsayan geniş kapsamlı bir harekâta giriştiğini gösteriyor.
Ukrayna adım adım savaşa sürüklenirken, uluslararası camiadan Rusya’nın harekât kararını kınayan açıklamalar art arta geldi. Türkiye de harekâtı kabul edilemez bulduğunu ilan ederek, bölgenin barış ve istikrarına darbe niteliğindeki bu adımı uluslararası hukuka aykırı gördüğünü en üst düzeyde ifade etti.
AB, G7 ve NATO liderleri Kremlin’in bu hamlesi karşısında verilecek yanıtı koordine etmek üzere acil şekilde toplanma kararı alırken, 100’den fazla kişi ve kuruluşu yaptırımlar listesine ekleyen ve Rus devlet havayolu Aeroflot’a uçuş yasağı getiren Birleşik Krallık, tüm büyük Rus bankalarının varlıklarının dondurulacağını ve bu bankaların Britanya finansal sisteminden çıkarılacağını açıkladı. Rus bankacılık sistemi, Gazprom gibi önde gelen kamu şirketleri, Rus siyasi eliti ve ordusunu hedef alan yaptırımlar açıklayan ABD, aynı zamanda Rusya’ya teknoloji ithalatına kısıtlamalar getirdi. Olağanüstü Zirve toplantısında bir araya gelen AB liderleri ise finans, enerji ve ulaştırma sektörlerinin yanında çift kullanımlı mallar, ihracat kontrolleri ve finansmanı ile vize politikasını hedef alan ve yaptırım listesine yeni isimlerin eklenmesini kapsayan kısıtlayıcı tedbirler paketini kabul ettiler. Rusya bankacılık sektörünün %70’ini etkileyeceği ifade edilen finansal tedbirleri kapsayan ve “Rusya’nın canını acıtacak ağır yaptırımlar” olarak nitelendirilen kısıtlayıcı tedbirlerin, orta vadede Rusya açısından maliyet yaratacak olsa da şu aşamada Kremlin’i durdurmaya yetecek güçte olup olmadığı sorgulanıyor.
Rusya’nın uluslararası arenada yalnızlaştırılmasına yönelik de pek çok önlem devreye sokuldu. Rusya’nın Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ndeki temsili askıya alınırken, Kremlin’in izolasyonunu artırmak amacıyla Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un hem AB’nin hem de ABD’nin yaptırım listesine eklenmesi, sembolik önem de içeren ve diplomatik yolların kapandığını teyit eden bir adım oldu.
Rusya’nın SWIFT ödemeler ağından çıkarılması, dünya finansal piyasalarına erişimini kısıtlayacak, dolayısıyla ekonomisinin can damarı olan doğalgaz ve petrol gelirlerine erişimini zorlaştırarak Kremlin üzerinde ciddi baskı yaratabilecek “nükleer seçenek” olarak öne çıkıyordu. Ukrayna’nın çağrılarına, Birleşik Krallık ile ABD’nin desteğine rağmen Rusya’ya karşı kademeli bir yaklaşımı savunan Almanya ile Avusturya, İtalya, ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi ülkelerin çekinceleri nedeniyle AB Zirvesi’nde bu yönde bir karar alınamaması tepkiye neden olmuştu. Bu ülkelerin muhalefetinde, Rus doğalgazına olan bağımlılıklarının etkili olduğu ifade ediliyordu. SWIFT adımına şüpheyle yakalaşan diğer ülkelerin tutum değiştirmeleriyle, gözler Almanya’ya çevrilmişti. Berlin’in de Avrupalı ortaklarıyla benzer çizgiye gelmesi sonucu 26 Şubat tarihinde; AB, ABD, Birleşik Krallık ve Kanada’nın belirli Rus bankalarının SWIFT sisteminden çıkarılması konusunda anlaştıkları duyuruldu.
Almanya Hükümeti, aynı zamanda tarihi bir karara imza atarak Ukrayna silahlı kuvvetlerine 1000 tanksavar ve 500 Stinger füzesi gönderme kararı aldı. Bunun yanında Berlin, Hollanda’nın Alman yapımı 400 tanksavarı ve Estonya'nın da Doğu Almanya ordusundan kalan 9 obüsü ülkeye göndermesine onay verdi. Daha önce Almanya’nın Ukrayna’ya 5 bin miğfer ve sahra hastanesi temin edeceğini açıklaması, eleştiri konusu olmuştu. Alınan karar, Almanya’nın ihtilaf bölgelerine silah göndermeme konusundaki geleneksel politikasında önemli değişim yaşandığına işaret ediyor. Bu karar, Kuzey Akım 2’yi durdurma ve büyük Rus bankalarının SWIFT’ten çıkarılmasına onay verme adımlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, son ana kadar Rusya ile diyalogu ön plana çıkaran Almanya’nın Ukrayna’daki durumun ciddiyetini kavrayarak Rusya’ya yönelik tutumunu sertleştirdiğini gösteriyor. Öte yandan, Almanya’nın savunma harcamalarını artıracağını ve 2022 yılı bütçesinden 100 milyar avroyu savunmaya ayıracağını duyurması da özellikle ABD yönetimleri tarafından sıkça eleştirildiği bu konuda daha fazla sorumluluk almaya hazır olduğunu gösteren bir adım teşkil ediyor.
Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinin dördüncü gününde ise sanal olarak toplanan AB dışişleri bakanları, dev bir yaptırım paketi kabul ederek, Rusya Merkez Bankası’nın 640 milyar doları bulan rezervlerine erişimini kısıtlamak amacıyla Rusya Merkez Bankası’na işlem yasağı getirerek varlıklarını dondurma kararı aldılar. Buna ek olarak AB hava sahasının Rus uçaklarına kapatılması kararı alınırken aynı zamanda iki Rus devlet medya kuruluşuna da yayın yasağı getirildi. Bu tedbirlerin yanında, Birliğin Ukrayna’ya silah yardımında bulunma kararı aldığı duyuruldu. AB bütçesinin askeri ve savunma boyutuna sahip operasyonlarda kullanılması antlaşmalarla yasaklandığı için söz konusu yardımın 2021-2027 mali döneminde 5 milyar avro bütçeli Avrupa Barış Aracı vasıtasıyla sağlanacağı ifade edildi. Bu kapsamda, Ukrayna’ya yönelik 500 milyon avro değerindeki destek paketinin 450 milyar avrosunun silah yardımına, 50 milyar avrosunun ise yakıt ve koruyucu ekipman yardımına ayrılması öngörülüyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “dönüm noktası”, AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in ise “tabu yıkan” bir hareket olarak nitelendirdiği bu adımla, AB, tarihinde ilk kez üçüncü bir ülkeye silah yardımı yapmayı onaylamış oldu.
Rusya’nın Müdahalesinin Avrupa Güvenlik Mimarisi Açısından Önemi
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in ifadeleriyle, Avrupa, “İkinci Dünya Savaşı’nın bu yana en karanlık saatlere” tanık oluyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e göre, Rusya’nın hedefinde sadece Donbas ya da Ukrayna değil, Avrupa’nın istikrarı ve kurallara dayalı uluslararası düzen var. Rusya’nın uluslararası hukuku ihlal eden bu hamlesi, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği ve istikrarı üzerinde son derece ciddi etkilere yol açacak bir dönüm noktası teşkil ediyor. 2014’te Kırım’ın ilhakından sekiz yıl sonra yeniden Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ihlal eden Kremlin’in bu son hamlesiyle, Soğuk Savaş sonrası Avrupa güvenlik mimarisi temellerinden sarsıldı.
Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesi, Soğuk Savaş sonrasında misyonu giderek sorgulanır hale gelen NATO’nun, geleneksel kolektif savunma örgütü kimliğini yeniden güçlü şekilde ön plana çıkaran ve Avrupa’nın savunulmasından sorumlu temel siyasi-askeri ittifak olmayı sürdürdüğü görüşünü pekiştiren bir gelişme teşkil ediyor.
Rusya’nın müdahalesiyle Avrupa’nın daha istikrarsız ve daha güvensiz hale gelmesi, NATO’nun sağladığı güvenlik şemsiyesinin değerinin ve NATO müttefiki olmanın öneminin artması sonucunu doğurabilir. Bunun yanında, Avrupa’da tehdit düzeyinin artması, NATO’yu ittifak topraklarının korunması için Rusya sınırına askeri sevkiyatı yoğunlaştırmaya ve safları güçlendirmeye yöneltecektir. Nitekim, ittifakın doğu kanadının güçlendirilmesine yönelik atılan adımlar ve NATO liderlerinin Rusya’nın müdahalesinin ikinci gününde gerçekleştirdikleri zirvede ittifak tarihinde ilk kez Mukabele Kuvvetleri’ni harekete geçirme kararı almaları, bunun sinyallerini veren gelişmeler olarak görülüyor. Değişen tehdit algılamalarının ayrıca müttefik ülkelerin savunma bütçelerine artış olarak yansıyacağını öngörmek mümkün. Böylece, Rusya bu müdahalesiyle NATO’yu zayıflatmayı hedeflerken, aslında ittifakın daha da güçlenmesine hizmet ederek sınırlarında daha güçlü bir ittifak bulabilir.
Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinin aynı zamanda, AB’nin güvenlik ve savunma kimliğinin güçlendirilmesi yönündeki tartışmaların ivme kazanmasına ve AB’nin savunma alanında ortaya koyduğu Avrupa Savunma Fonu ve PESCO gibi girişimlerin daha önemli hale gelmesine zemin hazırlaması beklenebilir. Rusya’nın, Avrupa güvenlik mimarisine dair bilinen her şeyi değiştiren ve on yıllarca konuşulacak sonuçlar ortaya çıkaracak bir hamlesi, şüphesiz mart ayında nihai halini alması öngörülen Stratejik Pusula’nın ve haziran ayında kabul edilecek NATO Stratejik Kavramı’nın şekillenmesinde de belirleyici olacaktır.
Yaptırımların tek başına bir politika olmadığı ve yalnızca bir araç olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Batı’nın uzun vadede Rusya’nın bu adımları karşısında yaptırımların ötesine geçebilen kapsamlı bir strateji geliştirmesi gerektiği aşikâr. Doğalgaz ihtiyacının %40’ını, petrol ihtiyacının ise %25’ini Rusya’dan tedarik eden AB’nin, Rusya’ya olan enerji bağımlılığının azaltılması bu stratejinin temel unsurlarından biri olmalı. Enerji gibi kritik alanlardaki dışa bağımlılığın azaltılması yoluyla AB’nin stratejik özerkliğinin sağlanması gerektiği çağrısında bulunan seslerin bu süreçte daha güçlü şekilde duyulacağını öngörmek mümkün.
Yeliz Şahin, İKV Kıdemli Uzmanı