İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
5-11 ARALIK 2011

İKV DEĞİŞEN ORTADOĞU EKSENİNDE AB VE TÜRKİYE`Yİ TARTIŞTI

“Değişen Ortadoğu ve Kuzey Afrika Üzerine Türkiye ve Avrupa Perspektifleri” konulu yuvarlak masa toplantısı 10 Aralık 2011 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirildi.

Tunus’tan başlayan ve tüm Kuzey Afrika ile Ortadoğu’yu etkisine alarak hem yayıldığı coğrafyada hem de ülkemizde ve Avrupa Birliği’nde önemli politika değişikliklerine yol açan “Arap Baharı”, İktisadi Kalkınma Vakfı tarafından masaya yatırıldı. Arap Baharı’nın bölgede yarattığı değişimler; gerek Türkiye’nin iç ve dış siyasetini gerekse AB’nin küresel güç olma potansiyelini ve “yumuşak gücünü” kullanma sınırlarını derinden etkiliyor.

Söz konusu toplantı, İKV tarafından yürütülen “Türkiye ve AB: Ortak Geleceğimizi Konuşmak” adlı projenin de ilk adımını oluşturuyor. Proje, AB ve Türkiye’nin geleceğine yönelik olarak ekonomik kriz, enerji, çevre, göç gibi farklı temaların ele alınacağı toplantılar ile devam edecek.

“Değişen Ortadoğu ve Kuzey Afrika Üzerine Türkiye ve Avrupa Perspektifleri” adlı toplantıda konusunun uzmanı politikacı, akademisyen ve gazeteciler Arap Baharı’nın estirdiği rüzgârları, bölge, AB ve Türkiye açılarından ele alarak ve son dönemde yaşanan gelişmelerin geleceğe etkilerini tartıştı.


Açılışını İKV Başkanı Prof. Dr. Halûk Kabaalioğlu’nun yaptığı toplantıda katılımcılar arasında aşağıdaki isimler yer aldı:


* TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili ve Emekli Büyükelçi Volkan Bozkır;

* Avrupa Parlamentosu Üyesi, Türkiye-AB KPK Eşbaşkanı ve aynı zamanda AB’nin Tunus seçimleri için oluşturduğu gözlemci heyetinin üyesi olan Hélène Flautre;

* Mısır Özgürlük ve Demokrasi için Arap İttifakı Başkanı Wael Nawara;

* Türkiye’nin Libya Büyükelçiliği, AB Nezdinde Daimi Temsilciliği gibi görevlerde bulunmuş olan emekli Büyükelçi Uluç Özülker;

* İtalya’nın saygın araştırma kuruluşu Uluslararası ilişkiler Enstitüsü’nün Akdeniz ve Ortadoğu bölümü başkanı Dr. Roberto Aliboni;

* AB Türkiye Delegasyonu siyasi işler sorumlusu Dr. Alexandra Gatto;

* İspanyol düşünce kuruluşu FRIDE direktörü ve İngiltere Warwick Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Richard Youngs;

* Brüksel merkezli Euro-Arab Forum üyesi Dr. Muhammed Sameh;

* İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalı öğretim üyelerinden Dr. Özlem Terzi.
 

Toplantıda bölgedeki değişimin ve demokrasi ve özgürlük taleplerinin nasıl ve neden ortaya çıktığı ve bu taleplerin bölge halklarının yanında, Türkiye ve AB gibi uluslararası aktörler açısından doğurduğu sonuçlar ele alındı. Avrupa Parlamentosu Üyesi, Türkiye-AB KPK Eşbaşkanı ve aynı zamanda AB’nin Tunus seçimleri için oluşturduğu gözlemci heyetinin üyesi olan Hélène Flautre, bölgede meydana gelen halk hareketlerinin evrensel demokrasi ve özgürlük gibi değerleri gündeme getirdiğini ve kolektif bir dinamik yaratarak AB’nin bu dönüşümdeki önemini ortaya koyduğunu belirtti.

Tunus’ta yapılan seçimlere gözlemci olarak katılan Hélène Flautre orada gördüğü manzara karşısında ne kadar duygulandığını ifade etti. Ben Ali rejiminin bitişinden sonra hayatında hiç oy kullanmamış yaşlı insanların oy atarkenki heyecanını görmenin kendisini ne kadar etkilediğinden söz etti. Bu büyük değişimin Avrupa’da yeterince kavranamadığına değinen Flautre, Türkiye’nin tarihi rolünü vurguladı. Türkiye’nin Model olarak gösterilmesi konusunda Flautre demokrasinin bitmiş değil sürekli gelişen ve değişen bir sistem olduğunu ve hem Türkiye’de hem de bölgede sürecin canlı bir şekilde ilerlemekte olduğunu kaydetti. Flautre’a göre model nitelemesi tarihin sona ermesi gibi bitmiş bir süreci anlatmakta ve sürecin içindeki dinamik devinimi ifade etmekte yetersiz kalıyor. AB’de popülist yaklaşımların AB’nin geleceğine zarar verdiğini ve sadece iki liderin AB’nin geleceğine karar vermesinin kabul edilmez olduğunu vurguladı. Türkiye’nin ise hala çeşitlilik, demokrasi konularında eksiklikleri bulunduğuna değinen Flautre, bunlara rağmen Türkiye’nin kültürel, tarihi, ekonomik ve siyasi açıdan bölgeye açılan bir kapı olduğunu ifade etti. Bölgeye ilişkin bilgilerin ve deneyimlerin bir araya getirilmesinin önemine değinen Flautre, Türkiye’nin AB’ye katılımının bu süreçte daha da önem kazandığını kaydetti. Yaşanan sürecin Türkiye’nin AB’ye katılımının tarihsel boyutunu da ortaya çıkardığına değindi ve Türkiye’nin oynayabileceği rolü görmezden gelmenin büyük bir vizyon eksikliğine delalet ettiğini söyledi. Flautre Türkiye’nin deneyimleri ve özellikle laik demokrasi ile ilgili başarılarının önemine değinerek, AB’ye bölgeyi anlamaya çalışırken klişelere bağlı kalınmaması tavsiyesinde bulundu.

Flautre’dan sonra söz alan Volkan Bozkır, Ortadoğu’da yaşanan büyük dönüşümün yanında Batı’daki krizin de karşı karşıya olduğumuz iki büyük olay olduğunu ifade etti. Ortadoğu’daki gelişmeleri bir deprem olarak tanımlayan Bozkır, bölgedeki halk hareketlerinin bütün dünyada şaşkınlığa sebep olduğunu söyledi. Suriye’deki yaşanan olaylara değinen Bozkır, Beşar Esad’ın her seferinde taleplere evet dediğini ancak bir türlü gerekli reform adımlarını atmadığını, bunun da gerek Türkiye’de gerekse diğer devletlerde sabırların taşmasına neden olduğunu belirtti. Bölgede ortaya çıkan güç boşluğunun Türkiye tarafından doldurulduğunu ve istikrarlı hükümeti, başarılı dış politikası ve bölge ülkeleri ile yakın bağları nedeniyle Türkiye’nin bölgede lider ülke olarak yükseldiğini ifade etti. AB’nin içinde bulunduğu krize de değinen Bozkır, AB’nin yaptığı iki hatadan söz etti ve Avro alanına kriterlere dikkat edilmeden bazı üye devletlerin kabul edilmesini ve gerekli kurumsal düzenlemeleri tamamlamadan genişlemenin gerçekleştirilmesini vurguladı. Türkiye’nin müzakerelerdeki durgunluk sebebiyle üç maymunu oynadığına değinen Bozkır AB’de siyasi liderlerin bazı demeçleri, Kıbrıs sorunu nedeniyle müzakerelerin bloke olması ve vize konusunda çıkarılan engellerin Türkiye’de hayal kırıklığı yarattığını ifade etti. Ancak, Türkiye’nin AB üyeliği hedefine bağlı kaldığını vurgulayan Bozkır sorunun AB’den kaynaklandığını belirtti.

Mısır Özgürlük ve Demokrasi için Arap İttifakı Başkanı Wael Nawara, Mısır halkının kendi kendini yönetme hakkına ve becerisine sahip olduğunu keşfettiğini ve otorite ve halk arasındaki ilişkinin artık geri dönülemez biçimde değiştiğini ifade etti.

Moderatörlüğünü emekli Büyükelçi Uluç Özülker’in yaptığı yuvarlak masa tartışmasında Dr. Roberto Aliboni Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde yaşanan olayların hem uzun süreli diktatörlüklerin sonu olduğunu hem de Arap ülkelerinin uluslararası alandaki rolleri açısından yeni bir uyanışa işaret ettiğini vurguladı. AB Türkiye Delegasyonu Siyasi İşler sorumlusu Dr. Alexandra Gatto ise bölgeye yönelik AB politikasını “daha fazlası için daha fazla” yaklaşımı olarak tanımladı ve toplumun farklı kesimlerini içeren bir iktisadi kalkınma ve daha derin demokrasi için gerekli adımları atan reformcu grupların destekleneceğini bildirdi. FRIDE adlı düşünce kuruluşunun direktörü Dr. Richard Youngs ise, AB’nin bölgeye yönelik politikalarını eleştirdi ve AB’nin bölgenin ve her ülkenin kendine özgü niteliklerini dikkate alan çok boyutlu politikalar geliştirmeye ihtiyacı olduğunu vurguladı. EuroArab Forum’dan Dr. Mohammed Sameh ise bölgenin, uluslar ötesi işbirliği ve entegrasyon karşısında milliyetçi ve dini izolasyon ikilemiyle karşı karşıya kaldığını vurguladı. İstanbul Üniversitesi’nden Dr. Özlem Terzi ise bir AB adayı olarak Türkiye ve AB’nin bölgeye yönelik politikalarının uyumlaştırılması ve işbirliğinin artırılması gereğine dikkat çekti.