İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
19-25 EYLÜL 2011

DOĞU AKDENİZ’DE PETROL ARAMA KRİZİ SÜRÜYOR

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Akdeniz’de “Münhasır Ekonomik Bölge” olarak gördüğü deniz yatağında egemenlik haklarını kullandığını iddia ederek ihale yoluyla şirketlere hidrokarbon yatağı arama ruhsatı tahsis etmesi, Türkiye ile GKRY arasında sorunlara yol açmaya devam ediyor.

11 Temmuz 2011’de Rum Milli Muhafız Ordusu deniz üssünde meydana gelen patlama sonucunda Vasiliko elektrik santralinin devre dışı kalması, GKRY’nin elektrik ve doğalgaz ihtiyacını karşılama konusundaki sorunlarını artırmıştı. Dolayısıyla Doğu Akdeniz’den elde edilecek enerji kaynakları Rum Yönetimi için büyük önem taşıyor. Ancak bu bölgede yapılacak çalışmalar hukuki ve siyasi anlamda gerginlik yaratabilecek bir karaktere sahip.

Daha önce, 2000’li yılların başlarında da Türkiye ile GKRY arasında benzer sorunlarla karşılaşılmıştı. Hukuki ve siyasi arka planı aşağıda daha detaylı olarak aktarılan bu durum kamuoyunda genel olarak “petrol arama krizi” olarak anılıyor.

BM Deniz Hukuku Konferansı tarafından 1982 yılında kabul edilen Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kavramı, kıyı devletine, kıyıdan başlayarak açık denize doğru en fazla 200 mil kadar uzanan bölgede deniz yatağının hem altında hem de içinde bazı egemenlik haklarının tanınmasını içeren bir uluslararası hukuk kavramıdır. Ülkeler, münhasır ekonomik bölgelerini hakkaniyet esasına göre belirlemeli, aynı denize kıyısı olan diğer ülkelerin çıkarlarını da göz önünde bulundurmalıdırlar. Dolayısıyla, Doğu Akdeniz’e kıyısı olan G. Kıbrıs, münhasır ekonomik bölgesini Türkiye, Yunanistan, KKTC, Mısır, Lübnan, Suriye, İsrail ve Filistin ile beraber belirlemelidir.

Bilindiği üzere, Türkiye, 5 Aralık 1986 tarihinde Karadeniz’de MEB belirlerken bu kurala uymuştu. Ayrıca, 1987 yılında Yunanistan, Ege Denizi’nde kıta sahanlığından doğan haklarını kullandığını öne sürerek petrol arama çalışmalarına başlamış, Türkiye ile Yunanistan arasında kriz yaratan bu sorun “Ege ihtilafları çözülene kadar petrol aramalarının askıya alınması” formülü ile çözülmüştü.

GKRY, bahsedilen uluslararası çerçeve içerisinde Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge olarak gördüğü alanı 2007 yılında 12 parsele ayırmıştı. 17 Aralık 2010’da İsrail ile MEB Anlaşması imzalamış ve tamamına “Afrodit” adını verdiği bu bölgede hidrokarbon yatağı arama ruhsatı vermek amacıyla uluslararası şirketlerin katılımıyla bir ihale açmıştı. İhalede söz konusu ruhsatı almaya hak kazandığı açıklanan ABD’li Noble Energy adlı şirket ise, 25 Ağustos’ta İsrailli Delek şirketiyle yaptığı anlaşma neticesinde, 18 Eylül 2011 tarihinde, GKRY ile İsrail arasında yer alan 12’inci parselde petrol ve doğalgaz aramalarına başladı.

Türkiye ile KKTC arasında anlaşma

14–17 Eylül 2011 tarihlerinde KKTC’ye bir ziyaret gerçekleştiren İçişleri Bakanı Beşir Atalay, GKRY tarafından petrol aramalarına ilişkin olarak atılan adımların ekonomik olmaktan ziyade siyasi anlamlar içerdiğini belirterek, bu tür gelişmelerin barış sürecine zarar vereceğini ifade etmişti. İlerleyen günlerde, Türkiye ile KKTC arasında “Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşması” müzakerelerine hızlı bir şekilde başlandı. Aynı dönemde Türkiye ve KKTC hükümetlerinin yetkilileri söz konusu petrol arama ve sondaj çalışmalarının durdurulması yönünde GKRY’ye çağrıda bulundular. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısı için New York’da bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu, 20 Eylül’de söz konusu Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması’nı imzaladılar. İki ülkenin Meclisleri tarafından onaylanmasının ardından yürürlüğe girecek Anlaşma uyarınca Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) Akdeniz’de hidrokarbon yatakları arama ruhsatı verilecek. Böylece, TPAO da Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aramalarına başlayacak.

AB’den tepkiler

Doğu Akdeniz’de petrol aramalarına bağlı olarak Türkiye ile GKRY arasında gerginliğin artması Avrupa Birliği’nde de endişe yaratıyor. Özellikle, Türkiye ile KKTC arasındaki Anlaşma çerçevesinde petrol arama çalışmalarına Türk savaş gemilerinin eşlik edebileceği yönünde yapılan açıklamalar durumun ciddiyetini artırıyor.

AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’ın sözcüsü Maja Kocijanic tarafından yapılan açıklamada, Türkiye’nin GKRY ile başta sınır uyuşmazlıkları olmak üzere, her türlü anlaşmazlık ve gerilimden kaçınması gerektiği vurgulandı. Türkiye ise, Kıbrıs sorununa BM çerçevesinde kapsamlı çözüm bulunana kadar petrol ve doğalgaz aramaları yapılmasını doğru bulmuyor. Aynı zamanda Türkiye, yukarıda da değinildiği gibi GKRY’nin girişimini siyasi bir hamle olarak nitelediği için KKTC ile anlaşarak diplomatik bir karşılık vermek yoluna gidiyor.

Bilindiği üzere, özellikle son bir yıldaki gelişmelerle daha fazla gündeme gelen petrol arama krizi, 1979 yılında da liderlerin gündemini meşgul etmişti. 2000’lerin başından itibaren petrol arama çalışmalarını yeniden canlandırmak isteyen GKRY, Mısır ve Lübnan ile anlaşmalar yaparak aramalara başlamak istemişse de bu girişimler Türkiye’nin baskıları sonucunda engellenmişti.