İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
1-15 EKİM 2022

AB GÜNDEMİ: Avrupa Siyasi Topluluğu: Kıtada Rusya’ya Karşı Yaygın İş Birliği Platformu

Avrupa Siyasi Topluluğu: Kıtada Rusya’ya Karşı Yaygın İş Birliği Platformu 

Sarsıcı olayların ve krizlerin yaşandığı 2022 yılının Avrupa açısından en ilginç gelişmelerinin başında Avrupa Siyasi Topluluğu girişimi geliyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ile birden Avrupa güvenliğini belirleyen jeopolitik koşullar alt üst oldu. Rusya 2014’te Kırım’ı uluslararası hukuka aykırı bir biçimde ilhak etmiş ve Ukrayna’nın Donbas bölgesine müdahalede bulunmuştu. Ancak Ukrayna’nın bütün olarak bağımsızlığını ve egemenliğini doğrudan hedef alan bir saldırı uluslararası kamuoyunda beklenmiyordu. Rusya sadece ülkenin doğusu ya da Rusça konuşanların çoğunlukta olduğu bölgeleri değil Ukrayna’nın başkentini de hedef aldı ve uluslararası hukukun en önde gelen normlarından birini doğrudan ihlal etti. Bu gelişmeler karşısında AB bir dizi sert yaptırım tedbirini uygulamaya koydu ve Ukrayna’ya mali, askeri ve insani desteğini artırarak devam ettirdi. Rusya’yı caydırmaya ve cezalandırmaya yönelik adımların yanında, AB için oyun değiştirici bir diğer olay ise önce Ukrayna, ardından Moldova ve Gürcistan tarafından sunulan üyelik başvuruları oldu.

AB Genişleme Süreci

Son yıllarda AB’nin yeni üye alım süreci neredeyse durma noktasına gelmişti. Türkiye’nin katılım müzakereleri 2016’da açılan son fasıldan sonra 2018’de Konseyin aldığı karar ile fiilen durmuştu. Diğer aday ülkeler olan Sırbistan ve Karadağ ile müzakereler açılmışken, Fransa başta olmak üzere Üye Devletlerin çoğu yakın zaman kadar, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya ile üyelik müzakerelerini başlatmakta isteksiz davranıyordu. AB’nin önceliği daha çok iç reformları gerçekleştirmek ve Polonya ve Macaristan’da olduğu gibi üye olduktan sonra AB için sorun yaratan ülkelerin sayısını artırmamak için gerçek anlamda hazır olmadan yeni üye almamaktı. Ancak bu durum AB üyeliği hedefini benimsemiş ancak AB tarafından teşvik görmeyen aday ülkelerin iç istikrarı ve reform süreci açısından sorunlar yaratıyordu. Arnavutluk ve Kuzey Makedonya ile müzakereleri başlatma kararı nihayet haziran ayındaki Zirve’de alındı. Son olarak, 12 Ekim tarihinde Avrupa Komisyonu tarafından 2022 Genişleme Stratejisi ve ülke raporları yayınlandı. Türkiye’nin yanında, Arnavutluk, Sırbistan, Kuzey Makedonya, Karadağ, Bosna Hersek ve Kosova hakkında hazırlanan raporlar sunulurken, Komisyon Bosna Hersek’de adaylık statüsü verilmesini de önerdi.

AB’nin Genişleme Stratejisinde hareketlenme yaratan en önemli gelişme Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi oldu. Saldırının başladığı 24 Şubattan dört gün sonra Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski AB’ye üyelik başvurusunu sundu. Ukrayna’nın başvurusunu Rusya’nın saldırgan yayılmacılığından mağdur olmuş ülkeler olan Moldova ve Gürcistan’ın başvuruları izledi. Ukrayna’nın Rusya’ya direnişine destek veren ve Rusya’ya sert yaptırımlar uygulayan AB özellikle Ukrayna’nın başvurusunu memnuniyetle kabul etti. Ukrayna ve Moldova’ya adaylık statüsü verilirken, Gürcistan’ın da Avrupa perspektifi teyit edildi. Bununla birlikte hemen herkesin gördüğü bir gerçeklik de vardı. Bu ülkelerin kısa vadede AB üyesi olması imkansızdı. Ayrıca Türkiye ve Batı Balkanlar gibi uzunca bir süredir AB’ye üye olmak için bekleyen ülkeler de durumdan hoşnutsuzluklarını belli ediyorlardı. AB’ye üyelik sırasında Ukrayna ve diğerlerinin önlerine geçmesi ihtimalinden rahatsızdılar. Bu durum AB için bir ikilem oluşturuyordu. Bir yandan ortak Avrupa ruhu ve bunun gereği olarak Rusya tehdidi ile karşı karşıya olan ülkelere moral ve materyal destek verme yükümlülüğü, öte yandan ise üyelik koşullarını gevşetmeme ve kriterleri yerine getirme zorunluluğu arasında sıkışan bir AB ile karşı karşıya kaldık. Yani AB tarihi bir sorumluluğu yüklenirken kendi üzerine oturduğu temelleri aşındırma tehlikesi ile yüz yüze idi.

Macron ve Scholz’un Avrupa’nın Geleceğine Dair Vizyonları:

Bu ikilemden çıkış için ilk öneri Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un 9 Mayıs Avrupa Gününde, bir yıl önce başlamış olan Avrupa’nın Geleceği Konferansının kapanışında Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada kamuoyuna sunuldu. Macron SSCB’nin dağılmasından sonra eski Cumhurbaşkanlarından Mitterand tarafından gündeme getirilen bir Avrupa Konfederasyonu oluşturma fikrine de atıfta bulunarak bu önerinin arkasındaki sorunun Ukrayna krizi ile birlikte tekrar gündeme geldiğini açıklıyordu: “Avrupa’yı siyasi bakış açısından ve AB’den daha geniş bir kapsam içinde nasıl organize edebiliriz?”. Macron bu soruya cevap vermenin tarihsel bir yükümlülük olduğunun altını çizerken, önerdiği Avrupa Siyasi Topluluğu’nun AB üyesi olmayıp, ortak Avrupa değerlerini paylaşan ülkelerin siyaset, güvenlik, enerji, ulaştırma, yatırım, altyapı, kişilerin serbest dolaşımı gibi alanlardaki iş birliğini geliştirmek için yeni bir alan yaratacağını ifade ediyordu. Bu Topluluğun AB katılım sürecinin alternatifi olmadığın vurgulayan Macron AB’yi terk etmiş ülkelerin yani Birleşik Krallığın da katılımına açık olacağını belirtti.

Ardından 29 Ağustos’ta Almanya Şansölyesi Olaf Scholz Prag’da Charles Üniversitesinde Avrupa’nın Geleceğini ele aldığı bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında Scholz da daha geniş bir Avrupa vizyonuna değindi. Scholz Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’ın başvurularını desteklediğini belirtikten sonra, Macron’un Avrupa Siyasi Topluluğu önerisine değinerek, böyle bir forumun Avrupalı ülkeler arasında siyasi düzeyde tüm kıtayı ilgilendiren konularda düzenli görüşme ve iş birliğini sağlayacağını belirtti. Scholz bu girişimin AB genişlemesinin yerini almayacağını özelikle belirtti ve katılım sürecindeki aday ülkelere verdikleri sözün tutulması gerektiğini söyledi. 36 ülkeye ulaşmış bir Birlikle 21. Yüzyılın Avrupa vizyonunu ortaya koyan Scholz daha geniş bir AB için önce AB karar alma süreçleri ve kurumsal yapısında ciddi reformlara ihtiyaç olduğunu da sözlerine ekledi.

Prag Zirvesi ve Avrupa’nın Geleceği

AB’nin geleceği ve daha geniş bir Avrupa mimarisi ile ilgili görüş oluşturma ve harekete geçme ihtiyacı 6 Ekim Prag Zirve’sinin Avrupa Siyasi Topluluğu’nun ilk toplantısı olması sonucunu doğurdu. Zirve öncesindeki en önemli konuların başında AB Üye Devletleri dışında hangi ülkelerin davet edileceği geliyordu. Avrupa kıtasının nerede bittiği, Rusya karşısında oluşturulacak ortak cepheye hangi ülkelerin katılacağı ve ortak Avrupa değerlerinin paylaşılması gibi konular tartışmaların odağında yer aldı. Birleşik Krallık ve Türkiye’nin katılımı Zirve öncesindeki son günlerde netleşirken, AB komşuluk alanı içinde ele alınan ve Karadağ sorunu sebebiyle yakın zamanda savaşmış olan Ermenistan ve Azerbaycan’ın katılımı toplantıda gerilimlerin de yaşanabileceğine işaret ediyordu. Zirve’ye Birleşik Krallığın da katılması Brexit sürecinde oldukça gerginleşen ilişkilerin daha yapıcı bir yöne dönmesi açısından önemliydi. Nitekim Zirve’ye katılmaya karar veren yeni Başbakan Truss altı ay sonra gerçekleşmesi öngörülen ikinci toplantıya ev sahipliği yapmayı önererek AB’den çıkmanın Avrupa’dan uzaklaşmak anlamına gelmeyeceği mesajını da vermiş oldu.

AB ülkelerinin yanında, aday ve potansiyel aday ülkeler ve Avrupa Ekonomik Alanı içindeki ülkeler ile Avrupa Komşuluk alanı içinde yer alan Azerbaycan ve Ermenistan ile AB üyeliğinden ayrılmış olan Birleşik Krallık da dâhil olmak üzere 44 ülkenin devlet veya hükümet başkanlarının katıldığı Zirve’nin gündemini Rusya’nın saldırganlığı karşısında Avrupa’da barış ve güvenliğin sağlanması, Ukrayna’daki savaş ile ilgili gelişmeler ve enerji krizi işgal etti. Ermenistan-Azerbaycan sınırında iki ay boyunca görev yapacak bir AB misyonu oluşturulmasına karar verildi. Ermenistan Başbakanı Pashinyan bu sivil AB misyonunu destekleyeceğini, Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev de iş birliği yapacağını beyan etti. Zirve’ye katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Mitsotakis arasında bir polemik yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının ardından söz alan Mitsotakis ikil sorunlara ilişkin kendi tezlerini ileri sürdü. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada bu müdahalenin diplomatik teamüllere aykırı olduğunu belirtti. Zirve’de ikili sorunlar yaşayan ülkelerin olması bir yandan gerilimlere yol açarken, öte yandan sorunları aşmak için diyalog imkânı da yaratıyor. Prag Zirvesi’nde bundan sonraki Avrupa Siyasi Topluluğu zirvelerinin Moldova, İspanya ve Birleşik Krallık’ta yapılması kararlaştırıldı.

Avrupa Siyasi Topluluğu girişimi, Rusya’nın yarattığı Avrupa güvenliğine yönelik tehdit ortamında, AB’nin daha geniş Avrupa mimarisi vizyonunu ortaya koyuyor. Bunun yanında, henüz AB üyesi olamayan çevredeki ülkelere bir ara formül sunma çabası olarak nitelendirilebilir. Bununla birlikte, Prag Zirvesi öncesinde AB liderleri Avrupa Siyasi Topluluğu’nun var olan diğer Avrupa kurumlarına veya AB genişleme sürecine alternatif olmadığını özellikle belirtmişlerdi. Geniş Avrupa’da iş birliği ve diyalog imkanlarını artırmaya yarayacak olan bu girişim, söz konusu ülkelerin AB üyeliği isteklerini gideremeyecek, olsa olsa biraz daha sabretmeleri için bir ara istasyon görevi görecektir. AB kendi iç bütünlüğünü de sağlamak için üyelik kriterlerinde katı olmaya devam edecek ve bir sonraki genişlemeden önce, kendi iç sorunlarını reform yoluyla çözmenin yollarını araştıracaktır. Avrupa Siyasi Topluluğu bu süreçte AB ve AB dışı Avrupa’yı bir araya getirerek, güvenlik, enerji, ulaştırma ve altyapı gibi ortak meseleleri çözmekte önemli bir işlev görebilir ve eğer başarılı olursa, AB üyeliği için gerekli hazırlıkları yapmakta aday ülkelere motivasyon ve destek sağlayabilir. Ancak bunun mümkün olabilmesi için AB’nin genişleme politikasında tutarlı olması ve aday ülkelerin Avrupa Siyasi Topluluğu’nu bir teselli ödülü olarak görmesinin önüne geçilmesi gerekir.

2022 Aday Ülke Raporu Işığında Türkiye Açısından Çıkarımlar

Macron’un Avrupa Siyasi Topluluğu fikrini ortaya attığı konuşmasında ve Scholz’un Prag konuşmasında Türkiye’den söz etmediklerine dikkat çekmek gerek. Ancak Prag Zirvesi öncesinde Türkiye’nin de davet edilmesine karar verilerek, ülkemizin bu süreçten dışlanması engellenmiş oldu. Kuşkusuz ki bunda AB Konseyi Başkanı Michel ve Çekya Başbakanı Fiala gibi isimlerin yanında, Dışişleri Bakanlığımızın çabalarının da büyük etkisi oldu. 1965’ten beri Türkiye’nin AB entegrasyonu hedefi için çaba gösteren İKV de konuyla ilgili duyuruda bulunarak Türkiye’nin Prag Zirve’sine davet edilerek sürece dâhil edilmesi yönünde çağrılarda bulunmuştu. Sonuçta Türkiye’nin bu sürece katılması önem taşıyor ancak bunun AB üyelik sürecinin canlandırılmasına vesile olacağını beklememek gerekiyor.

Türkiye yeni Avrupa güvenlik mimarisinde önemli konuma sahip bir ülke olmaya devam ederken, aynı zamanda Avrupa’nın başta enerji, iklim, göç gibi sorunlarında da kilit rol oynuyor. 12 Ekim 2022 tarihinde Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan Türkiye Raporu’nda bu öneme işaret edilirken önemli eleştirilere de yer veriliyor. Raporun en dikkat çekici yanı temelde bir aday ülkenin AB’ye yönelik ilerlemesini ölçmek amacını gütmesine rağmen aslında bir ilerlememe ve hatta gerilemeye dikkat çeken bir rapor olması. Demokratik kurumlar, sivil toplum, hak ve özgürlükler ve hukukun üstünlüğü alanlarındaki ciddi gerilemenin yanına ekonomi yönetimindeki ve kurumsal yapıdaki sorunlar, gevşek para politikası ve politikaların inandırıcılığı ile ilgili eleştiriler ekleniyor. Tabi bunların ötesinde AB’nin Türkiye’ye yönelik yaklaşımını belirleyen diğer bir konu dış politikadaki girişimlerin ve özellikle Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılmamasının AB öncelikleri ile çatışması.

Raporda Türkiye’nin aday ülke olma koşullarını yerine getirmekte ciddi sorunları olmasına rağmen, ortak ilgi ve çıkar alanlarında iş birliğine olumlu bakılıyor. Bu alanlar arasında şunlar sayılıyor: enerjide transit konumu, göç ve mülteci konusunda iş birliği ve pozitif gündem ile başlatılan iklim, sağlık, göç ve güvenlik alanlarındaki yüksek düzeyli diyalog süreçleri. Türkiye’nin Ukrayna’ya desteği ve tahıl anlaşmasında oynadığı rol olumlu olarak görülüyor. Ancak AB’nin rahatsızlığı Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılmamasından kaynaklanıyor. AB son olarak birçok kritik ürünün Rusya’ya ihracatını yasaklayan bir paket kabul etti. Türkiye’nin gümrük birliği içinde olması ve özellikle hem sivil alanda hem de askeri alanda kullanılabilen çift kullanımlı ürünlerin Türkiye üzerinden Rusya’ya ihraç edilmesi ihtimaline değiniliyor. Türkiye’nin Rusya ile ticari, ekonomik, enerji ve siyasi anlamda yakınlaşması AB ile ilişkileri daha da zorlaştırır.

Türkiye’nin AB dış ve güvenlik politikası kapsamındaki ortak strateji ve pozisyonları ile uyumunun %7’ye düştüğüne değinilen raporda, bu kapsamda Rusya’ya yönelik yaptırımlara uyulmamasının yanında, Kıbrıs sorunu kaynaklı uyuşmazlık, Ege’de Yunanistan ile hava sahası ve adaların konumu ile ilgili itilaf, Libya politikası, Suriye ve Irak’ta girişilen operasyonlar AB dış politika yaklaşımları ve stratejileri ile çelişen politika ve uygulamalar olarak not ediliyor. Türkiye AB tarafından Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuk uyarınca iyi komşuluk ilişkilerine riayet etmeye ve tansiyonu düşürerek bölgesel istikrara katkıda bulunmaya davet ediliyor.

Türkiye AB açısından önemini korusa da, üyelik perspektifinin canlandırılması aşamasından henüz çok uzağız. Dış politikada ayrışma ve Ege ve Kıbrıs sorunlarının yansımalarının ilişkileri zora sokmasının yanında, siyasi kriterlerdeki geriye gidiş de Türkiye’nin söylemsel ve eylemsel olarak AB sürecinden uzaklaşmasını tetikliyor. Bunun yanında, dijital gündem ve Yeşil Mutabakat ile somutlaşan ekonomik ve sosyal dönüşüm süreci Türkiye ve AB’nin iş birliği konularını ve ihtiyacını artırıyor. Bu açıdan bakıldığında, üyelik sürecinin canlanması ihtimalinin henüz muğlak olduğu mevcut koşullar altında, AB ve Türkiye’nin Avrupa Siyasi Topluluğu çatısı altında iş birliği ve diyaloğu artırması ve altı ayda bir yapılması öngörülen Zirvelerde en üst düzeyde diyalog ve etkileşim imkanının bulunması önem taşıyor. Her şeyden önemlisi ise Türkiye’nin tüm kurumları, sivil toplumu, akademisi ve iş dünyası ile Avrupa’nın bir parçası olduğunun ve Avrupa’nın geleceğinde söz sahibi olabilmesinin Avrupa değerlerini içine sindirmesine bağlı olduğunun bilincinde olarak, bu yöndeki çabalarını artırmasında saklı.

Doç. Dr. Çiğdem Nas, İKV Genel Sekreteri