Davos Zirvesi’nin Çıktıları ve AB’nin Yeşil Mutabakat Sanayi Planı
Dünyanın önde gelen ekonomistleri, siyaset, finans ve iş dünyasının önde gelen isimleri, farklı kademede devlet yöneticileri, AB, BM, IMF, Dünya Bankası ve DSÖ gibi uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarının bir araya geldiği 53. Dünya Ekonomi Forumu (World Economic Forum), 16-20 Ocak 2023 tarihleri arasında İsviçre’nin Davos kasabasında yapıldı. Toplantıya 130 ülkeden 50’si devlet ve hükümet başkanı da dâhil olmak üzere yaklaşık 3 bin küresel lider katıldı. Toplantıya Türkiye’den resmî düzeyde bir katılım olmadı. 53. Dünya Ekonomi Forumu’nun teması “Parçalanmış Bir Dünyada İş Birliği” (Cooperation in a Fragmented World) olarak belirlendi.
Davos Zirvesi’nde Ön Plana Çıkan Konular
Rusya – Ukrayna savaşı ve bununla bağlantılı olarak yeni düzende Rusya ile kurulacak ilişkilerin geleceği, Davos’un gündem maddelerinin başındaydı. Kiev'den video konferans yöntemiyle bağlanarak Davos'taki siyasi liderlere seslenen Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Batı’nın silah yardımlarının Rusya’nın saldırılarından daha hızlı gelmesi gerektiğini söyledi ve dünyayı Rusya’ya karşı daha hızlı hareket etmeye çağırdı.
Davos’taki toplantılarda iş dünyasının; Ukrayna’ya verilen destek, Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlar ile bu gelişmelerin ve savaşın giderek uzamasının 2023 yılındaki ekonomik yansımaları gibi konularda birçok sorusu olduğu görüldü. Nitekim savaş sonrasında Rus ekonomisinin çökmesi ve Rusya’nın savaşı finanse etmesinin önlenmesi için ortaya konulan yaptırımlara karşı Rusya, özellikle Çin ve Hindistan gibi büyük ekonomilerle olan ticaretini arttırdı ve bir şekilde ekonomisini döndürmeyi başardı. Bu noktada küresel iş dünyası, Rusya’nın dışarıda bırakıldığı bir ekonomik düzende enerji, metaller ve gıda için yeni pazarlar bulunup bulunamayacağı konularını perde arkasında tartıştı.
Temiz teknolojiler, yenilenebilir enerji kaynakları ve endüstrinin karbondan arındırılmasının mevcut krize karşı verilebilecek en büyük yanıt olması gerektiği konusunda bir mutabakat vardı. Dünyanın yeni bir temiz enerji teknolojisi endüstriyel çağına girdiğini ifade eden Uluslararası Enerji Ajansı Direktörü Fatih Birol, devletlerin yeni enerji ekonomisinde lider olmak için harekete geçtiğinin altını çizdi ve AB’nin REPowerEU planı, Japonya'nın Yeşil Dönüşüm programı, Hindistan'ın Üretime Bağlı Teşvik planı ve Çin'in enerji politikalarını bu konuda verilebilecek örnekler olarak gösterdi.
Davos’ta ön plana çıkan bir diğer tartışma konusu iklim kriziyle mücadeleydi. Bu konunun geçmişteki Davos Zirvelerine kıyasla daha fazla tartışıldığı görüldü. Forumda açıklanan BM verilerine göre, yüzyılın ortasına kadar net sıfır emisyona ulaşma sözü veren kuruluşların sayısı son yıllarda %60 artarak 11 binin üzerine çıktı. Ancak Rusya – Ukrayna savaşının da etkisiyle ortaya çıkan küresel ekonomik gerileme ve yükselişe geçen enflasyonla karşı karşıya kalındığı bir dönemde iklim krizi ile mücadele etmek için ortaya koyulan hedeflere nasıl ulaşılacağı konusunda görüş farklılıklarının olduğu da gözlemlendi.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, sera gazı emisyonlarının rekor seviyelerde olduğuna işaret ederken küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlandırma taahhüdünün heba olduğunu ve daha fazla önlem alınmazsa 2,8 derecelik bir artışa doğru gidildiğini ifade etti. Bunun sonuçlarının yıkıcı olacağını vurgulayan Guterres, fosil yakıt şirketlerine eleştiriler yağdırdı. İlgili konu hakkında açıklamalarda bulunan ABD iklim elçisi John Kerry, iklim hedeflerine ulaşmak için önemli yatırımlara ve parasal kaynağa ihtiyaç olduğunun altını çizdi ve iklim değişikliğinin yıkıcı sonuçlarından kaçınmanın tek yolunun hükümetler ve şirketlerin ciddi harcamalar yapması olduğunu söyledi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise iklim kriziyle mücadele konusunda AB’nin ortaya koyduğu dönüşüm politikalarından bahsetti. AB’nin çok büyük bir dönüşüm süreci eşiğinde olduğunu ifade eden Leyen, Avrupa’nın otuz yıldan kısa bir süre içinde net sıfır emisyona ulaşma hedefi doğrultusunda tüm zamanların en büyük endüstriyel dönüşümünü gerçekleştireceğinin altını çizdi.
ABD’nin Enflasyonu Düşürme Yasası’na Karşı AB’nin Yeşil Mutabakat Sanayi Planı
Dünya Ekonomik Forumu’nda, Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in Yeşil Mutabakat Sanayi Planı’nı (Green Deal Industrial Plan) tanıtması oldukça dikkat çekiciydi. AB’nin net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda gerçekleştirdiği iddialı dönüşümün endüstriyel, ekonomik ve jeopolitik değişimlere neden olduğunun altını çizen Leyen, bu hedefe ulaşabilmek için kapsamlı bir endüstriyel dönüşüme ve yeni teknolojik gelişmelere ihtiyaç olduğunu vurguladı. Bu doğrultuda yeni plan, AB’yi Yeşil Dönüşüm kapsamında, net sıfır emisyon hedefine ulaşma yolunda, temiz teknoloji ve endüstriyel inovasyonun merkezi hâline getirmeyi amaçlıyor. Plan düzenleyici ortam, finansman, beceriler ve ticaret olmak üzere dört temel unsurdan oluşuyor.
Planın ilk boyutu, net sıfır emisyon hedefine ulaşma yolunda, AB içerisinde rüzgâr ve güneş enerjisi, ısı pompaları, temiz hidrojen ve depolama gibi sektörlere elverişli koşullar sağlayacak düzenleyici ortamın kurulması gibi unsurları içeriyor. Ayrıca bunu gerçekleştirebilmek için yeni bir Net-Sıfır Sanayi Yasası’nın (Net-Zero Industry Act) getirilmesi ve bu yasanın elverişli yatırım koşullarının sağlanmasına yardımcı olması bekleniyor. Planın finansman boyutu, temiz teknoloji üretiminin sağlanması için yatırımları arttırmaya ve AB endüstrisini daha çekici hâle getirerek dışarıdaki teklifler ve teşviklere karşı rekabet edebilirliğini güçlendirmeye odaklanıyor. Bu doğrultuda devlet yardımlarına ilişkin kuralların basitleştirilmesi için geçici bir düzenleme yapılması ve temiz teknolojiye geçişte AB finansmanının arttırılması için Avrupa Egemenlik Fonu’nun (European Sovereignty Fund) hazırlanması gündemde. Planın üçüncü boyutu, yeni teknolojilerde ihtiyaç duyulacak olan yeni becerilerin geliştirilmesi ve vasıflı işçilerin yetiştirilmesi gibi konuları kapsıyor. Planın ticaret boyutu ise herkesin fayda sağlayabileceği açık ve adil ticareti gerçekleştirmek için net sıfır hedefini küresel boyuta taşımayı ve bu boyutta güçlü, dayanıklı ve temiz teknolojilerin kullanıldığı tedarik zincirlerinin oluşturulmasını amaçlıyor.
Yeşil Mutabakat Sanayi Planı, ABD'de enflasyonun düşürülmesine yönelik kapsamlı sağlık, iklim ve vergi düzenlemelerini içeren ve ABD Başkanı Biden tarafından ağustos ayında imzalanan Enflasyonu Düşürme Yasası’nın (Inflation Reduction Act) Avrupa’da ciddi şekilde tartışıldığı bir dönemde açıklandı. Bu doğrultuda AB’nin yeni planının ABD’nin Enflasyonu Düşürme Yasası’na bir yanıt niteliğinde olduğu görüşü hâkim.
Temiz enerji teknolojilerinde yerli üretimi güçlendirme ve sanayide istihdamı artırma amacını taşıyan ve 430 milyar dolarlık devasa bir bütçeye sahip olan Enflasyonu Düşürme Yasası, ABD tarihinde iklim ve enerjiye yönelik en büyük yatırım paketi olarak görülüyor. Yasa kapsamında yenilenebilir enerji bileşenleri üreten yeni veya yenilenmiş fabrikalar maliyetlerinin %30’u oranında vergi indirimi alabiliyor.
Yasanın AB içerisinde tartışılmasının en büyük nedeni, yasa kapsamında verilen büyük teşviklerden dolayı Avrupalı şirketlerin üretimini ABD'ye kaydırmaya teşvik edeceğine dair duyulan endişe. Hâlihazırda AB, enerji fiyatlarındaki farklılıklardan dolayı ABD ile rekabette dezavantajlı bir konumda. Bu doğrultuda Enflasyonu Düşürme Yasası doğrultusunda verilen teşviklerin bu durumu daha da belirgin hâle getirme riski bulunuyor.
Yeşil teknoloji yarışında AB’nin tek rakibi ABD değil. Nitekim Çin’in sanayi ve teknolojideki hızlı ilerleyişi ve bu doğrultuda verdiği sübvansiyonlar da AB için potansiyel riskler barındırıyor. Bu doğrultuda AB, kısa bir süre içerisinde, Yeşil Mutabakat Sanayi Planı kapsamında hem ABD hem de Çin’e karşı somut adımlar atmaya hazırlanıyor.
Ahmet Emre Usta, İKV Uzman Yardımcısı