Avrupa’da Grev Dalgası: Fransa ve Birleşik Krallık’ta Şalterler İndiriliyor
2022 yılının ikinci yarısından itibaren yaşanan iş yavaşlatma ve grev eylemleri Avrupa gündemini belirlemeye devam ediyor. Kontrolsüz biçimde yükselen enerji ve gıda fiyatları, Avrupa vatandaşlarının hayat standartlarını gün geçtikçe daha da fazla etkilemeyi sürdürüyor. Geçtiğimiz yılda Türkiye’de de takip ettiğimiz dağıtım, depo, maden, metal, tekstil, tersane ve ulaşım sektörlerindeki grevler, büyük ölçüde kazanımlarla sonuçlanmıştı. 2023 yılının başından itibaren Türkiye’de de devam etmekte olan grevlere kıyasla, Avrupa’da milyonlarca çalışanın katılım gösterdiği ve hatta hayatı durdurduğu sayısız greve şahitlik ediyoruz. Avrupalı işçilerin talepleri oldukça net. Kimisi ücretlerinin enflasyona karşı ezilmemesini ve artan geçim sıkıntılarına karşı adil bir şekilde yeniden düzenlenmesini, kimisi güvencesiz çalışma koşullarının ortadan kaldırılmasını, kimisi ise vergi dilimlerinin tüm toplumu kapsayacak şekilde daha adilane dağıtılmasını talep ediyor. Greve çıkmak, Avrupa’daki birçok ülkede kazanılmış bir hak olsa da, bazı hükümetler olayların meşru taleplerin dışına çıkmamasını temenni ederken, diğerleri ise grevlerin sönümlenmesini sağlayacak katı önlemler almaya çalışıyor. Bu dağınık tablo çerçevesinde 2023 yılına derin izler bırakacağı öngörülen grevleri gerek ekonomik vesosyal güvenlik açısından, gerekse yeni bir siyasi birliktelik oluşturma potansiyeli bağlamında değerlendirmek için Fransa ve Birleşik Krallık’ta neler yaşandığını ele almak konuya ışık tutacak..
Fransa’da Emeklilik Reformuna Karşı Gelişen Grevler
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 24 Nisan 2022 tarihinde ikinci kez göreve gelişinin ardından taleplerini daha gür sesle duyurmaya başlayan sendikalarla karşı karşıya geldi. İlk olarak Paris Özerk Ulaştırma İdaresi (RATP) bünyesinde görev yapan çalışanların yaklaşık %40’ı 23 Mayıs’ta üç günlük greve çıkmışlardı. Bu tarihten itibaren grevler, adeta ardı arkası kesilmeden devam etti. Sağlık çalışanları 7 Haziran’da; havalimanı ve demiryolu işçileri temmuz ayında; eğitim, ulaşım, sağlık ve kamu personelleri eylül ayının son günlerinde; petrol rafineleri, nükleer santraller ve akaryakıt depolarında çalışan işçiler ise ekim ayında grev kararı almışlardı.
Bu grevleri 16 Ekim’de Ulusal Meclis içindeki ikinci büyük grup olan NUPES’in çağrısıyla hayat pahalılığını ve “Macron’un politikalarının tutarsızlığını” protesto etmek üzere bir araya gelen 30 binden fazla insanın düzenlediği gösteriler takip etti. Ekim 2022’den günümüze kadar parça parça grev kararı alan sendikalar, sonunda hükümetin emeklilik yaşını 2030’a kadar aşamalı olarak 64’e yükseltmeyi öngören yasa tasarısına karşı 19 Ocak’ta hayatı durdurma kararı aldı. Fransa’nın en büyük sekiz sendikası olan Fransız Demokratik Emek Konfederasyonu (CFDT), Genel Emek Konfederasyonu (CGT), İşçi Gücü (FO), Fransız Yönetim Konfederasyonu – Genel Yöneticiler Konfederasyonu (CFE-CGC), Fransız Hristiyan İşçi Konfederasyonu (CFTC), Ulusal Özerk Sendikalar Birliği (Unsa), Dayanışma Sendikası (Solidaires) ve Üniter Sendikalar Federasyonu (FSU) tarafından alınan grev kararına Boyun Eğmeyen Fransa Hareketi (LFI), Fransa Komünist Partisi (PCF), Avrupa Ekoloji ve Yeşiller Grubu (EELV) ve Sosyalist Parti (PS) tam destek vereceğini açıkladı.
19 Ocak’ta Fransa’nın dört bir yanında düzenlenen grevlere Fransız İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre toplamda 1,12 milyon Fransa vatandaşı katıldı. Paris’te 400 bin, Lyon’da 40 bin, Toulouse’ta 30 bin, Marsilya’da 26 bin, Montpellier’de 15 bin ve Tours’ta toplam 14 bin kişinin sokağa çıktığı tahmin ediliyor. Özellikle de Paris’teki eylemler hayatı durma noktasına getirirken, polis ve protestocuların Bastille bölgesi ve Lyon’da karşı karşıya geldiği anlara da şahit olundu.
Basına verdiği demeçte RATP, başkentteki 16 metro hattından bir tanesinin tamamen çalışmayı durdurduğunu ve 12 hattın ise ciddi oranda aksadığını belirtti. Devletin ulusal demiryolu şirketi olan SNCF ise çalışanlarının en az %46,3’ünün iş bıraktığını; Fransız Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı, ilköğretim öğretmenlerinin en az %42,35’inin, ortaöğretim öğretmenlerinin ise %34,66’sının greve çıktığını açıkladı. FSU tarafından açıklanan verilere göre ise öğretmenlerin %65 ile %70 arasındaki bir bölümü grevdeydi. CGT Başkanı Philippe Martinez, emeklilik reformu çalışmaları sebebiyle hükümete karşı herkesin “memnuniyetsizliklerini ortaklaştırdığını” ve işçi ve emekçi kesim arasında nadir gerçekleşen birlikteliğin “kalıcı” bir birleşik cepheye dönüşmeye başladığını kaydetti.
Grevin gerçekleştiği gün İspanya’ya ziyarette bulunan Macron ise, “bu gösterileri düzenleyenlerin meşru itirazlarının yurttaşlarımıza fazla rahatsızlık vermeden ve açık aşırılık, şiddet veya yıkım olmaksızın gerçekleşmesini temenni ettiğini” belirtti. Eylemler, birkaç istisna dışında, tüm Fransa genelinde şimdiye kadar barışçıl bir şekilde gerçekleşti. Grevlere ve gösterilere katılımın beklenenden yüksek olması nedeniyle, 19 Ocak gecesi sendikalar, 31 Ocak tarihi için yeni bir grev ve protesto gösterileri için sözleşti.
Birleşik Krallık’taki İşçiler Haklarını Talep Ediyor
Birleşik Krallık’ta (BK) ise yoğunlaşan malî ve siyasi kriz, çalışan kesimin itirazlarını çok daha şiddetli bir şekilde iş bırakmaya zorluyor. 2022 yılının ilk yarısında demiryolu, posta ve liman işçileri başta olmak üzere toplam 170 bin işçi grevlerde bir araya geldi. Fransa’nın aksine Britanyalı işçiler, ücretlere yapılan düşük zamlar nedeniyle enflasyonun altında ezilmekle karşı karşıya kaldığı için şalter indiriyor. Yeni yıla girerken sağlık ve demiryolu işçilerinin ardından Kamu ve Ticari Hizmetler Sendikası (PCS) liderliğinde Birmingham, Cardiff, Gatwick, Glasgow, Heathrow ve Manchester havalimanlarındaki işçiler, toplamda sekiz günlük bir süre ile greve çıktı. Oluşan bu durumdan dolayı, Noel ile birleşen tatil günlerinde ulaşım ciddi oranda aksadı. BK Başbakanı Rishi Sunak ise, mevcut enflasyon oranında zam yapılması durumunda toplamda 28 milyar sterlin düzeyinde bir ek kamu maliyetinin ortaya çıkacağı gerekçesiyle düşük zamları savunduğunu açıklayarak, grevlerin önüne geçecek “katı yasaların” hazırlanması gerektiğini ifade etti. Bunun üzerine BK hükümeti, demiryolları, itfaiye, sağlık, eğitim, sınır güvenliği, nükleer tesisler vb. hizmet kollarında greve gidilse dahi, asgari düzeyde hizmetin devamlılığını sağlama koşulunu zorunlu hâle getirecek “Asgari Hizmetler Yasasını” hazırlayarak Avam Kamarası’na sundu.
Fakat, tüm bunlar çalışanları grevden alıkoymaya yeterli olamadı. 2022 yılı boyunca süren grevler sonucunda bazı liman, belediye, ulaşım ağları, sanayi ve dağıtım sektörlerinde çalışan işçilerin maaş talepleri kazanımla sonuçlansa da, özellikle sağlık, eğitim, ulaşım ve iletişim gibi kamu alanlarında çalışan işçiler henüz taleplerinde başarıya ulaşamadı. Bu nedenle Birleşik Krallık’ın dört bir yanında yeni grev tarihleri belirleniyor, kimi iş kollarında ise altı aylık grev ilanı için oylama süreçleri başlatılıyor. Üniversite ve Kolej Sendikası (UCU) üyesi 70 bin öğretim görevlisi ve üniversite çalışanı, şubat ve mart ayları için 18 günlük grev kararı aldılar. Bu nedenle üniversite sınavlarının ertelenmesi ihtimal dâhilinde yer alıyor. 50 bin civarında İskoç öğretmen ise 28 Şubat’tan itibaren aralıklar hâlinde gerçekleşecek toplamda 22 günlük bir grev örgütlemeyi kararlaştırdı. İngiltere ve Galler’de katılımın %53 oranında gerçekleştiği ve 450 bin öğretmeni ilgilendiren grev oylamasından %90 oranında “evet” oyu çıktı ve öğretmenler, 1 Şubat itibarıyla greve çıkma kararı aldı. PCS ve İşçi Sendikaları Kongresi de (TUC) 1 Şubat’taki greve destek vereceklerini ilan etti. En son kendi aralarında düzenledikleri grev oylamasına %98’lik destek veren 115 bin postacı ise 23 Ocak’ta yeni bir grev oylamasına gittiklerini ve sonucunu 16 Şubat’ta açıklayacaklarını duyurdu.
Avrupa’da Grev Dalgaları Neden Yaşanıyor?
Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimleri kampanyasında Macron, emeklilik yaşını 62’den 65’e çıkaracağını vadetmişti. Seçimlerin sonucunda bir kez daha göreve gelmeye hak kazanan Macron’un beraberinde göreve getirdiği hükümet ise emeklilik reformunu “ne pahasına olursa olsun” uygulamak konusunda kararlı. Fransa Başbakanı Élisabeth Borne, belirtilen reformun son hâlinin 64 yaş olarak belirlendiğini ve emeklilik yaşının 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren her yıl 3 ay artarak 2030’a kadar 64’e çekileceğini ilan etti. Borne, ilgili düzenlemeyi emeklilik sisteminin korunabilmesi için emeklilik yaşının yukarıya çekilmesine ihtiyaç duyulduğunu belirterek savunuyor. Ayrıca belirtilen reform uyarınca yıllık emeklilik bütçesinden 13 milyar avro civarında kesinti yapılması öngörülüyor. Sokağa dökülen işçiler ise bahsi geçen reformun işçileri ölene dek çalıştırmayı amaçladığı konusunda hemfikir.
Birleşik Krallık’ta ise durum, yukarıda belirtildiği gibi doğrudan malî kriz, sözleşmeli çalışma ve ücretlere yapılması öngörülen zamlarla ilgili. Örneğin, UCU Genel Sekreteri Jo O’Grady, ücret zammına yönelik taleplerinin hayata geçirilmesinin yanında, iş ve emeklilik haklarının garanti altına alınmasını talep ettiklerini ifade ediyor. İskoçya’da greve çıkan öğretmenler ise yerel hükümet tarafından sunulan %5’lik zam teklifinin karşısında en az %11’lik bir zam beklediklerini ve zamların okul bütçelerinden değil, doğrudan merkezi bütçeden verilmesi gerektiğini belirtiyor. PCS ise asgari ücret zammının en az %10,1 düzeyinde gerçekleşmesi ve hükümetin göçmenleri Ruanda’ya gönderme planından vazgeçmesi gerektiğini savunuyor.
Her ne kadar iki ülke baz alındığında birbirinden farklı gerekçeler olsa da, Avrupa genelinde birtakım ortak genel sorunlar bulunuyor. İçinde yaşamakta olduğumuz dönemde hayat pahalılığı ve reel ücret kayıpları ciddi noktalara ulaşmaya başladı. Tünelin ucunda ışığın görülememesinin temel sebebi ise tüm Üye Devletlere sirayet eden duruma yönelik mevcut araçlarla kapsamlı bir politika geliştirilebilmesinin hiç olmadığı kadar imkânsız olması. Dünya çapında beklenen resesyon tehdidine karşı başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, tüm ülkeler büyüme oranlarını korumaya yönelik önlemler alıyor ve bu durum, gelir adaletsizliğini daha da perçinleyerek insanların geçmiş kazanımlarını da ortadan kaldırmaya başlayan bir sisteme doğru evriliyor.
Yine iki ülke örneğinden ilerlersek, Ocak 2023 verilerine göre, Fransa’da 2022 yılı boyunca yıllık enflasyon oranı %5,9 olarak kaydedildi. Buna karşın Fransa’nın 2022 yılı boyunca %2,6 büyüdüğü tahmin ediliyor. Bu koşullar altında ise asgari ücrete yalnızca %1,81 oranında bir zam yapıldı. Öte yandan Birleşik Krallık’ta yıllık enflasyon %10,5 olarak tespit edildi. 2022 yılına ait büyüme oranı henüz açıklanmasa da, Birleşik Krallık’ın 2007’den bu yana sadece %0,4 düzeyinde büyüdüğü tahmin ediliyor. Dolayısıyla sık sık hükümet değişikliği yaşayan ülkede aynı zamanda ciddi bir siyasi ve ekonomik krizin içinden geçildiğini belirtmekte fayda var. Her iki ülkede de temel yaşamsal ihtiyaçların ciddi oranda zamlandığı dikkate alındığında (örneğin Birleşik Krallık genelinde konut kiraları %4,2; yıllık gıda enflasyonu ise %16,8 olarak ölçüldü), çalışanlar ve bilhassa düşük gelirli gruplar için hayat pahalılığı çok ciddi bir tehdit hâline gelmeye başladı. Tam da bu nedenledir ki, her iki ülkede de işçiler için grevden başka bir seçenek kalmadı.
Bu grevler sonucunda Birleşik Krallık’ta otobüs şoförleri, Kuzey Batı bölgesindeki taşeron sağlık işçileri, liman işçileri, üniversite işçileri, telekomünikasyon çalışanları başta olmak üzere, birçok iş kolunda çalışan işçiler kadroya alınma veya maaş zammı gibi önemli kazanımlar elde etti. Kazanım elde eden iş kolları, henüz talepleri karşılanmayan ve grev kararı alan sektörlere destek için iş bırakmaya devam edeceklerini de açıklıyorlar.
Fransa’da emeklilik hakkının tehdit altına alınıyor olması ve hükümetin bu tasarruf için kamu ekonomisini gerekçe göstermesi, “gelir adaletsizliği” temasıyla düzenlenen eylemleri beraberinde getiriyor. Birleşik Krallık merkezli bir yardım kuruluşu olan Oxfam tarafından geliştirilen bir rapor, Fransa’nın en zengin 10 milyarderinin salgının başladığı tarih olan 2020’den bu yana gelirlerini toplamda 189 milyar avro artırdığını, salgın sürecinde yaratılan ekonominin üçte ikisinin doğrudan Fransız toplumunun en zengin %1’ine aktığını gözler önüne seriyor. Bu nedenle iki ülkede de gerçekleştirilen eylemlerin ortak talebinin “toplumsal adalet” olduğuna, bu nedenle sürecin “kendiliğinden” gelişen koşullardan ibaret olmadığına ve ekonomide yaşanan sorunlara artık yapısal çözümlerin geliştirilmesi gerektiğine daha fazla dikkat çekmek gerekiyor.
Sonuç
Tüm Avrupa’ya yayılan ve büyüyerek devam eden grev dalgaları arasında özellikle Fransa ve Birleşik Krallık’ta yaşananlar oldukça dikkat çekici. Temel ihtiyaçlar konusunda taleplerini dile getiren bu ülkedeki işçi ve çalışanlar, kilit noktalarda iş bırakarak talepleri kabul edilene kadar kararlı bir şekilde mücadelelerine devam ediyor. Geçtiğimiz aylarda yapılan grevler nedeniyle akaryakıt sıkıntısı yaşayan Fransa’da devam etmesi beklenen grevlere rafineri ve akaryakıt dağıtım sektöründe çalışan depo işçilerinin de katılım göstermesi durumunda akaryakıt arzında sorunların katlanarak devam edebileceği öngörülüyor. Ayrıca her iki ülkede de demiryolu, taşımacılık, sağlık, eğitim ve ulaşım sektöründeki çalışanlar da grevler devam etmesi konusunda oldukça kararlı. Bu nedenle hem Fransa hem de Birleşik Krallık’ta önümüzdeki günler ve hatta aylarda hayatın daha fazla duraksayacağına oldukça kesin gözle bakılıyor.
Grevlerin etkisini kırmak üzere geliştirilen önlemler veya emeklilik reformu gibi yasal düzenlemelerde ısrarcı olunmasına rağmen grevlerin önüne geçilemiyor. Bilakis işçiler, bu birlikteliği politik bir birlikteliğe de dönüştürmek üzere. 2024 yılında Birleşik Krallık’ta gerçekleşecek seçimlerde ülkeyi son 13 yıldır yöneten Muhafazakâr Parti’nin ciddi bir şokla karşı karşıya kalacağı konusunda neredeyse herkes emin. Buna karşın, ülkenin en güçlü ikinci partisi ve bir sonraki seçimde hükümete en güçlü aday olan İşçi Partisi’nin lideri Keir Starmer’ın “Asgari Hizmetler Yasası” tasarısına yönelik gösterdiği tepkinin ötesine geçmeyen pozisyonu ise çalışan gruplar arasında oluşacak bu birlikteliğin yeni bir alternatif arayışına dönüşebileceğini akıllara getiriyor. Diğer yandan Fransa’da yılların merkez partilerinin dramatik kayıplar yaşaması ve alternatif hareketlerin güçlenmeye devam etmesi, Fransız siyasetinin açmazlarını daha da görünür kılıyor. Dolayısıyla, ekonomik alandan siyasi alana kadar yaşanabilecek dönüşüm ve alt-üst oluş ihtimallerinin en somut göstergeleri olarak grevlerin bugünün tarihinde önemli bir yer tutacağına hiç şüphe yok.
Erdem TEKÇİ, İKV Uzman Yardımcısı