İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
18-24 NİSAN 2011

TÜRKİYE AVRUPA BİRLİĞİ KATILIM SÜRECİ İÇİN SİVİL TOPLUM GİRİŞİMİ: ORTAK AÇIKLAMA

Bizler; Türkiye’de sivil toplumun farklı kesimlerinin, iş dünyasının, emeğin, küçük işletmelerin, zanaatkârın, esnafın, çitçinin ve bilim çevrelerinin temsilcileri olarak, Türkiye’nin Avrupa Birliği katılım sürecine ilişkin geniş bir mutabakatı temsil ediyoruz.

Türkiye’nin AB’ye katılım süreci bir tıkanma noktasına gelmiştir. Bu gidişatın önüne geçilememesinin yaratacağı sonuçlardan endişe duymaktayız.  Bu endişemizi Hükümetimiz, siyasi partilerimiz, kamuoyumuz ve Avrupa Birliği kurumları, üye ülke Hükümetleri ve AB kamuoyu ile paylaşmak üzere bir araya geldik.

Mevcut ortam AB sürecinin her iki tarafta da öncelikli gündem maddesi olmaktan çıkmaya başladığı ve durma noktasına geldiği izlenimini vermektedir. AB üyeliği Türkiye’nin vazgeçilmez hedefi olmaya devam etmektedir. Bizler için Türkiye’nin AB üyeliği hedefi sürdürülebilir kalkınma, yüksek demokratik standartlar,  hukuk güvenliği, bireysel özgürlükler, toplumsal cinsiyet  eşitliği ve refah toplumu anlamına gelmektedir. Ne AB’deki, ne Türkiye’deki dönemsel siyasal ve ekonomik gelişmeler bu temel doğrultuyu değiştiremez. 

Hatırlatmak gerekir ki AB yönelimi öncelikle bizim kendi meselemizdir. Bu anlayış içinde, Hükümetimizi, siyasi partilerimizi Türkiye’nin tam üyelik hedefi anlayışıyla daha fazla gayret göstermeye davet ediyoruz. Bu nedenle önümüzdeki seçimlerin yeni bir başlangıç olmasını diliyor ve Haziran 2011’de oluşacak siyasi iradeyi partiler üstü bir anlayışla reform sürecini süratle canlandırmaya davet ediyoruz. Özellikle, AB’nin yeni bütçe döneminde Türkiye’nin AB üyeliğini dikkate alması sağlanmalıdır AB’nin 2014 yılında başlayacak yeni bütçe çalışmalarında, Türkiye’nin üyeliğinin göz önünde tutulabilmesi için reformlar hızlandırılmalıdır.

Sürecin ayrılmaz parçası olan ve bizlerin de içinde bulunduğu sivil toplumun, bu hedef doğrultusunda gösterilecek çabaya katkısı esastır ve bu sorumluluğun tam olarak bilincindeyiz. Diğer yandan, var olan AB İletişim Stratejisinin etkinliği değerlendirilmeli, AB’ye verilen mesajların ne kadar ikna edici olduğu irdelenmeli, yeni ve daha etkin bir iletişim stratejisi geliştirilerek güçlü bir şekilde uygulamaya konulmalıdır. Başmüzakerecimizin çabalarına rağmen, vize konusu sivil toplum diyaloğu önünde engel olmaya devam etmektedir. 

Buradan AB liderlerine ve kurumlarına da çağrıda bulunuyoruz:

Türkiye ve AB tam üyelik iradelerini yarım asrı aşkın süredir ortaya koymuşlardır.   Esasen bu nedenledir ki, Türkiye’nin AB üyeliği, AB’nin küresel bir aktör olma sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu anlayış içinde, AB liderlerini, üyelik sürecindeki hukuki yükümlülüklerini ve Türkiye’nin üyeliğine yönelik tutum ve söylemlerini süratle ve ciddiyetle ahde vefa ilkesini de dikkate alarak gözden geçirmeye davet ediyoruz.

Bu çerçevede hem AB’ye hem hükümetimize ve siyasi partilerimize konuya esastan bakmaları çağrısını yapıyor ve diyoruz ki: 

Gelecek seçimleri değil, gelecek nesilleri düşünün!

 

Ortak bildirinin İngilizcesi ise şöyle:

“We, as representatives of various sections of civil society in Turkey, the business community, labour, small enterprises, craftspeople, tradespeople, farmers and science community,  represent a broad consensus regarding Turkey’s accession to the European Union.

Turkey’s accession to the EU is facing a stalemate. We are worried about the consequences of a failure to avert the stagnation of this process. We gathered here to share our concern with our government, political parties, our public and EU institutions, Member State governments, and the EU public.

 The present situation presents the impression that the EU process no longer constitutes a priority issue on the agenda of both parties and approaches a point of breakdown. EU membership continues to be an irrevocable target for Turkey. For us, Turkey’s EU membership perspective means achieving the goals of sustainable development, advanced democratic standards, legal security and rule of law, individual liberties, gender equality and welfare society. Conjunctural political and economic developments in the EU or Turkey cannot avert this essential direction.

 It should be recalled that the EU direction is primarily our own problem. Within this understanding, we invite our government and political parties to exert a greater effort for the realization of Turkey’s EU membership perspective. For this reason, we wish that the upcoming elections provide an opportunity for a new beginning and we invite the political will resulting from the elections to be employed to reignite the reform process in a non-partisan spirit. It is especially of importance that Turkey’s EU membership should be taken into consideration before the 2014 budgetary framework.  Reforms should be accelerated with a view to include Turkey’s EU membership perspective in the preparations of the EU’s 2014-2020 budgetary framework.

It is of paramount importance that civil society which is an indispensable part of the process, should contribute to the joint effort to achieve the target of membership. We are fully aware of this responsibility. Additionally, the effectiveness of the current EU communication strategy should be evaluated, the credibility of messages conveyed to the EU should be investigated and a new and more effective communication strategy should be put into implementation. Despite the efforts of our chief negotiator, the visa issue continues to pose an obstacle hindering civil society dialogue.

     

We call upon EU leaders and institutions:

Turkey and the EU have manifested their will for full membership for more than half a century. It is essentially for this reason that Turkey’s EU membership is an integral part of the EU’s becoming a global actor. It is within this understanding that we invite EU leaders to review their legal obligations, positions and discourses regarding Turkey’s accession process rapidly and seriously by taking into consideration the principle of  pacta sunt servanda.

We call upon both the EU and our government and political parties to make a substantive reassessment of this issue and we declare:

Think about the next generations, not the next elections!”