İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
11-17 NİSAN 2011

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

 Türkiye-AB ilişkilerinin gündeminde, bu hafta Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Konseyi’nde yaptığı konuşma vardı. Bazı çevreler tarafından ikinci “one minute” olayı olarak değerlendirilen konuşma, farklı tepkilere yol açtı. Fransız bir parlamenterin sorusuna verdiği yanıtla, Sayın Erdoğan, AB lügatına “Fransız kalmak” deyimini sokmuş oldu. Bu vesileyle, kamuoyunda sıkça karıştırılan kurumlar arasında yer alan AB Konseyi ve Avrupa Konseyi arasındaki ayrıma dikkat çekmekte fayda var. En temel fark, Türkiye’nin 1949 yılından beri Avrupa Konseyi’nin üyesi olması, buna karşın ancak AB üyeliğiyle birlikte üye ülke devlet ve hükümet başkanlarından oluşan AB Konseyi’ne katılabilecek olması. Avrupa genelinde demokrasi, insan hakları ve özgürlükler standardını yükseltmeye çalışan Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığı’nı hâlihazırda AK Parti Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığında Türkiye yürütüyor. Dolayısıyla, Dönem Başkanı ülkenin Başbakanı sıfatıyla parlamenterlere hitap eden Sayın Erdoğan, iç gündemde cereyan eden birçok konu ile ilgili soruya muhatap kaldı. Özellikle kitap yasağı ve gazeteci tutuklamaları ekseninde basın özgürlüğüne ilişkin kısıtlamalar ve azınlıkların ibadet özgürlüğü önündeki engeller en fazla merak edilen konular arasındaydı. Avrupa sistemine dâhil olmuş ve AB üyelik yolunda ilerleyen Türkiye’deki demokrasinin durumu elbette Avrupalı siyasetçiler tarafından yakından izlenmeye devam edilecektir. Her ne kadar bazı AB ülkelerindeki kimi uygulamalar ve politikalar insan hakları ve özgürlükler açısından sorunlu olsa da, bu durum ne Türkiye’deki mevcut eksiklikler için mazeret oluşturulmasına ne de sorunların kıyas kriterleri olarak belirlenmesine yol açmalı. Türkiye’nin hedefi, Kopenhag siyasi kriterlerini “bütünüyle” karşılamak olmalı…        

Tüm okuyucularımıza iyi haftalar diliyoruz.