İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
14-30 MART 2011

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

Japonya’daki depremin ve ardından yaşanan tsunaminin yol açtığı kayıplar ve nükleer radyasyon sızıntısının etkileri henüz giderilmemişken, Bingazi’de muhaliflere yönelik güç kullanımının artışı ve Libya’da Kaddafi’nin geri adım atmaması sebebiyle, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nezdinde alınan karar, dünyada çok önemli ve beklenmedik gelişmelerin tetikleyicisi oldu. Söz konusu karar, 1973 sayılı BM Kararı çerçevesinde, Libya’nın “uçuşa yasak bölge” ilan edilmesinin yanı sıra, sivillerin korunması ve Kaddafi güçlerinin etkisiz hale getirilmesi için hava ve denizden Libya’ya müdahaleyi içeriyordu. Kararın ardından, 19 Mart’ta Türkiye saati ile 18.45’te bir Fransız uçağının Libya askeri aracını vurmasıyla başlayan  “Şafak Yürüyüşü” operasyonunun ilk etabına Fransa’nın yanı sıra, ABD, İngiltere, İtalya ve Kanada destek verirken, Amerikan ve İngiliz savaş gemileri ile denizaltılarından atılan Tomahawk füzeleriyle Libya hava savunma sistemi imha edildi.

Libya operasyonu, Irak ve Afganistan’da olduğu gibi, AB Üye Devletleri arasındaki görüş ayrılıklarını da gözler önüne serdi. Birliğin lokomotif ülkelerinden Fransa, İngiltere ile birlikte askeri harekât savunucuları arasında yer alırken, Almanya BM Güvenlik Konseyi oylamasında çekimser oy kullanarak net tavrını ortaya koymuş oldu. Arap Birliği, operasyonu desteklerken,  BM kararı sonrasında fikir değiştiren İtalya’nın yanı sıra Yunanistan, Danimarka, Belçika, Polonya, Hollanda ve İspanya da askeri çözüme destek verme yolunu seçtiler. Bir yandan Libya’da cereyan eden olayların, petrol savaşı olarak mı yorumlanması gerektiği tartışılırken, diğer taraftan Bosna’da yaşananların tekrar edilmemesi ve durumun aciliyeti sebebiyle, insani krizin yaşanmasının önlenmesi amacıyla askeri operasyonun hayata geçirildiği öne sürülüyor.

Bu çok boyutlu, farklı çıkar ve önceliklerin belirleyici olduğu karar alma denkleminde, NATO üyesi olan, AB ile müzakere sürecini yürüten ve Tunus ve Mısır’ın aksine Libya’da farklı nedenlerden ötürü, sessiz bir diplomasi izleyen ve “bekle-gör” ilkesi çerçevesinde hareket eden Türkiye’nin bıçağın kemiğe dayandığı bugünlerde, nasıl bir tutum belirleyeceği halen belirsizliğini sürdürüyor.

Dünya doğal felaketler ve savaş haberleri ile çalkalanırken, Orta Asya’dan Avrupa’ya farklı toplumlarca kutlanan Nevruz’un bu sene Türkiye’de de barış içinde kutlanmasının, hem baharın hem de göreceğimiz güzel günlerin müjdecisi olacağına dair inancımızı korumak istiyoruz.

Tüm okuyucularımıza iyi haftalar diliyoruz.