İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
14-27 ŞUBAT 2011

AB-TÜRKİYE GERİ KABUL ANLAŞMASI ADALET VE İÇİŞLERİ KONSEYİ’NDE ONAYLANDI

24-25 Şubat 2011 tarihlerinde gerçekleştirilen Avrupa Birliği (AB) Adalet ve İçişleri Konseyi’nde AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması metni onaylandı. Kasım 2002’de AB Konseyi tarafından Birlik adına geri kabul müzakerelerini yürütmek üzere yetkilendirilen Avrupa Komisyonu tarafından sunulan anlaşma metnine AB İçişleri Bakanları yeşil ışık yaktı. Konuya ilişkin açıklama yapan Avrupa Komisyonu’nun Adalet ve İçişleri’nden Sorumlu Üyesi Cecilia Malmström, Komisyon ile Türkiye arasında 14 Ocak 2011 tarihinde varılan mutabakat sonucu kabul edilen metnin onaylanmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti. Malmström, bu gelişme doğrultusunda, Türkiye ile “vize diyaloğu“ sürecinin başlatılacağını belirtti. Bu süreçte, işadamlarına çok girişli vize sağlanmasının yanı sıra araştırmacılar ve öğrencilere yönelik daha esnek bir vize rejiminin uygulanacağını ifade etti.

Buna karşılık, Türkiye’nin beklentisinin aksine, Komisyon, vize muafiyeti konusunda yetkilendirilmedi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, "Beklentimiz, AB Konseyi’nin Avrupa Komisyonu’nu bu konudaki talebimizi tam olarak karşılayacak şekilde ülkemizle görüşmelere başlamak üzere yetkilendirmesidir. Bu beklenti karşılanmadığı sürece Geri Kabul Anlaşması tarafımızdan ne paraflanacak, ne imzalanacak ne de uygulamaya konulacaktır” denildi. Başmüzakereci ve Devlet Bakanı Egemen Bağış ise açıklamasında, Belize, Uruguay ve Paraguay vatandaşlarının vize almadan Schengen Alanı’na giriş yapabildiğini, durum böyleyken Türk vatandaşlarının vize almak uğruna konsoloslukların önünde uzun kuyruklara girmelerinin haksızlık olduğunu vurguladı.

Söz konusu anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için, Avrupa Komisyonu ve Türkiye tarafından parafe edilmesi, bir sonraki adımda ise AB Konseyi’nde nitelikli çoğunluk ile kabul edilmesi ve imzalanması gerekiyor. Lizbon Antlaşması uyarınca, anlaşma sonuçlandırılmadan önce Avrupa Parlamentosu’nun onayının alınması şart. Bugüne kadar AB, 12 ülke ile geri kabul anlaşması imzaladı. Bu ülkeler: Arnavutluk, Bosna Hersek, Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya, Moldova, Karadağ, Rusya, Sırbistan, Ukrayna, Pakistan, Hong Kong, Macao ve Sri Lanka. Cape Verde ve Fas ile halen müzakereler yürütülüyor.

Diğer taraftan, 23 Şubat 2011 tarihinde, Avrupa Komisyonu tarafından kabul edilen Tebliğ’de, yürürlükte bulunan AB Geri Kabul Anlaşmalarının işleyişi değerlendiriliyor ve hâlihazırda müzakeresi yürütülen anlaşmalara ilişkin tespitlerde bulunuluyor. Raporda, Avrupa Komisyonu, yeni bir AB geri kabul politikası oluşturulması yönünde önerilerde bulunurken, özellikle iade edilen kişilerin temel haklarının gözetilmesi için mevcut sistemde iyileştirme yapılması gerekliliği vurgulanıyor.

Raporun öneriler bölümünde, geri kabul anlaşmalarının daha hızlı bir şekilde sonuçlandırılabilmesi için, Komisyon’un yetki alanında bulunan teşvik mekanizmalarının (vize, mali yardım, yasal göç, Göçe Küresel Yaklaşım araçları) geliştirilmesi ve gelecekte imzalanan geri kabul anlaşmalarında, müzakerelerin en başından itibaren, “teşvik paketi”nin ilgili ülkeye sunulması yer alıyor. Raporda, özellikle üçüncü ülke vatandaşlarının geri kabulü hakkında bir maddenin yer almasının müzakereleri zorlaştırdığı vurgulanıyor ve AB açısından kritik önem taşıyan ancak ilgili ülkeye ek yük getiren bu maddeye yer verilmesi durumunda, öngörülen maliyetin çeşitli teşvik mekanizmalarıyla giderilmesi gerektiği vurgulanıyor. Raporda, en baştan itibaren Türkiye ile böyle bir yol izlenmiş olsaydı, geri kabul müzakere sürecinin çok daha kısa sürede sonuçlandırılabileceği belirtiliyor. Vize konusunda, vize kolaylığı anlaşmalarının AB’ye düzensiz göçü artırmadığı, Üye Devletlerin vize konusunda halen tek yetkili olmayı sürdürdüklerinin altı çiziliyor. Dolayısıyla, geri kabul anlaşması karşılığında vize kolaylığı anlaşmasının önerilebileceği vurgulanıyor. Son olarak, mali yardım hususunda ise, ilgili ülkede geri kabul kapasitesinin oluşturulmasının maliyetli bir süreç olduğunun altı çiziliyor ve yeterli miktarda yardımın AB tarafından hâlihazırda kullandırılan kaynaklara (Katılım Öncesi Mali Araç gibi) ek olarak verilmesi gerektiği ifade ediliyor.