İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
10-16 OCAK 2011

İKV’DEN HAFTAYA BAKIŞ

 

“Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor”. Karl Marx ve Friedrich Engels yaklaşık 160 yıl önce Avrupa’daki devrimler çağındaki durumu özetlemek için Komünist Manifesto’nun başlangıcında bu tanımı uygun görmüşlerdi. İçinde bulunduğumuz haftada Tunus’taki Bin Ali rejiminin çözülmesi ve başlayan Yasemin Devrimi akıllara “Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da da demokrasiye geçişi muştulayan bir devrim hayaleti mi dolaşıyor acaba” düşüncesini getirdi. Her ne kadar Türk medyasında hak ettiği ilgiyi görmese de Tunus’taki ayaklanmalar AB’nin ilgisini çekmiş olacak ki, önümüzdeki hafta içerisinde başta Avrupa Komisyonu olmak üzere bir çok heyet Tunus’taki durumu incelemek için ülkeye seyahat edecek. Tunus’taki halk hareketinin kaosa değil demokratik bir dönüşüme yol açması tüm bölge ve Avrupa için büyük önem taşıyor. AB Akdeniz Politikası’nın temel amaçlarından biri olan demokratikleşme, tüm bölgenin daha özgürlükçü bir yapıya bürünmesi ve otokratik yönetimlerden kurtulması açısından Tunus’taki hareket bir umut ışığı olabilir. Daha çok Lübnan’daki krize odaklanan siyasilerin ve Türk medyasının ilgisi umarız Tunus’a da sirayet eder. 

Bu hafta Türkiye’de de siyasi kutuplaşma ve protestolar gündemi belirledi. Öncelikle Başbakan’ın Van’daki Barış Anıtı’na ucube demesi ve anıtın yıkılacağını açıklaması, ardından haftanın son gününde Galatasaray’ın yeni stadı TT Arena’daki protestolar Türkiye’deki siyasi iklimin ne kadar gergin olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu kutuplaşmanın keskinliği bu hafta açıklanan Washington merkezli Freedom House örgütünün yıllık özgürlükler raporunda da vurgulandı. Türkiye’nin özgürlükler değerlendirmesinde 7 üzerinde 3 alarak “kısmen özgür” ülkeler kategorisinde yer aldığı araştırmanın direktörü Arch Puddington, yapılan basın toplantısında Türkiye’deki kutuplaşmanın Amerika’daki kutuplaşma ile karşılaştırılamayacak kadar karmaşık ve zorlu olduğunu belirtti.

Avrupa’da ise yine ekonomik kriz tehdidi ve gıda güvenliği ile ilgili sorunlar öne çıkıyor. Bültenimiz içerisinde de okuyacağınız üzere Portekiz’in ciddi kriz tehdidine rağmen AB’den mali yardım almak istememesi ve IMF ile anlaşma yapmaya yanaşmaması, durumu dikkate değer kılıyor. Bununla birlikte Estonya’nın Avro’ya sorunsuz geçişi henüz Avro’ya geçmemiş olan diğer yeni yedi üye ülkenin ekonomik istikrar doğrultusunda Avro’ya geçmesi için önemli bir örnek teşkil ediyor. Ancak şimdilik yakın dönemde yeni Avro üyeleri göremeyeceğiz gibi gözüküyor. Zira Avro’ya geçme ihtimali olduğu düşünülen AB Dönem Başkanı Macaristan’ın Başbakanı Viktor Orban bu hafta yaptığı açıklamada var olan bütçe açıkları ve yüksek işsizlik oranları ile Avro’ya geçmelerinin mümkün olmadığını belirtti. Bilindiği üzere 2004 ve 2007’de üye olan on iki yeni üye devlet arasında son olarak giren Estonya dışında Slovenya, Malta, Güney Kıbrıs ve Slovakya Avro alanına dahil bulunuyor.

Gıda güvenliği alanında da Almanya’da patlak veren ve ardından sırasıyla Hollanda ve İngiltere’ye sıçrayan dioksinli yumurta krizi, Avrupa’da gıda zincirinin tüm katmanlarını tehdit ediyor. Bu nedenle Avrupa Komisyonu bu krizin bir an evvel sona ermesi için yoğun çaba gösteriyor ve üye devletleri baskı altında tutuyor. Genelde yoğun sanayileşmenin ve atıkların düşük arıtmadan geçirilerek doğaya salındığı alanlarda biriken dioksin, bundan üç yıl önce Ukrayna’da ana muhalefet lideri Yuşçenko’ya yapılan suikast girişiminde kullanılan zehirli madde idi. Türkiye’de de Greenpeace’in geçtiğimiz yıllarda İzmit bölgesinde yaptığı incelemede gıda ürünlerinde yoğun dioksin oranlarına rastlandığı bildirilmiş ancak yetkililer konuyla ilgili bir herhangi bir girişimde bulunmamıştı. AB’nin geçtiğimiz hafta patlak veren krize yaklaşımı ile Türkiye’nin kendi tarım arazileri üzerindeki soruna yaklaşımı arasındaki fark, Türkiye’nin yeni açtığı gıda güvenliği başlığına uyum için daha kat etmesi gereken çok uzun bir mesafe olduğunu açıkça gösteriyor.

 Tüm okuyucularımıza iyi haftalar dileriz.