Birliğin Enerji ile İmtihanı: AB Bu Kışa Hazır; Ya Sonraki Kışlar?
Enerji güvenliği meselesi, AB içinde de geçtiğimiz on yıllarda, daha çok iklim krizi ve uluslararası jeopolitik gündem temelinde, sıkça tartışılan bir konu olmuştu. Özellikle geçtiğimiz yılın şubat ayında başlayan Rusya-Ukrayna savaşını müteakip hem Rusya’nın Avrupa’ya ilettiği doğal gazı ciddi oranda azaltması hem de uluslararası piyasalarda hızlıca yükselen enerji fiyatları ile hayati önemi tekrar hatırlanan enerji güvenliği konusunda AB’nin, yeşil ve dijital dönüşümü enerji sektöründe de gerçekleştirirken aynı zamanda kaynakları ve iletim hatlarını çeşitlendirmek ve enerjide dışa bağımlılığı azaltmayı hedefleyen bir politika izlediği görülüyor. Ancak nükleer enerjinin rolü özelindeki görüş ayrılıkları, Rusya’ya olan bağımlılığın azaltılmasında yaşanan zorluk, uluslararası siyasette yaşanan gelişmeler, artan nüfusa bağlı olarak artan enerji ihtiyacını karşılamak ve bunu yaparken ekonomik anlamda olumsuz etkiyi mümkün olduğunca sınırlı tutma ihtiyacı, AB için enerji güvenliğini sağlamayı çetrefilli bir konuya dönüştürüyor.
Savaşla Hızlanan Dönüşüm
Geçtiğimiz günlerde Avrupa Komisyonundan yapılan açıklamada, AB’nin doğal gaz depolama tesislerindeki doluluk oranının %90’a ulaştığı; her yıl kasım ayında bu orana ulaşılması konusunda varılan uzlaşıya rağmen bu tarihten iki buçuk ay kadar önce hedefin tutturulmasının AB’nin enerji pazarında istikrarın sağlanmasında ciddi bir rol oynayacağı ve kışa doğru gidilirken ulaşılan bu yüksek oranın korunması adına durumun Avrupa Komisyonunca yakından takip edildiği ifade edildi.
Bu denli ihtiyatlı bir tavrın oluşumunda şüphesiz geçtiğimiz sene başlayan Rusya-Ukrayna savaşı ve AB’nin Rusya’dan gelen doğal gaza alternatif arayışı etkili olmuştu. AB, doğalgaz talebinde %18’e varan oranda bir düşüş sağlayacak olan bir düzenlemeyi (demand-reduction measures) kabul etmiş ve Mayıs 2022’de REPowerEU planını yürürlüğe koymuştu. “AB vatandaşlarını ve işletmelerini enerji kesintilerinden korumak, Rusya’yı savaşı sürdürmek için ihtiyaç duyduğu gelirden mahrum bırakarak Ukrayna’yı desteklemek ve temiz enerjiye geçişi hızlandırmak” esasları üzerine kurulu bu projeye göre AB, Birlik’e akan enerji kaynaklarını yeni anlaşmalar, ortak sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) alımları, Kazakistan, Mısır ve Namibya gibi ülkelerle stratejik ortaklıklar kurarak ve İsrail ve Mısır’dan doğal gaz ithal ederek çeşitlendirecek; doğal gaz depolamaya ilişkin yeni hedefler belirleyerek krizlerin önünü alacak; enerji tasarruf tedbirlerini uygulamaya koyarak en az %15’lik bir oranda enerji tasarrufu sağlayacak ve yenilenebilir enerjiden faydalanmak adına yapılan yatırımları artıracak. Savaş öncesinde AB’nin doğal gaz talebinin %40 kadarı Rusya’dan karşılanırken, 2022 yılı boyunca azalan bu oranın güncel hâlinin %8,4 civarında olduğu belirtiliyor ki bu da 2027 yılında Rusya’dan alınan doğal gazı sıfırlamayı ön gören AB hedefi yolunda ciddi bir ilerleme sağlandığına işaret ediyor.
Geçtiğimiz seneden itibaren atılan adımlara bakıldığında AB’nin farklı kaynaklardan temin ettiği LNG sayesinde daha geniş bir pazara ulaşarak enerji ihtiyacını karşılayıp arz kaynaklarını çeşitlendirmeye çalıştığına şahit olundu. Bu ülkelerden en büyük paya sahip olanı, 2022 yılında bir önceki yıla göre Avrupa’ya LNG ihracatını %140 kadar artırarak, AB’nin LNG ithalatında tek başına %40’lık bir paya sahip olan ABD oldu. ABD’nin ardından Norveç, Cezayir, Birleşik Krallık ve Azerbaycan AB için önemli tedarikçiler olarak öne çıktı.
Bu süreçte AB bünyesinde üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmaların dışında AB Üye Devletlerinin ve Avrupalı şirketlerin de farklı bölgelerden ülkelerle iş birlikleri kurduğu görüldü. Örneğin İtalya, Cezayir ile olan mevcut ortaklığını geliştirirken aynı zamanda Libya’ya da son 25 senenin en büyük enerji yatırımını yapmak suretiyle hem kuzey-güney enerji eksenini güçlendirerek Rus doğal gazına bağımlılığın azaltılmasına katkı verdi hem de Avrupa enerji güvenliği denkleminde İtalya’nın konumunu ciddi anlamda güçlendirdi. Bu bağlamda bir diğer dikkate değer örnek olarak Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un Eylül 2022’de gerçekleştirmiş olduğu Körfez ziyareti ve bu ziyaretin akabinde Katar’la ve Birleşik Arap Emirlikleri ile imzaladığı LNG anlaşmaları verilebilir. Özellikle Katar’la varılan 15 yıl süreli ve 2026’dan başlamak üzere 2 milyon ton LNG alımına ilişkin anlaşma Avrupa ülkelerinin enerjide Rusya’ya alternatif rotalara yönelmesine dair önemli bir emsal teşkil ediyor. Bu gibi anlaşmalarla AB’nin ve Üye Devletlerin, arz çeşitliliğini sağlamanın yanında iş birliğini güçlendirdikleri ülkeler ve bölgelerdeki görünürlüklerini de artırarak Çin ve Rusya gibi küresel rakiplerin etkisini de kırmak/dengelemek amacını güttükleri söylenebilir.
Yeni Sorunlar - Sürdürülebilir Çözümler
Bugünlerde hâlihazırda var olan LNG terminallerinin kapasitesini genişletmeyi ve yeni terminaller inşa etmeyi planlayan AB, Finlandiya’dan Yunanistan’a dek bu tesislerin sayısını ve kapasitesini artırmak adına çalışmalar yürütüyor. LNG kısa vadede Rusya’dan ithal edilen doğal gaza hızlı bir alternatif sunması ve geniş bir pazara erişme şansı tanıması açısından AB’nin enerjide Rusya’ya olan bağımlılık sorununun çözümüne katkı sunsa da bir bakıma farklı bir bağımlılık yaratılarak çözüm bulunması olarak da yorumlanıp eleştirilebilir. Ayrıca doğal gaz fiyatlarının savaş öncesi döneme nispetle yüksek olması sebebiyle zaten daha yüklü faturalarla karşılaşan hane halkını ve sanayicileri, küresel enerji piyasalarında yaşanacak dalgalanmalara karşı daha savunmasız bir durumda bırakabilecek bu çözümün uzun vadedeki avantajları ve sürdürülebilirliği tartışmaya açık bir konu olarak masada duruyor.
AB için bağımlılıklardan mümkün olduğunca arındırılmış enerji politikalarının oluşturulup hızlı bir şekilde uygulanmasının önündeki bir diğer zorlayıcı durum ise özellikle denize kıyısı olmayan (land-locked) Avusturya ve Macaristan gibi ülkelerin yüksek oranda Rus doğal gazına bağımlı olmasından kaynaklanıyor. Rusya-Ukrayna savaşı başlamadan önce doğal gaz ihtiyacını %80’e varan oranlarda Rusya’dan karşılayan bu ülkelerin hızlı bir şekilde alternatif pazarlara -örneğin LNG- ulaşması da denize kıyısı olan ülkeler kadar kolay değil. Boru hatları ile Ukrayna üzerinden iletilen Rus doğal gazı odaklı bir enerji altyapısı olan ülkelerin -geçtiğimiz yıla göre azalmasına rağmen- yüksek oranlarda bu kaynağa bağlı olmalarının dış politikaları üzerinde de etkisi olduğu ifade ediliyor.
Örneğin savaştan evvel doğal gaz ihtiyacının %80 kadarını Rusya’dan temin eden Avusturya’nın enerji alanındaki bu kırılganlığının, ülkenin NATO üyesi olmayan tarafsız bir ülke olması gibi önemli başka faktörlerle de birleşerek, Viyana’nın Ukrayna’ya desteğini -Polonya ve Almanya’nın silah gönderdiği bir ortamda- kurşun geçirmez yelek ve kask temin etmekle sınırladığı yorumları yapılıyor. Bu noktada ve bu yazı kapsamında önemli olan hususun Ukrayna’ya farklı ülkelerce verilen destek arasında bir hiyerarşi yaratmak değil; ortak politikalar üretip eş güdümle hareket etme amacını güden AB Üye Devletlerinin, bu amaca ulaşmasını zorlaştıran faktörler arasında enerji bağımlılığının rolünü vurgulamak olduğunu belirtmek gerekiyor.
Rusya-Ukrayna savaşı, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından başlayan ve geçtiğimiz yıllarda da sıkça gündeme gelen NATO’nun gerekliliği meselesine ve transatlantik ilişkilerin mahiyetine ilişkin tartışmaları farklı bir boyuta taşımıştı. Kesin bir ayrılık olmasa bile külfet paylaşımı ve bir Avrupa ordusu kurulması gibi konularla nispî bir uzaklaşmanın da konuşulduğu bir ortamdan, kenetlenmiş ve hatta üye sayısını artırmış bir NATO çıktı. Savaşın başlamasından hemen sonra ABD’nin, Avrupa’nın en büyük LNG tedarikçisi olmasıyla da işin enerji boyutunda da iş birliğinin geliştiği görülüyor. Böyle bir noktada ilişkilere mesafe koymayı düşünmek ve bu düşünceyi uygulamak daha da zorlaşacaktır.
Yukarıda belirtildiği üzere bu durumu, transatlantik ilişkilerin durumundan bağımsız olarak, yeni bağımlılıklar yaratılması olarak okuyanlar da var. Yeni bağımlılıklar yaratmadan enerji güvenliğini kuvvetlendirmenin yolu ise enerji temin edilen kaynakları yeni ortaklıklar tesis ederek kaynak çeşitliliği sağlamaktan, krizlere karşı hazırlıklı olmaktan, enerji tasarrufunu üst seviyeye çekmekten ve sahip olunan kaynaklardan alınan verimi artırmaktan geçiyor. Sahip olunan kaynaklardan faydalanma hususunda kömür gibi fosil enerji kaynaklarının ve bilhassa nükleerin konumu AB kamuoyunda ve Üye Devletler arasında tartışmalara konu olmaya devam ederken yenilenebilir enerjiye geçiş sürecinin hızlandırılması ve yenilenebilir enerji üretim ve bakım maliyetlerinin teknik ve teknolojik gelişmelerle düşürülmesi AB için hayli yüksek bir önem taşıyor. Bu noktada, geçtiğimiz yıldan beri devam eden Rusya-Ukrayna savaşının Avrupa’da enerji güvenliğine ilişkin endişeleri gündemin ön sıralarına getirerek, REPowerEU gibi projelerde görüldüğü üzere yenilenebilir enerjiye yönelik çalışmalarının ve yatırımların artması için “zorunlu bir fırsat” durumuna kapı aralamış olduğunu da vurgulamak gerekiyor.
Tunç İbrahim Ceylan, İKV Uzman Yardımcısı