COP28, Fosil Yakıtlardan “Uzaklaşma” Kararıyla Sona Erdi
İlki 1995 yılında Berlin’de düzenlenen BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı, iklim değişikliğiyle mücadele etmeyi, etkilerini sınırlandırmayı/durdurmayı, hâlihazırda hissedilen etkilere adapte olmayı merkezine alarak iklim krizine dair tüm sorunları ve çözüm önerilerini tartışan küresel bir forum rolü görüyor. Geçtiğimiz yıl Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde düzenlenen toplantının ardından, bir sonraki -bu yılki- zirvenin Birleşik Arap Emirlikleri’ne bağlı Dubai şehrinde gerçekleştirileceği açıklanmıştı. Bu açıklamanın yapıldığı günden itibaren başlayan ve farklı tartışmaların konusu olan COP28, bu zirveye özel olarak lokasyon seçiminden; genel anlamda da zirvelerin etkinliğinden dolayı kimi eleştirilere maruz kaldı.
Zirveye Giderken Beklentiler ve Tartışmalar Nelerdi?
30 Kasım – 12 Aralık 2023 tarihleri arasında yapılması planlanan zirvenin temel tartışma maddeleri olarak dört ana başlık belirlenmişti. İlki Küresel Durum Değerlendirmesi (global stocktake), ikincisi iklim değişikliğinin etkilerini azaltılması, üçüncüsü iklim değişikliği kaynaklı değişimlere uyum sağlanması ve son olarak da Kayıp ve Zarar Fonu’nun da (Loss and Damage Fund) dâhil olduğu iklim finansmanı şeklinde listelenen bu dört başlık üzerinden tartışmalar yürütülecekti.
Daha detaylı bir şekilde bakıldığında ise COP28’de, fosil yakıtlardan ya da en azından kömürden aşamalı olarak tamamen çıkmak (phase out) ya da aşamalı bir şekilde kullanımı azaltmak (phase down); geçtiğimiz seneki COP27 Zirvesi’nde kurulması planlanan Kayıp ve Zarar Fonu’nun kaynaklarının ve işleyişinin net bir şekilde belirlenmesi; yenilenebilir enerji yatırımlarına ilişkin bağlayıcı bir karar alınması gibi ülkelerin fikir ayrılığı yaşadığı konulara çözüm bulunması hedeflenmişti.
Bu gibi konularda, ülkelerin anlaşmakta zorlanmalarının sebeplerine bakıldığında daha sistemik bir sorun ve uzun yıllardır iklim krizine yönelik çözüm bulma tartışmalarının ortasına oturmuş olan “tarihsel sorumluluk – güncel durum” ikiliği göze çarpıyor. Gelişmekte olan veya sonradan sanayileşmeye başlamış ülkeler, iklim değişikliğinin başlamasında ve bir krize dönüşmesinde gelişmiş ülkelerin payını öne çıkarırken; gelişmiş ülkeler ise şu an gelişmekte olan ekonomilerin çevreye verdikleri zarara vurgu yapıyor. Bu farklılık, ABD ve Çin gibi büyük ekonomilerin ortak bir zeminde buluşmasını da büyük ölçüde zorlaştırıyor. COP27’de önemli bir adım atılarak, iklim krizinden en fazla etkilenen ülkelere verilmek üzere bir “Kayıp ve Zarar Fonu” kurulmasına karar verilmişti. Böylelikle bahsedilen tarihsel sorumluluk-mevcut durum ikiliğinin en azından bu konuda aşılmasına yönelik önemli bir adım atılmıştı. COP28, her şeyin yanında bahsedilen Kayıp ve Zarar Fonu’nun detaylarının belirleneceği bir zirve olacağı beklentisiyle de dikkatleri üstüne çekti.
COP28’e gidilirken tüm iyimser beklentilerin yanında bazı tartışmalar da küresel iklim gündeminde yer aldı. Bunların en görünenlerinden biri ise iklim kriziyle mücadelede atılacak adımların konuşulacağı bir zirvenin, dünyanın önemli petrol üreticilerinden ve ihracatçılarından olan BAE’de yapılacak olmasıydı. Ek olarak, zirveye başkanlık eden Sultan Al Jaber’in, BAE ulusal petrol şirketinin yöneticisi olması da eleştiri oklarının, daha zirve başlamadan evvel etkinliğe yönelmesine sebep olmuştu. Zirveye katılmak için kayıt yaptıran kişiler arasında, geçtiğimiz senelere kıyasla ciddi oranda artan sayıda fosil yakıt sektöründen temsilcilerin olması ise bir başka eleştiri sebebi olup zirvenin güvenilirliğinin ve çözüm için hevesinin sorgulanmasına yol açmıştı.
Zirveden Neler Çıktı?
İklim konusunda çalışan bilim insanları her fırsatta, küresel sıcaklık artışının 1,5°C ile sınırlanması gerektiğini ifade ediyor. Bu hedef, 2015 yılında imzalanan Paris İklim Anlaşması’nda da sıcaklık artışının 2°C’de, ancak tercihen 1,5°C’de sınırlama maddesinde belirtilmişti. İklim değişikliği, çok fazla faktörce şekillenen bir fenomen olsa da bu faktörlerden en büyüğü, fosil yakıt kullanımı kaynaklı karbon emisyonu olarak belirtiliyor.
Zirveden, 100’den fazla ülkenin hâlihazırda desteklediğini belirttiği fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkış (phase out) gibi net adımlar beklenirken, Zirve Başkanı Sultan Al Jaber’in zirve öncesinde bir etkinlikte sarfetmiş olduğu sözler ile beklentilerin çeliştiği görüldü. COP28 Zirve Başkanı’nın, fosil yakıtlardan çıkılması talebinin arkasında herhangi bir bilimsel veri bulunmadığı ve -insanlığı yeniden mağaralara döndürmek istenmiyorsa- fosil yakıtlardan çıkışın sürdürülebilir kalkınmaya katkı sunmadığı şeklindeki açıklamaları çokça dikkat çekti ve tepki topladı. Bu durumda, zirve sonunda yayımlanacak bildiride fosil yakıtlara yönelik kararın ne kadar iddialı ve cesur olacağı, zirve boyunca akılları meşgul etti.
Zirvenin ilk günlerinde ortaya çıkan bu açıklamalar, zirvede olumlu bir havanın estiği bir zamana denk geldi. COP28 Zirve Başkanı Sultan Al Jaber, Kayıp ve Zarar Fonu’na işlerlik kazandırılmasına ilişkin kararı, zirvenin açılış konuşmasında açıklamıştı. Ek olarak ülkelerin ilk etapta bu fona yapacakları katkılar da belli olmaya başlamıştı. Örneğin Almanya 100 milyon dolar, Almanya hariç AB 150 milyon dolar, ABD ise 17,5 milyon dolarlık meblağlar ile fona katkı yapacağını duyurdu.
Bu gibi açıklamalar, gelişmekte olan ve iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler için sevindirici olmakla birlikte, fona sağlanacağı belirtilen katkı en azından şu an için beklentileri karşılamaktan epey uzak kalmış gibi gözüküyor. Bununla birlikte, Kayıp ve Zarar Fonu her ne kadar 1990’lı yıllardan beri tartışılan ve karara bağlanması zor bir konu olarak bir çözüme ulaştırılmış olsa da zirveyi takip edenler için fosil yakıtların akıbeti esas merak konusu ve ilgi odağı olmayı sürdürüyor. Bu konuda, zirvenin sonuç bildirisine eklenecek kelimeler üzerinde tartışmalar yürütülüyor. Aşamalı azaltım mı (phase down); aşamalı çıkış mı (phase out)? Fosil yakıtların tamamı mı yoksa yalnızca bazı fosil yakıtlar mı söz konusu? Bütün fosil yakıtlar değilse bu ayrım nasıl yapılacak? Karbon yakalama gibi çeşitli yöntemlerle etkileri azaltılmış (unabated) fosil yakıtlara dair karar ne olacak? Bu gibi sorular zirve boyunca sorulmaya devam etti ve birçok kez de açıktan tartışılmaktan kaçınılan konular olarak kaldı.
11 Aralık günü açıklanan taslak sonuç metninde, daha önceki taslak metinlerde yer alan petrol, doğal gaz ve kömürden aşamalı olarak çıkılması ibaresinin yer almadığı görüldü. Bunun yerine, 2050 yılı itibarıyla net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için fosil yakıt üretiminde ve tüketiminde azaltılmaya gidilmesi ifadesi yer aldı. Bu ifade, AB heyetinin de dâhil olduğu pek çok temsilci ve grupça çokça eleştirildi. Metnin “eksik” olduğu, fosil yakıtlara karşı daha güçlü bir dil kullanılması gerektiği belirtildi. İklim Eyleminden Sorumlu Avrupa Komisyonu Üyesi Wopke Hoekstra, taslak metnin bir bütün olarak değerlendirildiğinde, iklim kriziyle mücadele ve küresel sıcaklık artışının 1,5°C’de tutmak için “açıkça yetersiz ve eksik” olduğunu söyledi.
Zirve, sonuç metninde anlaşılamaması sebebiyle uzayarak planlanandan bir gün sonra, 13 Aralık tarihinde sona erdi. İklim kriziyle mücadelede verilen vaatler ve bu vaatlerden ne kadar sapıldığını; aynı zamanda bu vaatleri gerçekleştirmek maksadıyla nasıl yeniden rotaya dönülebileceğini gösteren ilk Küresel Durum Değerlendirmesi Belgesi, zirvenin son gününde onaylandı. Zirvenin üzerinde uzlaşı sağlanan sonuç metni taslağı ise benzer zirvelerden farklı olarak ve ilk kez “fosil yakıtlar” terimine yer verdi. Üzerinde çokça tartışılan aşamalı azaltma – aşamalı çıkış gibi kavramlar yerine, fosil yakıtlardan “uzaklaşılması” (transitioning away) ifadesini kullanan taslak metin, bu geçişin aynı zamanda adil, düzenli ve hakkaniyetli bir şekilde gerçekleştirilmesi çağrısında bulundu. Hem Küresel Durum Değerlendirmesi Belgesi hem de zirvenin sonuç metninin taslağı, iklim kriziyle mücadelede önemli bir dönüm noktası olarak görülse de fosil yakıtlardan “uzaklaşılması” ifadesinin ne denli somut adımlar getirebileceği de tartışma konusu.
Zirvenin sonuç metninde yer alan kelimeler kadar bu kelimelerin ifade ettiklerinin hayata geçirilmesi de önem arz ediyor. Bugüne dek Montreal Protokolü, Kyoto Protokolü, Paris İklim Anlaşması gibi farklı uluslararası sözleşmeler hazırlanıp imzalandı ancak insanın, dünyaya ve onun işleyişine vermekte olduğu zararın önüne geçilmesi mümkün olmadı. COP28 Zirvesi öncesinde BM tarafından yayımlanan raporlarda da görülebileceği üzere küresel sera gazı emisyonları artmaya devam ediyor; ülkeler emisyon kesinti hedeflerinin gerisinde kalıyor; fosil yakıt üretimi hız kesmiyor ve gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere iklim değişikliğine uyum sağlamaları için sundukları finansal kaynaklar beklentilerin gerisinde kalıyor.
Sonuç olarak, iklim eylemi kapsamında beklenen cesur adımları atmak için süre her geçen gün azalıyor. Bunun bilincinde olarak alınacak kararlar ve bu kararların uygulanmasıyla ancak 1,5°C hedefine tutunulabilecekken, mevcut durumda her geçen günün insanlığın aleyhine işlediği söylenebilir.
Tunç İbrahim Ceylan, İKV Uzman Yardımcısı