İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
16-31 OCAK 2024

KÜRESEL GÜNDEM: 2024’te Jeopolitik Gerilimler Devam Ediyor: Kızıldeniz’de Kriz Tırmanıyor

2024’te Jeopolitik Gerilimler Devam Ediyor: Kızıldeniz’de Kriz Tırmanıyor

Husiler, Gazze Şeridi’ndeki İsrail’in Filistin halkına yönelik eylemlerinin ardından Ekim ayının sonunda İsrail’e savaş ilan ederek insansız hava araçlarıyla (İHA) İsrail’e saldırılar düzenledi ve uzun menzilli füzeler fırlattı. İsrail’e yönelik bu müdahaleler etkisiz kalırken, bazı füzeler ABD ve Suudi Arabistan tarafından engellendi. Bu etkisiz saldırıların ardından Husiler, kasım ayının ortalarından itibaren, Cibuti ile Yemen arasında yer alan yaklaşık 20 mil genişliğindeki boğazdan geçen ticari nakliye gemilerine yönelik saldırılar başlatarak strateji değiştirdi. Bu gelişmelerin ardından Husiler, saldırdıkları gemilerin çoğunun İsrail’e ait, İsrail bayraklı veya İsrail limanlarına giden gemiler olduğunu açıklasa da saldırıya uğrayan bazı gemilerin İsrail ile bir bağlantısı olmadığı ortaya çıktı.

Aralık ayından itibaren Husiler tarafından ticari gemilere yönelik rehin alma, İHA’lar ve füzelerle müdahale gibi çeşitli saldırıların artması ile durum giderek tırmandı. Dünyanın en büyük konteyner taşımacılığı şirketlerinin beşte dördü, Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz rotalarının askıya alınması talebinde bulundu. Dünyanın en büyük petrol firmalarından biri olan BP, Husi saldırıları riski nedeniyle artık Süveyş Kanalı'ndan ham petrol ve petrol tankerleri göndermeyeceğini duyurdu. Ardından Maersk, MSC, CMA CGM, Evergreen, Frontline ve Hadag-Lloyd gibi denizcilik devleri de BP’nin kararını takip etti. Bu durum enerji piyasalarını sarsarken, küresel petrol fiyatları başta olmak üzere birçok sektörü etkiledi. Ayrıca, küresel ekonomi krizin devam etmesi ihtimali nedeniyle yaşanacak gecikmeler ve maliyetlerin yükselmesi riski ile karşı karşıya kaldı. Tüm bu gelişmeler, Asya’dan Avrupa’ya yapılan nakliyelerde yaşanacak uzun süreli aksaklıklar karşısında hâlihazırda yüksek enflasyondan kurtulmaya çalışan ve hafif bir resesyonun eşiğinde olan Avrupa ekonomisi için yeni bir riski de beraberinde getiriyor. Bu durum, merkez bankalarının 2024'te faiz oranlarını düşürmeye başlama planlarının yeniden revize edilmesi anlamına da geliyor.

Husiler Kimdir?

Yemen’in Şii Müslüman azınlığı olan Zeydileri savunan (1990’larda Zeydi Şiilerden oluşan Husi Kabilesi’nin haklarını savunan bir hareket olarak kurulan) ve İsrail’i düşman ülke olarak gören Husi grubu, kendisini ABD ve daha geniş anlamda Batı’ya karşı “direniş ekseninin” bir parçası olarak tanımlıyor. 2011 yılındaki Yemen devriminde etkili olarak nüfuzunu her geçen gün genişleten ve Yemen’in başkenti Sana dâhil olmak üzere Kızıldeniz’in girişi sayılan Babu'l Mendeb Boğazı’nı ve batısını kontrol eden Husiler, siyasi olarak bağımsız olduklarını iddia etseler de askerî uzmanlara göre İran ile uyumlu politikaları takip ediyor ve İran tarafından destekleniyor.

Batı’nın ve Türkiye’nin Krize Yaklaşımı

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) 18 Aralık 2023 tarihinde, “ticaretin serbest akışını tehdit eden, masum denizcileri tehlikeye atan ve uluslararası hukuku ihlal eden” bu “devlet dışı aktörün yarattığı zorlukla mücadele etmek” amacıyla Birleşik Krallık, Almanya, Güney Kore, Singapur, Danimarka, Norveç, Yunanistan, Avustralya, Bahreyn, Kanada, Fransa, İtalya, Hollanda, Norveç, Seyşeller, Yeni Zelanda ve İspanya'dan oluşan yeni bir çok uluslu deniz görev gücü kurduğunu açıkladı. Girişimin ismi "Refah Muhafızı Operasyonu" olarak duyuruldu. Ardından Fransa, İtalya ve İspanya, ABD komutası altındaki bir misyona yalnızca “AB veya NATO gücü söz konusu olduğunda katılacağını” açıklayarak girişimden çekildi. Hollanda, Avustralya, Kanada ve Bahreyn’in lojistik ve istihbarat desteği sağlayacağı açıklandı. ABD’nin çok uluslu bir girişim kurmadaki lider rolünde, “İsrail’e yardım amacıyla Yemen’e doğrudan askerî müdahale eden tek ülke” yorumlarının Orta Doğu’da yankılanmasını istememesinin etkili olduğu düşünülüyor.

11 Ocak’ta ABD ve Birleşik Krallık, gemilerin seyrüsefer özgürlüğünü tehdit ettikleri gerekçesiyle 60’tan fazla Husi hedefini bombalayıp İHA’ları düşürdü. Ancak bu müdahaleler, Yemen'in büyük bir bölümünü kontrol eden bu grubun deniz taşımacılığına yönelik saldırılarını durduramadı.

ABD ve Birleşik Krallık dünya genelinde, bu müdahaleler ile tepki çekmek istemiyor ancak her hâlükârda ABD’nin Yemen’e yönelik müdahalesinin ardından, İsrail'in Gazze savaşından kaynaklanan bölgesel gerilimlerdeki karmaşa giderek artıyor. ABD, Husiler’in destekçisi İran’ın en önemli ticaret ortağı Çin’in, durumdan istifade edip rekabet avantajını elde etmesini istemese de Çin de bu durumdan zarar ediyor gibi görünüyor. Nitekim Çin’den yola çıkan ticaret gemilerinin güvenli bir şekilde Avrupa’ya ulaşabilmesi için Ümit Burnu’nu dolaşması hem zaman kaybı hem de daha fazla maliyet anlamına geliyor.

Bölgedeki seyir hakkına yönelik saldırıları kınadığı görülse de, AB’nin Orta Doğu politikalarında, özellikle de Husi saldırılarına karşı ABD öncülüğündeki deniz koalisyonuna yanıt olarak ortak bir duruş sergilemede zorluklar yaşadığı görülüyor. Bir Yunan kargo gemisinin Husiler tarafından Yemen açıklarında füzeyle vurulmasının ardından 22 Ocak’ta Brüksel’de toplanan AB Konseyi, Kızıldeniz’de ticari gemilerin güvenliği konusunda bir AB askerî misyon başlatma konusunda prensipte anlaşsa da bu misyonun ne zaman ve nasıl olacağı bilinmiyor. Şu bir gerçek ki, AB Husilerle çatışmayı tırmandırmak istemiyor. Ancak AB’nin, İsrail’in Gazze şeridindeki eylemlerinin “sonuçlarını” içeren daha geniş bir Orta Doğu tartışması yapması gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise ABD ve Birleşik Krallık’ın Husilere yönelik operasyonuyla ilgili tepki gösterirken Türkiye, bölgede yaşanan gerilimle İsrail’in Gazze şeridindeki eylemleri arasında bağlantı kuruyor.

Kızıldeniz Krizi’nin Ekonomik Boyutu

COVID-19 salgını, tedarik zincirleri üzerindeki jeopolitik çıkarlar ve Rusya-Ukrayna savaşı ile tedarik zinciri üzerindeki kesintiler, küresel ticareti derinden etkilemişti. Küresel tedarik zincirlerindeki yaralar henüz iyileşmemişken, ufukta Kızıldeniz gibi jeostratejik ve jeopolitik açıdan son derece önemli bir konumda yaşanan tırmanışın, küresel ticarete ciddi zararlar verebileceğinden ve tedarik zincirlerindeki yaraları derinleştirebileceğinden endişe duyuluyor.

Genellikle uluslararası ticaretin can damarı olarak tanımlanan deniz taşımacılığı, küresel lojistikte hayati bir rol oynuyor. Örneğin bir kargo, denizyolu ile taşındığında 300 dolara, havayolu ile taşındığında 1.200 dolara mal oluyor. Bu yüzden, deniz taşımacılığı, en uygun maliyetli taşımacılık yöntemi olarak görülüyor ve küresel ticaret için de oldukça önemli. Süveyş Kanalı’nı kapsayan Kızıldeniz’den ise küresel ticaretin %12’sini geçiyor (1 trilyon dolardan fazla) ve her yıl milyonlarca ton yükün taşınmasına ev sahipliği yaparak dünyanın en önemli ticaret yollarından birisi olarak kabul ediliyor. Ancak, yaşanan gerilimlerin ardından Kızıldeniz’den geçen birçok nakliye firması, rotasını değiştirerek (Asya’dan Avrupa’ya olan nakliyeler için) daha uzun bir yol olan Afrika kıtasının Ümit Burnu’nu tercih etmeye başladı. Ancak bu değişiklik hem nakliye için 10 gün ve daha fazla maliyet anlamına geliyor. Bu durum kontrol edilemeyen navlun oranlarının potansiyel sonuçları üzerinde düşünmeye sevk ediyor ve böyle bir senaryonun küresel ticaretin istikrarı ve uygulanabilirliği için geniş kapsamlı etkileri olabileceğini düşündürüyor. Küresel tedarik zincirlerini etkileyecek bu krizle birlikte enflasyonu körükleyen darboğazların ortaya çıkma riski ise daha da belirginleşiyor.

Sema Nur Yeniyıldız, İKV Uzmanı