İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
E-Bülteni

AB GÜNDEMİ: Avrupa’yı Sarsan Çiftçi Protestoları: Çiftçiler Neye Karşı Çıkıyor?

Avrupalı çiftçiler artan maliyetler, düşen kâr oranları ve iklim politikalarının geçim kaynaklarını tehlikeye attığı iddialarıyla Berlin’den Paris’e, Bükreş’ten Brüksel’e uzanan protestolar düzenledi.
AB GÜNDEMİ: Avrupa’yı Sarsan Çiftçi Protestoları: Çiftçiler Neye Karşı Çıkıyor?

Avrupa’yı Sarsan Çiftçi Protestoları: Çiftçiler Neye Karşı Çıkıyor?

Fransa ve Almanya’daki hükümetlerin, 2024 yılındaki bütçelerindeki boşlukları kapatmak için çiftçilere yönelik sübvansiyonları ve harcamaları azaltma planlarını açıklamasıyla Aralık 2023’te başlayan ve Ocak 2024’te tüm Avrupa'ya yayılan çiftçi protestoları karşısında AB liderleri hazırlıksız yakalandı. Protestolar, kıtadaki tarım sektörünün karşı karşıya olduğu derin sorunlara ışık tutuyor. Avrupa genelinde çiftçilerin ortaklaşa dile getirdiği çok yönlü şikayetleri yansıtan bu protestoların Avrupa genelinde yankı uyandırması ve birçok ülkede destek görmesi, çiftçilerin sorunlarının sadece bir ülkeye özgü olmadığını ve ortak bir çözüm gerektiğini gösteriyor.

Protestoların temelinde yatan en önemli nedenler artan üretim maliyetleri, düşük ürün fiyatları, haksız rekabet, uzayan bürokrasi, güçlü perakendeciler, ucuz ithalat, iklim değişikliği ve AB’nin çevre politikaları şeklinde sıralanırken, çiftçilerden gelen seslerin çok yönlü olduğu görülüyor.

İklim Hedefleri ve İklim Değişikliği: İkisi de Çiftçileri Zorluyor

Çiftçilere göre Avrupa tarım sektörü, iddialı iklim hedefleri ile iklim değişikliğinin etkileri ile değişen çevre koşulları arasında sıkışmış bir durumda. Gerilim merkezine bakıldığında, AB’nin 2050 yılına kadar net sıfır emisyonuna ulaşmaya yönelik planı Avrupa Yeşil Mutabakatı ve iklim değişikliğinin yadsınamaz gerçekliği yatıyor. Bu karmaşık durum hem politika yapıcılar hem de çiftçiler için ürkütücü bir zorluk teşkil ediyor.

AB'nin sera gazı emisyonlarının %11'ini oluşturan tarım sektörü, AB’yi 2050 yılına kadar iklim açısından nötr hâle getirmeyi amaçlayan Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın bir parçası olan "Tarladan Sofraya" stratejisindeki kurallardan giderek daha fazla endişe duyuyor. Hedefler arasında 2030 yılına kadar pestisitlerin yarıya indirilmesi, gübre kullanımının %20 azaltılması, daha fazla arazinin tarım dışı kullanıma ayrılması -örneğin tarlaların nadasa bırakılması ya da ağaçların dikilmesi- ve tüm AB tarım arazilerinde organik üretimin iki katına çıkarılarak %25'ine ulaştırılması yer alıyor. Birçok çiftçi hâlihazırda sulama ve hayvan refahı gibi alanlarda mevcut AB kurallarının çok katı bir şekilde yorumlandığından şikâyet ediyor. Gelen yeşil politikaların adil olmadığını, gerçekçi olmadığını, ekonomik olarak uygulanamaz olduğunu ve nihayetinde kendi kendini yenilgiye uğratacağını savunuyorlar. Yeşil Mutabakat kapsamında öngörüldüğü gibi daha sürdürülebilir uygulamalara geçiş, genellikle daha yüksek üretim maliyetleri ve potansiyel olarak da düşük verim anlamına geliyor. Çiftçilere göre bu hedef, her geçen gün giderek daha fazla düşük kâr oranları ile mücadele eden küçük çiftçiler için yıkıcı bir durum. Ancak çiftçiler, bir yandan da kuraklık, sel ve aşırı hava olayları nedeniyle tarımsal üretimin zarar gördüğünü ve geçim kaynaklarının tehlikeye girdiğini iddia ediyor. Bu etkilerin önümüzdeki yıllarda daha da kötüleşmesi durumunda ise üretim dahi yapılamayacağını söylüyor. Şu bir gerçek ki, çiftçilerden gelen protestolar, AB’nin daha geniş bir geleceğe giden yolda sadece düzenlemeler ve hedeflerle gidemeyeceğini gösteriyor.

Ekonomik Baskılar ve Adil Olmayan Rekabet

Ukrayna’daki savaş, temel tarımsal girdiler için küresel tedarik zincirini ciddi şekilde bozdu. Büyük ölçüde Rusya ve Ukrayna’ya bağımlı olan gübre fiyatları %300’e varan oranlarda artış gösterdi. Ayrıca, küresel dalgalanmalardan etkilenen enerji maliyetlerinde de önemli artışlar görüldü. Ayrıca, geleneksel olarak önemli bir tahıl ihracatçısı olan Ukrayna’nın savaş nedeniyle üretim ve ihracatı düşmesiyle, hayvancılıkta önemli bir girdi olan tahıl fiyatların yükselmesine neden oldu. Bu artan girdi maliyetleri, çiftçiler için doğrudan daha yüksek üretim maliyetleri anlamına geldi. Tarım girdilerinin ötesinde, genel enflasyon, ekipman bakımından işçiliğe kadar her şeyin maliyetini artırdı. Üretim maliyetleri artarken, çiftçilerin ürettikleri ürünlerin fiyatları durgun kalmaya devam etti. Bunun kısmi bir nedeni de büyük kârlar elde eden ve düşük fiyatları dikte eden güçlü süpermarket zincirlerinin hâkimiyetinden ve bu marketlerin çiftçi kârlarını sıkıştırmasından kaynaklandı.

Çiftçiler ayrıca, özellikle Güney Amerika’dan yapılan ucuz tarım ve hayvancılık ithalatın rekabet güçlerini baltaladığına dair endişelerini dile getirdi. Brezilya, Arjantin, Uruguay ve Paraguay arasında imzalanan ve AB ülkeleri tarafından onay bekleyen Mercosur Ticaret Anlaşması’nı hedef alan çiftçiler, kendilerine göre daha gevşek çevre ve güvenlik düzenlemeleri altında üretilen Güney Amerika ürünlerinin Avrupa pazarını dolduracağını ve yerli çiftçileri daha da zarara uğratacağını düşünüyor.

Bunlara ek olarak, AB’nin Ortak Tarım Politikası (OTP) da protestoların hedeflerinden biri. Avrupa'nın gıda güvenliğinin 60 yılı aşkın bir süredir dayandığı, yıllık 55 milyar avroluk sübvansiyon sistemi olan OTP, tarihsel olarak ölçek ekonomisine dayanıyor: daha büyük çiftlikler, daha büyük işletmeler, ortak standartlar. Çiftçiler, OTP’nin büyük tarım işletmelerini kayırdığını ve küçük üreticileri dezavantajlı duruma düşürdüğünü savunuyor. Şöyle ki, OTP fonlarının önemli bir kısmı, ekilen arazi miktarına bağlı olarak doğrudan ödemeler yoluyla dağıtılmasının, doğal olarak geniş arazilere sahip büyük çiftliklere fayda sağladığını ve küçük çiftçilerin -birim başına potansiyel olarak daha yüksek üretim maliyetleriyle karşı karşıya olmalarına rağmen- daha az ödeme almalarının adil olmadığını belirtiyorlar. Dahası, son reformlarda doğrudan ödemelerin üretimden ayrılarak piyasa odaklı tarımı teşvik etmesiyle büyük tarım işletmelerinin karmaşık piyasa dinamiklerini yönlendirmede daha donanımlı olmasının da küçük çiftçileri, adil rekabetten alı koyduğu ifade ediliyor. Ayrıca, AB'nin Ukrayna'dan gelen tahıl ithalatına gümrük vergisi muafiyeti getirmesi de Avrupa'daki çiftçilerin tepkisini çekiyor. Çiftçilerin bu sorunların giderilmesi ve taleplerin karşılanmasının, Avrupa'da tarım sektörünün sürdürülebilir bir şekilde gelişmesi için hayati önem taşıdığını belirtiyor.

Protestoların Ardından AB’nin Geri Adımları

Endişelerini duyurma noktasında kararlı olan çiftçiler, ticaret için kullanılan ana yolları kapattı, 1-2 Şubat tarihlerinde gerçekleşen AB Özel Zirvesi için traktörlerini Brüksel’e sürerek yolları kapadı ve “Dünyayı seviyorsanız, onu yönetenleri destekleyin" pankartlarını açtı ve Brüksel’deki AP binasına yumurta atarak AP binasına yakın sokakta ateş yaktı. Bu baskılar, çiftçilere kesin çözüm sunacağı bilinmese de sesler, AB’de yankılandı.

AB düzeyinde, Avrupa Komisyonu Ukrayna'dan tarım ithalatının bir "acil durum freni" ile sınırlandırılmasını ve çiftçilerin AB sübvansiyonlarını almaya devam ederken topraklarının %4'ünü nadasa bırakma yükümlülüğünden 2024 yılına kadar muaf tutulmasını önerdi. Ayrıca, Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen, protestoları “kutuplaşmanın sembolü” olarak nitelendirerek gübre ve pestisit kullanımında ciddi kesintiler öngören ve et tüketimin azaltılmasını tavsiye eden net sıfır hedeflerinden de geri adım attı. Üye ülkeler düzeyine bakıldığında ise Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İrlanda Başbakanı Leo Varadkar, önerilen AB-Mercosur Ticaret Anlaşması’nın mevcut hâliyle imzalanmaması gerektiğini belirttiği görüldü. Ayrıca Almanya, çiftçilere yönelik yakıt sübvansiyonlarını azaltma konusunda geri adım attı, Fransa yakıt vergisi artışı kararından vazgeçti.

Aşırı Sağ Dikkat Çekiyor

Avrupalı çiftçiler, Avrupa iş gücünün %4’ünden fazlasını temsil ediyor ancak şikâyetleri seçmenler arasında yankı uyandırıyor ve politikacıların taleplerini reddetmelerini zorlaştırıyor. Bu protestolar devam ederken Fransa, İtalya, Hollanda ve Almanya başta olmak üzere birçok AB ülkesinde aşırı sağ partilerin, çiftçilerin gürültülü öfkesine sırtını dayadığı görülüyor. Daha doğrusu bu partiler, çiftçilerin ekonomik sıkıntılarını ve iklim politikalarının yarattığı sancılara karşı öfkesini kullanarak kendi siyasi ajandalarını ilerletmeye çalışıyor. Aşırı sağın bu bağlamda güç kazanması, sadece çiftçiler arasında değil, aynı zamanda çevre politikalarının ekonomik maliyetinden etkilenen diğer gruplar tarafından da destek görmesi ihtimaller arasında ve bu yıl gerçekleşecek AP seçimlerinde “sağa keskin bir dönüş” olasılığını artırıyor.

Sonuç Yerine…

Traktörlerin sokakları ve caddeleri kapattığı, boşa giden emeği simgelemek için sütlerin asfalta döküldüğü ve öfkeli sloganların Avrupa’nın başkentlerinde yankılandığı bu protestolar, açık bir uyarı işlevi görüyor: Avrupa’nın tarımsal gıda sisteminin köklü bir revizyona ihtiyacını vurguluyor. Bu protestolar, çiftçilerin yeşil dönüşümün sancılarına direnmesine veya artan maliyetler, düşen kârlar, değişken piyasalar ve güçlü perakendeciler karşısındaki şikâyetlerden daha fazlasına işaret ediyor. Haksız rekabet ve sürdürülemez uygulamaların yükünü taşıyan bir sistemde -spesifik şikayetler ülkeden ülkeye değişse de- kendilerini her yönden sıkışmış hisseden çiftçilerin verdiği mesaj oldukça anlaşılır: Mevcut sistem çalışmıyor. Bu protestoları barikat olarak görmek yerine, olumlu değişim için bir fırsat olarak değerlendirmeli ve dinlenmeli.

Çözüm ise düzenlemeleri ortadan kaldırmakta ya da iklim hedeflerinden vazgeçmekte yatmıyor, mevcut çalışmayan sistemin modernizasyonundan geçiyor. Sürdürülebilir tarım uygulamaları, bilinçli tarım ve alternatif protein kaynakları konularında inovasyona daha fazla yatırım yapmak, çiftçiler ve perakendeciler arasında güç dengesizliklerinin gidererek daha adil piyasa dinamiklerini sağlamak, çiftçilerin çevresel hedeflerden ödün vermeden daha sürdürülebilir uygulamalara geçebilmesi için hedefe yönelik mali destek sağlamak ve dirençli bir gelecek inşa etmek (gıda israfının önüne geçmek, yerel çiftçileri desteklemek, gıda tedarik zincirlerini güçlendirmek, çevreyi korumak ve halk sağlığını desteklemek gibi) yapılacak modernizasyonun temel hedeflerini oluşması gerekiyor. Bu anlamda AB’nin harekete geçmesi, bugün için çiftçilerin endişelerini ele almak olsa da aslında yarın için daha dayanıklı bir gıda sistemi oluşturmak demek.

Sema Nur Yeniyıldız, İKV Uzmanı

Diğer Yazılar