AB Genişleme Sürecinde Yeni Adım: Bosna Hersek ile Müzakerelerin Başlaması ve Yeni Reform Önerileri
Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından genişleme meselesi, Brüksel gündemine -uzun bir aranın ardından- geri döndü ve tartışmaları şekillendirmeye devam ediyor. 21-22 Mart 2024 tarihlerinde gerçekleşen AB Zirvesi’nde, Komisyonun önerisine binaen, Bosna-Hersek’le üyelik müzakerelerine başlanma kararı alındı. AB kamuoyu ve kurumları genişleme için bürokratik süreçleri işletirken aynı zamanda genişleme öncesinde ve sonrasında yapılması gereken reformları da tartışıyor. Değerler, politikalar, bütçe ve yönetim alanlarında genişleme öncesinde üstünde daha fazla durulması gereken konuları ele alan bu tebliğ ile Komisyon, reform tartışmalarına katkı sunuyor.
Uzun bir aranın ardından, özellikle Ukrayna’da başlayan savaşla birlikte AB gündeminde yeniden en üst sıralara yerleşen genişleme meselesinde yeni adımlar gelmeye devam ediyor. 2016 yılında AB üyeliği için ilk başvurusunu gerçekleştiren Bosna-Hersek’e, Aralık 2022’de aday ülke statüsü verilmişti. O tarihten bugüne, üyelik müzakerelerine başlanması için ülkedeki demokratik kurumların güçlendirilmesi başta olmak üzere çeşitli tavsiyeler, Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan raporlar aracılığıyla Bosna-Hersek’e iletilmişti.
Avrupa Komisyonu tarafından 12 Mart 2024 tarihinde yapılan açıklamada, Bosna-Hersek’in geçen süre içinde çıkar çatışmalarının önlenmesine ilişkin bir kanunun kabulü, kara para aklamayla mücadele ve terörün finansmanı gibi pek çok husustaki reformlarda ciddi bir ilerleme kaydettiği belirtildi. Ülkenin, yargı sisteminde, yolsuzlukla mücadelede, örgütlü suçlar ve terörle mücadele ve göç yönetiminde kayda değer adımlar attığına değinen Komisyon, Bosna-Hersek’in AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’na tam uyumunun da jeopolitik anlamda böylesine karmaşık bir konjonktürde özellikle mühim adım olarak gördüğünü ifade etti. Bu gelişmeler ışığında üyelik için yeterli uyum düzeyine ulaşan Bosna-Hersek ile üyelik müzakerelerine başlanmasını tavsiye ettiğini bildirdi.
Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Ursula von der Leyen, Bosna-Hersek’e adaylık statüsünün verilmesinden itibaren ülkenin çok önemli adımlar attığını ve bir yıl gibi bir sürede 10 yıllık ilerleme kaydedildiğini belirtti. Birlik’e tam üye olarak katılması için kat etmesi gereken uzun bir yolu olmakla birlikte ülkenin, şu ana kadar gösterdiği çabalara ve elde ettiği sonuçlara bakıldığında Bosna-Hersek’in üyelik kriterlerini karşılayabilen ve vatandaşlarının AB ailesinin bir parçası olma isteğine cevap verebilen bir ülke olduğunun net bir şekilde görüldüğünü vurgulayan Komisyon Başkanı sözlerini, “Bosna-Hersek’in geleceği, Birlik’tedir” diyerek noktaladı.
Müzakerelere başlanma kararını verecek kurum olan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, 21-22 Mart 2024 tarihleri arasında gerçekleşti. Zirveden önce yapılan tartışmalarda, müzakerelere başlanması kararına kategorik olarak olumsuz yaklaşan bir ülke olmasa da meseleye dair farklı yaklaşımlardan kaynaklanan ve uzlaşı gerektiren kırılımların olduğu söylenebilir. Örneğin, aralarında Avusturya, Hırvatistan, Macaristan ve Slovenya gibi ülkelerin de olduğu bir grup, Ukrayna ve Moldova ile yürütülen üyelik süreçlerinin, Batı Balkan ülkelerinin süreçleri ile bir arada yürütülmesi gerektiği fikrinde olduklarını belirtti. Benzer şekilde, daha çok Baltık ülkelerinin teşkil ettiği bir diğer grup ise genişleme bağlamında Moldova ve Ukrayna’yla daha somut adımlar atılması ve daha olumlu bir dil kullanılması istediklerini ifade etti. Haziran’da gerçekleşecek AB Zirvesi’nde, Moldova ve Ukrayna’nın müzakere çerçeve belgelerine ilişkin karara yönelik elle tutulur bir ilerleme olmaması hâlinde, Bosna-Hersek kararını veto edebileceğini söyleyen ülkelerin olduğu da aktarıldı.
Haziran ayında gerçekleşecek AP seçimleri öncesinde genişleme gündemini bu denli ön plana koymanın AB vatandaşları nezdinde ne gibi bir karşılık bulacağına ilişkin kimi endişelerle birleşen bu ayrımlara rağmen zirve, Bosna-Hersek adına herhangi bir talihsizlik yaşanmadan sona erdi. Moldova ve Ukrayna’yla ilgili süreçlerin “geciktirilmeden” ilerletilmesi çağrısı yapan Zirve kararlarında, Bosna-Hersek ile üyelik müzakerelerine başlanmasına da onay verildi.
Komisyondan, Genişleme Öncesi Reformlara ilişkin Tebliğ
AB, genişlemeyi tartışırken aynı zamanda 30+ üyeli bir Birlik’in etkin bir şekilde nasıl yürüyebileceğine dair de fikirler öne sürülüyor. Bu bağlamda çeşitli düşünce kuruluşlarının, çalışma gruplarının ve üniversitelerin inisiyatif alıp raporlar yazdığına şahit olunmuştu. Benzeri bir çalışma, 20 Mart 2024 tarihinde Avrupa Komisyonu tarafından yayımlandı. Bu çalışma, belirli alanlarda hazırlanacak politika incelemelerine yol gösterme amacı taşıyor.
2023 Birliğin Durumu konuşmasında Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in de bahsettiği dört alan için genişlemiş bir AB’nin etkisini ele alan tebliğ, AB’nin genişlerken aynı zamanda derinleşmesi gerektiğinin altını çizerek başlıyor. Genişleme sayesinde AB’nin bugünkü konumuna geldiğini; dünyanın en büyük bütünleşmiş pazarı olduğunu ve AB’nin dünya meselelerindeki ağırlığının arttığına yapılan vurgu sonrasında genişlemenin, AB’nin stratejik çıkarına olan ve doğru yönetildiğinde jeopolitikten çevreye pek çok farklı kalemde faydalar getireceğine değiniliyor. Genişlemenin liyakate dayalı bir süreç olmasının önemi en üst perdeden vurgulanıyor.
Demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin ve temel hakların üstünlüğünün, bir sonraki genişleme için rehber olacağı ifade edilirken; hukuk devleti ilkesinin uygulandığından emin olunması yolunda, üyelik sonrasında da adımlar atılacağı dile getiriliyor.
Tebliğde, genişleme ile daha güçlü fiziksel bağlantılar kurularak lojistik maliyetlerinin azalabileceği belirtiliyor. Yeni üye ülkelerin, AB’nin iklim ve çevre hedefleri için potansiyeller barındıracağı; genişlemiş bir AB’de, mevcut taahhütler korunurken ne gibi yeni sorunlara çözüm bulunabileceğinin araştırılması öneriliyor. Daha geniş bir AB ile Ortak Tarım Politikası’nın dayanıklılığının artacağı belirtilirken, aday ve potansiyel aday ülkelerin bu politikalara ve Tek Pazar kurumlarını işletme becerisinin incelenmesi gerektiğinden söz ediliyor. Bununla birlikte, yasal ve yasaların uygulanmasına yönelik farklılıkların nasıl giderilebileceğine ilişkin politikaların neler olabileceğine de cevap aranması isteniyor. Genişleyen bir AB’nin dış politika ihtiyaçları ve çıkarlarının da farklılaşacağını bilinciyle tebliğ, AB’nin hareket kabiliyetini artıracak etkin bir karar alma mekanizmasının işletilmesinin önemine dikkat çekiyor.
Bütçe yapılırken AB’nin genişleyeceğinin farkındalığıyla ilgili sürecin ilerletilmesi gerektiğine değinen tebliğ, katılım öncesi araçların ihtiyaçlara nasıl daha iyi cevap verebilir hâle getirilebileceğine ilişkin önerilerin öneminden de bahsediyor. Yönetim ve karar alma hususlarında da genişlemiş bir AB’nin daha esnek olmasının önemini vurgulayan tebliğ, Komisyonun gerektiği taktirde ve yerde Kurucu Antlaşma değişikliğini desteklediğini; bununla birlikte, mevcut araçların -passerelle clauses gibi- tam potansiyelin kullanılmasıyla yoluyla da oldukça olumlu sonuçlar alınabileceğini belirtiyor.
AB, hem bu gibi raporlarla hem de çeşitli zirvelerde ve toplantılarda atılan adımlarla, genişleme meselesini ne denli ciddiye aldığını ve genişlemenin sağlam bir temel üzerinde yükselmesini ne kadar önemsediğini gösteriyor. Hem aday ülkeler hem de AB için oldukça zahmetli ve emek gerektiren bir yol olan üyelik sürecinin, mevcut adaylar için jeopolitik olarak pek de elverişli olmayan bir konjonktürde nasıl sürdürülüp sonuçlandırılacağı kritik bir soru işareti oluşturmaya devam ediyor. Bunun yanında, Avrupa entegrasyonunun geçen yıllara ve değişen dinamiklere rağmen cazibesini sürdürmesi de Avrupa’nın geleceğini düşünürken dikkate almamız gereken bir öncelik olarak öne çıkıyor.
Tunç İbrahim Ceylan, İKV Uzman Yardımcısı