İklim Risklerinin Yönetilmesi: Avrupa Komisyonunun Yeni Tebliği
Avrupa Komisyonu, 12 Mart 2024 tarihinde, “İklim Risklerinin Yönetilmesi-İnsanların ve Refahın Korunması” başlıklı bir Tebliğ yayımladı. Tebliğde, iklim krizi nedeniyle, yüzyılın sonuna kadar AB GSYH'sinin yaklaşık %7 oranında daralabileceğine dikkat çekildi. İklim krizinin önlenmesine yönelik eylemlerin, çevresel felaketler gerçekleştikten sonra ortaya çıkacak olan hasarları telafi etmekten çok daha uygun maliyetli olduğunun altı çizildiği Tebliğde; bunun başarılması için yönetişimin ve var olan araçların güçlendirilmesi, yapısal politikalardan daha fazla yararlanılması ve iklim direncine yönelik politikaların daha fazla finanse edilmesine yönelik çeşitli önerilere yer verildi.
İklim krizi, gezegenin geleceğini tehdit eden bir unsur olmaya devam ediyor. 2023’ün kayıtlara geçen en sıcak yıl olması, bu krizin ne kadar ciddi bir boyuta ulaştığını gözler önüne seriyor. Avrupa, iklim krizinin etkileriyle yüzleşen kıtaların başında yer alıyor. Örneğin 2023 yılında Yunanistan’da orman yangınları nedeniyle 170 bin hektarlık alan yandı ve seller yıllık tarımsal hasılanın %15'ini yok etti. Slovenya’daki sel felaketi GSYİH'in yaklaşık %16'sına denk gelen bir ekonomik zarara yol açtı. İskandinavya Bölgesinde gerçekleşen Hans Fırtınası ise altyapıya, tarıma ve ulaşıma büyük zararlar verdi.
Tahminler, yeterli önlemlerin alınmaması hâlinde iklim krizi nedeniyle, yüzyılın sonuna kadar AB GSYH'sinin yaklaşık %7 oranında daralabileceğini gösteriyor. AB, özellikle 2019 yılında duyurulan Avrupa Yeşil Mutabakatı’ndan beri daha iddialı bir iklim politikası ortaya koysa da, mevcut ekonomik koşullarda bu politikaların uygulanabilirliği sorgulanıyor. Alınan tedbirlerin etkili olabilmesi için ekonomik büyümenin de ihmal edilmemesi gerekiyor. Bu bağlamda bahsi geçen ikilemin büyüklüğünün farkında olan Komisyon, 12 Mart 2024 tarihinde, “İklim Risklerinin Yönetilmesi-İnsanların ve Refahın Korunması” başlıklı bir Tebliğ yayımladı. İlgili Tebliğ, AB’nin iklim risklerini nasıl etkin bir şekilde yönetebileceğine dair birçok öneriyi içerisinde barındırıyor.
Komisyon, ilgili Tebliği, Avrupa Çevre Ajansı tarafından yayımlanan ve bilimsel bir rapor olan “Avrupa İklim Risk Değerlendirmesi”ne bir yanıt olarak hazırladı. Avrupa İklim Risk Değerlendirmesi, Şekil 1’de görülebileceği üzere, ekosistemler, gıda, sağlık, altyapı ile ekonomi finans olmak üzere beş geniş grupta Avrupa için 36 büyük iklim riskini tanımlamış ve iklim risklerinin tüm sosyal sistemleri ve politika alanlarını tehdit ettiğini ortaya koymuştu. Bu bağlamda yakın gelecekte AB’nin, Değerlendirmede yer alan iklim risklerinin aciliyetine göre yeni politikalar geliştireceği söylenebilir.
Şekil 1: Avrupa Çapında 36 Temel İklim Riski
.png)
Kaynak: Avrupa Çevre Ajansı
Tebliğin İçeriği
Komisyonun yayımladığı Tebliğde, iklim direncini arttırmaya yönelik eylemlerin vatandaşların, ekonomik rekabet gücünün ve AB ekonomileri ile şirketlerin refahını korumak için ne kadar önemli olduğunun altı çiziliyor. İklim krizinin önlenmesine yönelik yatırımların, çevresel felaketler gerçekleştikten sonra ortaya çıkacak olan hasarları telafi etmekten çok daha uygun maliyetli olduğu vurgulanıyor. Ayrıca iklime dirençli binaların inşa edilmesi veya çevreci ulaşım ve enerji ağlarına yatırımların yapılması gibi tedbirlerin, önemli iş fırsatları yaratabileceğine dikkat çekiliyor. Bu bağlamda AB, bir bakımda çevrenin korunmasının ekonomik büyümenin bir ön koşulu olduğunu kabul ediyor.
Tebliğde, iklim risklerinin yönetilmesine yardımcı olmak amacıyla dört ana eylem kategorisi tanımlanıyor:
Sonuç ve Değerlendirme
Başta Avrupa olmak üzere dünyada, aşırı sıcaklıklar, aşırı hava olayları, kuraklık, yangın, sel ve benzeri afetlerin sıklık ve şiddeti giderek artıyor. Bu krizin başlıca sorumlularından olan AB ülkeleri, 1990’lı yılların başından beri iklim kriziyle mücadelede konusunda önemli adımlar atıyor. Özellikle 2019 yılında kamuoyuna duyurulan Avrupa Yeşil Mutabakatı’ndan beri, AB’nin daha iddialı çevresel tedbirler aldığı gözlemleniyor. Ancak bu tedbirlerin görmezden gelinmemesi gereken oldukça ciddi bir ekonomik boyutu da bulunuyor. 1980’li yılların başında neoliberal ekonomik politikalar çerçevesinde Batı merkezli inşa edilen ekonomik düzenin, 2008 küresel ekonomik krizinden beri büyük bir çıkmaz içerisinde olduğu biliniyor. Bu krizden en fazla etkilenen aktörlerin başında AB geliyor. Nitekim 2008 yılında dünya ekonomisinin %24’ünü oluşturan AB’nin bu payı, 2022 yılında %17’ye kadar geriledi. Dahası hâlihazırda 2008 krizinden sonra ekonomik olarak toparlanamayan AB, COVID-19 krizi ve Rusya-Ukrayna savaşının ekonomik sonuçlarıyla da mücadele ediyor. Böyle bir tabloda AB’nin iddialı iklim hedeflerine ulaşıp ulaşamayacağı soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Bu bağlamda “İklim Risklerinin Yönetilmesi-İnsanların ve Refahın Korunması” başlıklı Komisyon Tebliği, her şeyden önce iklim krizinin önlenmesine yönelik yatırımların, çevresel felaketler gerçekleştikten sonra ortaya çıkacak olan hasarları telafi etmekten çok daha uygun maliyetli olduğu ve iklim krizi nedeniyle yüzyılın sonuna kadar AB GSYH'sinin yaklaşık %7 oranında daralabileceği gerçeğine gönderme yaparak, kısa vadeli kazançların uzun vadeli yıkımlara yol açabileceğine dair önemli bir mesaj içeriyor. Tebliğ, iklim kriziyle mücadele ederken refahın da korunması için yönetişimin ve var olan araçların güçlendirilmesi, yapısal politikalardan daha fazla yararlanılması ve iklim direncinin daha fazla finansmanına yönelik öneriler önerilerde bulunuyor.
Ahmet Emre Usta, İKV Uzmanı